YEMEN: EMPERYALİZMİNİN KİRLİ SAVAŞ ARENASI

Yemen, Batı emperyalizminin kirli savaşlarını yürüttüğü coğrafya oldu. Şii-Sünni ayrışmasını destekleyen ve çatışmaya dönüşmesini sağlayan Batı ve ABD’nın asıl amacını İsrail’in kurucusu David Ben-Gurion 1956’da açıklamıştı: “İsrail’in gücü sahip olduğu nükleer silahtan değildir. Bizim gücümüz bölgedeki üç Arap ülkesinin darmadağın edilmesiyle gelecek.”

Celal ÇETİN

Husileri ‘dize getirmek' için 10 ülkenin desteğini arkasına alan ve ‘Kararlılık Operasyonu' başlatan Suudi Arabistan, 1 hafta önce ABD'ye 'Yemen'de harekete geçmek için hazırlık' yaptığını iletti. Ancak operasyonun detaylarını son dakikaya kadar paylaşmamayı tercih etti. Bu da ‘hücum mevkiine' geçen Suudilerin, son dönemde ABD'nin ‘geriden gelmeyi tercih etmesinin' yarattığı boşluğu doldurmaya çalıştığı değerlendirmelerini beraberinde getirdi.

Nitekim Cumhuriyetçiler, Başbakan Barack Obama'yı ‘geleneksel liderlik rolünü' yerine getirememekle suçluyor. Bölgeden ‘kopmaya' başladıkları eleştirilerini kabul etmeyen Beyaz Saray ise son günlerde Suudi Arabistan'la ‘yakın irtibat kurduğunu' belirtmişti. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı, Yemen'de diyalog yolunu açmak için operasyona destek verdiklerini savunsa da, siyasiler bunun işleri daha da karıştıracağı görüşünde.

Bu arada BBC'ye konuşan Yemen Dışişleri Bakanı Riyad Yasin, Husilerin gücünü kırmak için ‘kısa ve ağır' bir operasyonun yeteceğini, dolayısıyla derhal bitirilmesi çağrısı yaptı. İnsan hakları örgütleri de, ülkeden çıkmaya çalışan vatandaşların etrafları sarılı olduğu için gidecek bir yerleri olmadığını, Suudi sınırında da pek de iyi karşılanmayacaklarının altını çizdi.

Şİİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI İSTENİYOR

Öte yandan uzmanlar, Suudi Arabistan'ın hava operasyonunun yanı sıra kara harekatına da girişmesinin düşük bir ihtimal olduğunu düşünüyor. Nitekim koalisyondaki ülkelerin bu konudaki fikirleri de netleşmiş değil. Örneğin Pakistan Dışişleri Bakanlığı, "Böyle bir savaşa katılma kararı vermiş değiliz. Zaten herhangi bir söz de vermedik" açıklaması yaptı.

Suudi müdahalesi Husiler Aden’e girmeden çok daha önce planlanmıştı. ABD’nin operasyona anında arka çıkması, bunun önceden planlandığını gösteriyor. Bu operasyon için Suudi Arabistan tarafından bir araya getirilen koalisyona Umman dışındaki tüm Arap Körfez ülkeleri katıldı. Zamanlaması dikkat çekici. İran ile bir nükleer anlaşmanın önümüzdeki hafta sonuçlanması lazım. “İran’ın desteklediği isyancılar” diye adlandırdıkları gruplara karşı yapılan bu müdahale İran’ı provoke ederek nükleer anlaşmayı sonlandırabilir. Fakat bu ihtimal düşük. Suudi müdahalesi İran’ı savaşa çekmeden veya Husiler ve Salih güçlerini yok etmeden başarılı sayılamaz.

Eğer Husiler ve Salih güçleri zayıflarsa Arap Yarımadası’nda avantaj El Kaide’ye geçer. Bir kere daha hava bombardımanıyla İslami köktencilik kaosunun tohumu atılacak.

Bu operasyonu yapan ülkelerin ve arkasındaki uluslararası güçlerin gerekçesi her zaman “Sünni-Şii” söylemi. Suriye’de de aynı pis oyunu oynadılar, “Alevi rejim” diyip Sünni halkı ayaklandırmaya çalıştılar. Ama Sünni halk Esad’dan yana kaldı. 350 binlik Suriye Ordusu’nda 20 bin Alevi vardır, geri kalanı Sünni ve o ordu dağılmadı. Demek ki Sünni-Şii farklılığı bir gerekçe değil.

Şimdi Yemen’de de aynı oyunu oynamak istiyorlar, “Şii Husiler” diyorlar. Oysa Yemen’de solcular, liberaller, laikler ve daha birçok kesim Husiler ile birlikte hareket ediyor. Orada hiçbir Şii, Alevi, Kürt, Ezidi, Hristiyan yok. Hepsi 24 ayar Sünni. O zaman orada niye halk birbirine kırdırılıyor? Demek ki sergilenen oyunun temelinde Şii-Sünni ayrımı yok, aynı pis oyunlar, işbirlikçi iktidarlar var. Bütün bu coğrafyayı kana bulamak, darmadağın etmek istiyorlar.

İsrail’in kurucusu David Ben-Gurion 1956’da “İsrail’in gücü sahip olduğu nükleer silahtan değildir. Bizim gücümüz bölgedeki üç Arap ülkesinin darmadağın edilmesiyle gelecek: Irak, Suriye ve Mısır. Irak ve Suriye’de bu yapıldı.

Küresel plan yapıcıların amacı Yemen’de askeri bir kontrolden daha çok İran kuşatmasını sağlamlaştırmak. Bu yüzden bu operasyon sadece Yemen operasyonu olarak görmek yanlış olur. Nükleer görüşmelerden Irak’taki duruma kadar pek çok denklem bunu etkiliyor. İran hem savunma pozisyonunda hem de hamleler yaparak kendi güvenlik alanını genişletme peşinde. Eskiden sadece Lübnan’da Hizbullah üzerinden ve Suriye’de Esad üzerinden etkisi vardı. Şimdi Irak ve Yemen ile genişlemeye çalışıyor. Bu operasyon aynı zamanda buna karşı bir cevaptır.

SIRA TÜRKİYE'DE

Ortadoğu uzmanı, gazeteci Hüsnü Mahli’ye göre sıra kesinlikle Türkiye’ye de gelecek. Türkiye’yi dağıtmak için kullanabilecekleri çok malzeme var. Kürt meselesi, Alevi meselesi, hükümetin yarattığı kargaşa. Türkiye’nin de NATO üyesi olması da kurtarmayacak. Suudi Arabistan NATO açısından, ABD açısından Türkiye’den 1 milyar kat daha önemli.

Suudi Arabistan dünya tarihinin en pislik, en tehlikeli en aşağılık iktidarıdır. Ama önemi nedeniyle emperyalistlerin desteğini alır. Şimdi de Türkiye ile birlikte Sünni ittifak peşindeler. İran hakkında İsrail’in bile söylemeye cüret edemediği şeyleri söyleyip ABD’nin ülkeyi bombalamasını istiyorlar. Suudiler geçmişlerinde El Kaide ve Taliban’ı yaratmıştır. Suudi Arabistan bugün Husiler darbe yaptı diyerek Yemen’e giriyor, “Meşru rejimi destekleyeceğiz diyor”. Madem darbe karşıtınız, Mısır’daki darbeyi nasıl destekliyorsunuz? Amaçları Bahreyn’de olduğu gibi halkı bastırmak ve bu oyun devam edecek.

AFRİKA’DA ABD-ÇİN SAVAŞI BAŞLADI

Afrika, sahip olduğu petrol-doğalgaz-maden yatakları nedeniyle gittikçe daha fazla önem kazanmaya başladı. 80’lere kadar asıl olarak elmas madenlerini ve değerli mineral yataklarını sömüren Batılı şirketler, 90’lardan bu yana petrol ve doğalgaz rezervleri yönelmiş durumda. BP’nin verilerine göre Afrika dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 10’una sahip. Bu oran Ortadoğu’nun yüzde 57’lik potansiyeline göre pek fazla görünmese de, 2025 yılına kadar Afrika’nın rezervlerinde yüzde 90’lık bir artış olacağı öngörülüyor. Doğalgaz açısından da Afrika dünyanın dördüncü büyük doğalgaz bölgesi sayılıyor. Nijerya, Mısır, Cezayir ve Libya önemli doğalgaz ülkeleridir. Büyük ekonomilerin artan petrol ve enerji ihtiyacı göz önüne alındığında bu potansiyelin gözardı edilmesi mümkün değil.

Örneğin Ortadoğu petrolüne bağımlılığı bilinen ABD, önümüzdeki 10 yıllık süreçte petrol ihtiyacının dörtte birini Afrika’dan karşılamayı planlıyor. Bu yüzden de büyük petrol şirketlerini Afrika’da yatırım yapmaları konusunda teşvik ediyor. Amerikan şirketleri son on yıllık dönem içinde bölgede 40 milyar dolarlık yatırım yaptı. Ve gerek bu yatırımların gerekse de petrol-doğalgaz-maden kaynaklarının güvenliğinin sağlanması, petrol üretimindeki istikrarın süreklilik arz etmesi ve enerji nakil hatlarının korunması ABD için hayati derecede önemlidir.

Yatırımlarını ve çıkarlarını korumak için ABD 2007 yılında AFRICOM’u kurdu ve kıtaya yönelik tüm ekonomik-siyasi-askeri faaliyetini tek bir merkeze bağladı. Nitekim AFRICOM’un program ve görev listesinde “kalkınma-sağlık-eğitim-demokraside büyümeyi sağlama”, “AIDS’le mücadele” gibi hususlar bulunuyor. AFRICOM adlı oluşum, emperyalizmin geldiği noktada ekonomik-siyasi-askeri faaliyetlerin birbirinden nasıl kopmaz biçimde yürütüldüğünün de göstergesidir. Kriz, hegemonya yarışı ve savaş kızıştıkça, AFRICOM örneği istisna olmaktan çıkıyor, genel kaide haline geliyor.

Ne var ki ABD’nin ve ona eşlik eden Batılı güçlerin faaliyetleri Çin’in kıtadaki ekonomik yayılmasını durdurmaya yetmiyor. Bunun başlıca sebebi, en Batı yanlısı yönetimlerin bile, sömürgeci geçmişlerinden ötürü ABD-Batı ittifakına duyduğu güvensizliktir. Batılılara göre çok daha yeni bir güç olan Çin, Afrikalı burjuvalara, nispeten daha fazla avantaj sağlayacak politikalar izliyor.

Çin’in Afrika ülkeleriyle ekonomik ilişkisi yıllık 100 milyar doları geçmiş durumda. Giderek büyüyen ekonomisinin enerji-hammadde ihtiyacını karşılamak ve mallarına yeni pazarlar bulmak zorunda olan Çin için de Afrika vazgeçilmez alanlardan biri haline dönüştü. Çin öne geçmek için Afrika ülkelerine uygun ve uzun vadeli krediler veriyor. 34 ülkede yatırımları bulunuyor ve 14 ülkeyle de çifte vergilendirmenin kaldırılmasına yönelik anlaşması var.

Kıtada faaliyet gösteren Çinli şirket sayısı 800’e ulaşmış durumda ve 1 milyon Çinli Afrika’da yaşıyor. Petrol ihtiyacının yüzde 30’unu bu kıtadan karşılayan Çin’in ayrıca ilaç ve tekstil fabrikaları bulunuyor, baraj, köprü ve yol inşaatları da hızla artıyor, madencilik ve elektrik üretiminde de yatırımları bulunuyor. Ancak ABD-Batı ittifakının askeri gücü karşısında sadece ekonomik yöntemlerle ilerleme kaydedemeyeceğinin farkında olan Çin, Sudan, Zimbabve, Nijerya, Kongo gibi ülkelerle askeri ilişkiler de kurmuş durumda. Ayrıca çatışma bölgelerine de yoğun silah satışı yapıyor.

27.03.2015