ELEKTRİK KESİNTİSİ, ADLİYE BASKINI VE BİR KOMPLO TEORİSİ

Adliye baskınının perde arkasında karanlık planların olduğu o kadar belli ki. Aydınlatılmayı bekleyen sorular karanlıkta kaldıkça, eylemle ilgili kuşkular da devam edecek. DHKP-C’nin taşeron örgüt olduğunu, kim parayı bastırırsa onunla çalıştığın unutmayalım.

Celal ÇETİN

Bu ülkede komplo teorisyenliği oldukça ilgi çeker. Haksız da sayılmazlar komplo teorisyenleri. Her saat değişen gündemler, birbiri ile bağdaşmayan resmi açıklamalar, kapalı kapılar arkasında konuşulan ve üretilen politikalar ile vatandaşa söylenenlerin farklı olması gibi pek çok etken, komplo teorisyenlerine ilgiyi artırıyor.

Bir komplo teorisi de bizden gelsin. Dediğimiz gibi, sadece modaya uymak amacıyla yazılmış bir teori.

Önce adliye baskınına ve savcı Mehmet Selim Kiraz’ın şehit edilmesi olayına bakalım. Güvenilir isimlerden ikna edici, inandırıcı bir açıklama gelmediği sürece baskına ilişkin kafalardaki soru işaretleri devam edecek.

1- Savcıyı öldürmek DHKP-C'ye hiçbir şey kazandırmaz. Kaldı ki rahmetli savcı DHKP-C'nin bahane olarak kullandığı, "Berkin Elvan'ın katilleri açıklansın" gerekçesi doğrultusunda çalışıyordu ve Berkin'i öldüren katillere ulaşmak üzereydi. “Takipsizlik vermek yerine ahlaki gerekçelerle devam edeceğim ve davayı bitireceğim” demişti. Yani DHKP-C’nin istediğini yapıyordu. Örgüt savcıyı öldürerek hedefe ulaşmasını önlemiş oldu. Hem "katiller bulunsun/açıklansın" diyeceksin, hem katillerin bulunmasını/açıklanmasını önleyeceksin. Pek mantıklı değil.

2- Savcının öldürülmesinden kim/kimler kazançlı çıkacak?

3- Rahmetli savcıdan çıkarılan mermi çekirdekleri hangi silahlara ait? Teröristlerin elinde ne tür ve kaç tane silah vardı? İki terörist yüzlerce özel harekat polisleri ile 15 dakika çatıştığına göre ateş güçleri yüksek olmalı. Bu bilgiler çok önemli.

4- Ülke çapında elektrik kesintisi ile adliye baskını arasında bir ilişki olduğunu unutmamak gerekiyor. Bir ülkeyi diz çöktürmek istiyorsanız enerji ve iletişim sistemlerini çökertirseniz kımıldayamaz duruma gelirler. Ordusu savaşamaz, finans sistemi durur, ekonomisi felç olur. Elektrik kesintisi ile, "istersek Türkiye'nin savunmasını, milli güvenliğini, ekonomisini çökertebiliriz. Ameliyat masasındaki hastası bile kurtulamaz. Ayağınızı denk alın" mesajı mı verildi.

Adliye baskını ile de, "hiçbirinizin hayatı garantide değil. Hukuk dışı yapılanmaları fazla kurcalamayın. Bugüne kadar bizimle nasıl işbirliği yaptıysanız devam edin" mi denmek istendi?

Bu senaryoların tarafları kimler? Uluslararası boyutu olduğu kadar Türkiye içindeki destekçileri kim? Bugün ülkede kimler, hangi gruplar içinde güç savaşı yaşanıyor? Seçimler öncesi kimler gücünü korumaya, kimler rüştünü ispat etmeye çalışıyor.

5- Bu ülkede kimler Batı ekseninde yürümek isterken kimler Batı'ya alternatif politikalar izliyor? Türkiye'nin makas değiştirmesini kimler ister, kimler istemez?

6- İsrail'de şahin Netanyahu seçildi. 2016'da ABD'de şahin Cumhuriyetçi adayının başkan olması bekleniyor. İsrail ve ABD Türkiye'nin makas değiştirmesini istemeyeceğine göre, kimleri gözden çıkarmış, kimleri destekliyor olabilir? İsrail ve ABD; PKK ve IŞİD'i kurup kullandığı gibi DHKP-C'yi de kullanıyor.

7- DHKP-C’nin bundan önceki eylemleri ve uzun süredir saldırı planları yaptığı bilinirken, açık açık tehdit ederken MİT saldırıyı niye önleyemedi?

8- Öldürülen teröristlerin PKK'ya yakın bir TV kanalına canlı bağlandıklarını da unutmayın.

Şimdi gelelim komplo teorimize ve “savcının odasını basarak savcıyı rehin alan iki teröristin amacı ile eylemin sonuçları birbirinden farklı olabilir mi?” sorusunu soralım.

Diyelim ki DHKP-C’yi yöneten üst akıl iki teröriste, "gidin eylem yapın, üç-beş saat bağırın çağırın, propaganda yapın, taleplerinizi iletin sonra teslim olun. Polis savcının hayatını tehlikeye atmamak için operasyon yapmaz." talimatı vermiş olsun. İki terörist de buna inanarak baskını gerçekleştirmiş olsun.

Baskın gerçekleşiyor, teröristler PKK’ya ait bir TV kanalında taleplerini iletiyorlar. Bir tarafta teröristler ve savcı, diğer tarafta güvenlik güçleri 8 saatlik bekleyiş sürecine giriyor. Amaç hasıl oldu. Artık teslim olma zamanı.

Derken her ne oluyorsa oluyor, operasyon ve çatışma başlıyor.

Operasyon sürerken yayın yasağı geliyor.

Operasyon sonuçlanıyor.

İki terörist öldürülüyor. Savcı, vücudunda 4 kurşunla hastaneye kaldırılıyor. Kimilerine göre yaralı getiriliyor hastaneye, kimilerine göre hastaneye getirildiğinde şehit olmuştu.

Bir gün önce iki terörist öldürülüyor bir savcımız şehit oluyor. Aynı gece AKP’nin binalarından birine silahlı saldırı yapılıyor. Bir gün sonra, savcımız son yolculuğuna uğurlanırken İstanbul emniyet Müdürlüğü’ne aynı örgüt tarafından silahlı saldırıda bulunuluyor. Bir terörist ölü ele geçiriliyor.

Ülke tam anlamı ile kaos yaşıyor. Bu toz duman içinde “ulusal güvenliğin tehdit altında olduğu” gerekçesi ile olağanüstü uygulamalar konusunda insanları ikna etmek daha kolaydır. Hatta ulusal güvenliğe tehdit artarak devam ederse, demokrasinin gereği seçimler bile ertelenebilir. Ülkenin güvenliği seçimlerden daha önemlidir çünkü!

Dediğimiz gibi, bunlar sadece bir komplo teorisi. Bir anlamda ifade özgürlüğü. İç Güvenlik Yasa Tasarısı’nın kapsamına girdiğini sanmıyoruz. Yüzünde maske, elinde molotof kokteyli yok neticede teorinin…

01.04.2015