YEMEN’DE Şİİ-SÜNNİ KUŞAK SAVAŞI

Soğuk Savaş döneminde ABD-Sovyet çatışmasına sahne olan Yemen, şimdi de İran-Suudi Arabistan çatışmasına sahne oluyor. Ancak İran ve Suudi Arabistan burada aktör değil, biri Çin-Rusya diğer ise ABD ekseninde siyaset yürüten ikincil güç konumunda bulunuyor. İran Yemen’deki etkinliği ile petrol üzerindeki nüfuzunu artırıyor. Bu, Çin ve Rusya’nın da desteklediği bir siyaset olarak ortaya çıkıyor.

Celal ÇETİN

Yemen’in içinde bulunduğu durum bugünkü Irak’a oldukça benziyor. Husilerin isyanı ve Güney Yemenli ayrılıkçıların faaliyetlerine paralel olarak ülkede üç başlı bir toplumsal/siyasal yapı oluştu ve Husiler ile El Hadi arasındaki anlaşmayla bu yapıya hukuki bir meşruiyet kazandırılmak üzere. Tıpkı Irak’ta Sünniler, Şiiler ve Kürtler arasındaki toplumsal/siyasal bağların kopma noktasına gelmesi ve bu kopuşun siyasal bir sonuca bağlanmaya çalışılması gibi.

Aynı zamanda, İran da bu ülkede ciddi bir mevzi kazandı ve bu kazanım Suudi Arabistan’ın kayıplarına paralel olarak yaşanıyor. Yani Yemen’de Suudi Arabistan’ın desteklediği merkez ile İran ile birlikte hareket eden Husiler çatışıyor ve Güney Yemen ayrılıkçı hareketi de merkezin zayıflatılması yönündeki operasyonda Husilere daha yakın duruyor. Bu durumda, Yemen’deki hareketliliğin, ABD ve müttefikleri eliyle Irak ve Suriye topraklarında girişilen ve bu ülkelerde Batı ve müttefiklerinin etkinliğini arttırması beklenen IŞİD harekatını Yemen üzerinden dengelemeyi hedefleyen İran’ın destek verdiği bir vesayet savaşı olduğu biliniyor. Yemen hesaplaşmasına Rusya ve Hizbullah’ın da sıcak baktığı ve İran’ı desteklediği sır değil.

YEMEN’İN STRATEJİK KONUMU

Yemen nüfusunun yüzde 55’i Sünnilerden (neredeyse tamamı Şafi), yüzde 45’i ise Şiilerden (çok büyük bir bölümü Zeydi) oluşuyor. Başkentin de bulunduğu ülkenin kuzeyi Suudi Arabistan’dan aktarılan ekonomik yardımlar sonucu Aden merkezli güneye oranla sosyo-ekonomik anlamda çok daha gelişmiş durumda. Ancak Kuzey Yemen’de de Husilerin merkezi Saada şehri ve çevresinin gerek altyapı yatırımları, gerekse de ekonomik gelişim açısından ülke ortalamasının çok altında olduğu söylenebilir. Üstelik bu bölgedeki huzursuzluğu bastırabilmek için Yemen hükümetinin izniyle Suudi Arabistan Ordusu’nun sınır aşan operasyonlarda bulunarak birçok Husi’yi öldürdüğü de biliniyor.

Suudi Arabistan’ın Yemen’deki toplumsal/siyasal gerginliğe bu denli entegre olmasının en önemli nedenleri ise Husilerin de bir parçasını oluşturduğu Zeydiliğin sınır aşan bir niteliğe sahip olması ve Suudi Arabistan ile Umman topraklarında rejime tehdit oluşturabilecek bir güce ulaşma ihtimali.

Bunun yanı sıra, kendisi ile çok yakın siyasal ve ekonomik ilişkiler içerisinde olan Yemen’in karşı karşıya kalacağı siyasal istikrarsızlık, genelde Ortadoğu, özelde ise Arap Dünyası’nda lider olduğunu iddia eden Suudi Krallığı için olumsuz bir gelişme olabilir. Husilerin bir parçası olduğu Zeydiliğin Şii mezhebi içerisinde değerlendirilmesi ve bu nedenle Husiler ile İran arasında yakın bir ilişkinin var olması, Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabeti de gündeme getiriyor ve Suudiler, İran’ın Yemen’de Husiler üzerinden siyasal işleyişi yönlendirmesini ya da kendisinin önemli bir parçasını oluşturduğu bir işleyişe ortak olmasını istemiyor.

Yemen, Ortadoğu’nun güneyinde büyük bir bölümü çöllerle kaplı büyük bir toprak parçasıdır. Ancak bu toprak parçası çok önemli bir coğrafi konuma sahip. Yemen, Kızıldeniz girişi, Umman Denizi ve hatta Basra Körfezi girişini kontrol etme imkanı sunan ve Kızıldeniz-Doğu Afrika-Hint Okyanusu üzerinden işleyen ticaret yollarının ve enerji akışının güvenliğinin sağlanabilmesi açısından stratejik bir konuma sahip bulunuyor. Suudi Arabistan ile çok uzun bir sınır şeridine sahip olması nedeniyle bu ülkenin istikrarsızlaştırılması çabalarında önemli bir coğrafi imkan sunabiliyor ve özellikle güneyindeki El Kaide etkinliği ile Ortadoğu’da bu örgütün en fazla etkinliğe/görünürlüğe sahip olduğu ülke olarak biliniyor.

Aden Körfezi tüm dünya ticari sevkiyatlarının yüzde 40'ının geçtiği son derece önemli bir geçiş güzergahıdır. Özellikle Çin ve Rusya için oldukça önemli bir ticari güzergah olan bölgenin güvenliği ABD, Çin, Rusya ve diğer bir çok küresel güç için son derece önemlidir. Bu nedenle ABD, Rusya ve Çin bir çok Avrupa ülkesinin desteği ile bu boğazı tehdit eden korsanlar ve Şebab Hareketi ile mücadele için bölgeye donanma kuvveti gönderdi. Bu askeri operasyon Çin'in Ortadoğu'da giriştiği ilk açık askeri programdır. İran'ın bölgedeki iştahlı ve riskli tutumu aynı zamanda bu boğazın kontrolünü küresel güçler adına sağlayıp güvenli hale getirmeyi zorunlu kılıyor.

ABD’NİN MÜDAHALE EDECEK GÜCÜ YOK

Yemen’in yeni bir tehdit olarak ortaya çıkmasına ve ABD’yi ciddi anlamda rahatsız etmesine rağmen ABD Yemen’e askeri bir operasyon yapma gücünü kendinde bulamıyor. Zaten Irak ve Afganistan’da 4,5 trilyon dolar civarında para harcayan ABD artık yeni bir cepheyi kaldırabilecek ekonomik ve askeri güce sahip değil. Obama ABD’nin bu zaafını bir tercihmiş gibi göstererek Yemen’e saldırı düşünmediklerini söylemesine karşın inandırıcı olamıyor.

El Kaide uzun vadeli projelerinden birini daha bu bölgede tamamlamak üzere. İngiliz İstihbarat Kurumu MI6 raporlarına göre en az 20 İngiliz son yıllarda Yemen El Kaide’sine katıldı. CIA ise onlarca Amerikan vatandaşının İslam’ı seçerek Yemen ve Somali’ye cihada gittiğini, özellikle Minnesota bölgesinden onlarca Yemen ve Somali asıllının bu bölgelerde kamplar kuran El Kaide’ye katıldığını açıklamıştı.

Yemen'deki sorun temelde ABD ve Avrupa'nın Skyes-Picot Anlaşmasıyla beraber Ortadoğu'yu gelecekte sürekli dini, etnik, ekonomik ve siyasi çatışmaların çıkabileceği şekilde dizayn etmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Ülkede harici aktörlerin hatırı sayılır etkisi bulunuyor. Kendi başına ayakta duramayan ve irade sergileyemeyen Yemen, çevre ülkelerin ve küresel güçlerin etkisi altında bulunuyor.

Soğuk Savaş döneminde ABD-Sovyet çatışmasına sahne olan Yemen, şimdi de İran-Suudi Arabistan çatışmasına sahne oluyor. Ancak İran ve Suudi Arabistan burada aktör değil, biri Çin-Rusya diğer ise ABD ekseninde siyaset yürüten ikincil güç konumunda bulunuyor. İran ülkede azınlık olan Şii'leri bağımsızlık ve güç yoluyla iktidarı ele geçirmeye yönlendiriyor.  Husi'lerin Sünni halka, İhvanı Müslimine yönelik saldırıları ve ABD'nin Yemen'e müdahaleleri El Kaide'yi ülkedeki en güçlü Sünni yapı olarak ön plana çıkarıyor.

Artık Ortadoğu petrollerine ihtiyaç duymayan ABD, yönünü Asya-Pasifik'e dönüyor. Bölge ise İran, Rusya, Çin etkisine daha açık hale geliyor.

SÜNNİ-Şİİ KUŞAK SAVAŞI

Yemen, ABD’nin uyguladığı kürsel projede rövanş alanı olarak kullanılıyor. Bu rövanş, hem Suudi Arabistan’ın bölgedeki etkinlik savaşına yarıyor, hem Çin ve Rusya’nın etkisini kırmaya yardımcı oluyor.

Yemen'deki gelişmeler hatırı sayılır bir Şii nüfusa sahip olan Suudi Arabistan'ı etkiliyor. Sırada Bahreyn'in olması muhtemeldir. Suudi Arabistan buna karşı önlemler alıyor.

İran Yemen'deki etkinliği ile petrol üzerindeki nüfuzunu artırıyor. Bu, Çin ve Rusya'nın da desteklediği bir siyaset olarak ortaya çıkıyor. İran ayrıca nükleer müzakereler ve bölgedeki Suriye gibi politikalarında elini güçlendiriyor. İran'ın asıl stratejik hedefi büyük öneme sahip Aden körfezini Rusya, ABD ve Çin adına kontrol etmek.

Yemen hamlesi sadece İran hamlesi değil, petrol ve Ortadoğu üzerinde ABD'den boşalan koltuğa oturmak isteyen Rusya ve Çin'in de ortak hamlesi olarak değerlendirilebilir. ABD’nin İran’ı kuşatmak amacıyla uyguladığı Sünni Kuşak projesine İran’ın Şii Kuşak projesi ile cevap vermesidir.

Irak’ta Şii iktidarı destekleyen ve IŞİD’le savaşta karşı kendi generallerini görevlendiren İran, Suriye’de de Rusya ile birlikte Esad rejiminin ayakta kalmasını sağladı.

Ayrıca güçlenen Sünni temelli El Kaide türü terör örgütleri ABD ve Batı için tehdit olmayı sürdürüyor. Bu çerçevede İran gibi Şii ülkelerin Sünni El kaide gibi örgütlerle savaşı ABD ve Batı’nın da işine geliyor. Bir anlamda ABD ve Batı, radikal İslam terörüne karşı İran’a muhtaç hale geliyor. 

26.03.2015