YEMEN İÇİN SORUN SÜNNİ-Şİİ AYRIŞMASI DEĞİL

Yemenli blogger Elvezir, Yemen’deki sorunun Sünni-Şii sorunu olduğunu iddia eden Batı basınının ve Türkiye’deki ana akım medyanın aksine Yemen’in yerel halkı, ülkede mezhepsel bir ayrımın lafının geçmediğini ve sorunun politik ve ekonomik yanlarının çok daha güçlü olduğunu aktarıyor.

Yemenli Atiye Elvezir (Atiaf Alwazir) Yemenli kadınların görüşlerini aktardığı womanfromyemen.blogspot.com’da, her ne kadar uluslararası dünya öyle yaklaşsa da, Yemen’deki çatışmanın “Sünni – Şii çatışması” olmadığını çarpıcı bilgiler ve örneklerle anlatıyor.

Yemen’de günlük konuşmalarda mezhep konusunun çok nadir gündeme geldiğini, ancak dışarıdan yapılan müdahaleler sonucu durumun yavaş yavaş değişmeye başladığını söyleyen Elvezir, geçmişte mezhepsel ayrışmaya ve tarihsel çeşitliliğe yönelik halkın yüksek olan toleransının “mezhep ayrımcı” yaklaşımlar sebebiyle değişmeye başladığını ifade ediyor.

Elvezir, ülkedeki çatışmanın kökenlerinin politik sıkıntılar ve ekonomik sorunlar olduğuna değindiği yazısında Yemen’de mezhepsel ayrışma yoktur demenin yanlış olacağını, fakat ülkedeki mevcut güç mücadelesini ‘tarihten gelen mezhepsel ayrışma’ basitliğine indirmenin de benzer şekilde yanlış olacağını vurguluyor.

Elvezir daha sonra madde madde bunun sebeplerini aktarıyor:

“İlk olarak, Husiler olarak bilinen Ensarullah hareketini oluşturan öğeler hakkında hiçbir istatistiki çalışma olmasa da, üyelerinin birçoğunun Zeydi olduğunu biliyoruz, ancak Şii ve Sünni İslam’ın İsmaili, Şafi, Caferi gibi farklı birçok din okullarından da üyeleri var. Birçok Sünni aşiret ve askerler de Husiler’e katılmış durumda ve grupla birlikte savaşıyor. Hatta, Taiz müftüsü Said Bin Akil (Saad Bin Aqeel) gibi önde gelen Şafi liderler de Husiler’in liderleri arasında ve grup başkente yönelmeden önce cuma namazı öncesi vaaz veren kişiler arasında yer aldı.

İkinci olarak, Zeydiler, Sünni alimlere benzer doktrinler ve hukukla ilgili görüşleri paylaşıyorlar. ‘Neden Yemen önemli’ kitabının yazarı Helen Lackner’in de belirttiği gibi ‘Bunun dini görüş farklılıkları ve Sünni Şii ayrımıyla varsa da çok az bir alakası var. Konu aşiret bağlılığı, güç, kontrol ile kalkınma (eksikliği) ve giderek fakirleşip acı çeken nüfusa ayrılan sosyal güvenlik harcamalarını içeren sosyal bütünlük temeline dayanıyor.

Üçüncü olarak, toplumdan bahsedersek Yemenliler uzun süre ırksal ayrım gözetmeden yaşadılar ve yaşıyorlar. Yemen’de farklı mezheplerden ve dini okullardan birçok kişi, omuz omuza saf tutuyor ve farklı mezheplerden insanlar ‘dönüşüm’ ya da özel prosedürlere başvurmadan evlenebiliyorlar, mezhepsel bağlılık kökenli cinayetler oldukça nadir.

Dördüncü olarak, Husiler’e göre amaçları Zeydiler’e özel veya Zeydi düşüncelerini temel alan bir ‘Zeydi rejimi’ kurmak değil. Benzer şekilde, üyeleri çoğunlukla    Sünni olan El Islah Partisi’nin amacının da halifeliği geri getirmek olduğunu söyleyemeyiz.

Beşinci olarak, bütün Zeydiler Husi değil. Çokça tanınan Zeydi alimlerin ve dini merkezlerin Husiler’e bakışı, kendi öz duruşlarına göre şekilleniyor.

Altıncı olarak, geçiş hükümeti insanların dertlerini görmezden geldikçe memnuniyetsizlerin sayısı çoğaldı. Son halka, 29 Temmuz 2014’te yönetimin akaryakıt sübvansiyonlarını yüzde 60-90 oranında kesmesi oldu. Toplu protestolar yaşandı ve Husiler bu sorunlar üzerinden saflarına birçok kesimden farklı ve yeni insanlar kattı.

Yedinci olarak, mezhepsel ayrımlar bazı gruplar tarafından istismar edilse de (misal olarak, El Kaide’nin örgütüne yeni insanlar katmak için Husiler’in yükselişi sonrası ‘Sünnileri’ savunma söylemini kullanması) El Kaide ile savaşan herkesin Şii ya da Husi olmadığını hatırlamak lazım.

Sekizinci olarak, eğer bu bir mezhep meselesi olsaydı, teknik olarak bir Zeydi olan Ali Abdullah Salih (Arap baharı döneminde ülkeden kovulan eski lider) 2004-2010 yılları arasında Husiler’e altı farklı savaş açmazdı. Geçmişin eski düşmanları bugün geçici bir ittifak kurmuş gibi gözüküyor. Bu da çatışmanın doğasının politik olduğuna işaret ediyor.

Dokuzuncu olarak, yakın zamanda Husilerin yönetirken yaptığı hak ihlallerinde tutuklanan aktivistlerin veya gazetecilerin tutuklanmalarında mezhepsel bir açı bulunmuyor.

Son olarak, (dünyadaki) farklı siyasi kesimler arasındaki jeopolitik gerilimler meydanlarda olup biteni haliyle etkilerken ülkenin siyasi dinamiklerini sadece dış müdahale etkisiyle açıklamak yanlış olur. Ayrıca, meseleyi ifade ederken mezhep etkisiyle sınırlamak, geçiş hükümetinin sorumluluklarını yok ediyor ve onların Yemen’in tamamına yayılmış yerel sıkıntılarla ilgili sorumluluklarını hatırlatmak yerine tüm sorumluluğu dış güçlere yıkmasına yardımcı oluyor. Ayrıca ülkedeki hak ihlallerinde Husiler’in ihlalleri siyasi emelleri nedeniyle değil de dini farklılıkları sebebiyle yapmakla suçlamak, Husiler’i, yol açtıkları hak ihlallerinden aklıyor.

Bu on noktanın gösterdiği gibi, mesele dini savaşa indirgenemez. Yemen’deki siyasi dinamikleri anlamak için analizler bu nüanslara dikkat etmeli. Doğru bir algı olmadan hazırlanan politikalar kusurlu olmaya devam eder ve çözüm formüle edemez, ve bu da şiddet sarmalının devam etmesine yol açar.”

27.03.2015