AMERİKA - İSRAİL GERGİNLİĞİ TIRMANIYOR

İsrail Başkakanı Benyamin Netanyahu’nun Likud Partisi’nin seçim zaferinin Amerika-İsrail ilişkilerini nasıl etkileyeceği tartışılıyor. İran’la nükleer müzakereler ve duraksayan barış görüşmeleri gibi kilit konulardaki görüş ayrılıkları, iki ülke arasındaki gerginliği arttırdı. Obama-Netanyahu döneminde ilişkilere müttefiklikten ziyade gerginlikler damgasını vurdu.

Celal ÇETİN

İsrail Başkakanı Benyamin Netanyahu’nun Likud Partisi’nin seçimlerde elde ettiği zaferin Amerika-İsrail ilişkilerini nasıl etkileyeceği, son günlerin en hararetli tartışma konularından biri. İran’la nükleer müzakereler ve duraksayan barış görüşmeleri gibi kilit konulardaki görüş ayrılıkları, iki ülke arasındaki gerginliği arttırdı.

Obama yönetiminin 2009 yılında göreve başlamasından bu yana ABD-İsrail ilişkileri tarihinde pek rastlanılmayan bir gerginlik ortamına sahne oldu. Başkan Obama’nın dış politika önceliklerinden biri olarak gördüğü Arap-İsrail barışı konusunda yaşanan görüş farklılıkları, karşılıklı sergilenen diplomatik nezaketsizlikler ve özellikle Başbakan Netanyahu’nun 2012 ABD başkanlık seçimleri sırasında ABD iç politikasına etki etmeyi amaçlama şeklinde yorumlanan girişimleri ikili ilişkileri hiç olmadığı kadar problemli bir hale getirdi. 2012 seçimlerinden zaferle çıkan Başkan Obama’nın dış politikasında bu sefer İran ile nükleer silahsızlanma konusunda yapmaya çalıştığı anlaşma İsrail ile ABD arasında daha sert bir stratejik anlaşmazlığı ortaya çıkardı.

Obama’nın başkanlığının son iki senesine girilirken hızlandırdığı bu diplomatik girişimi sürekli olarak eleştiren Başbakan Netanyahu hakkında Beyaz Saray’a yakın kaynaklarca ABD medyasına sızdırılan eleştiriler mevcut gerginliğin yeni bir safhaya çıkarak kamuoyuna açık bir biçimde yaşanmasını da beraberinde getirdi. ABD İsrail’e yaptığı askeri yardımı her sene düzenli olarak artırsa ve uluslararası platformlarda ABD yönetimi İsrail’e diplomatik desteğini sürdürse de ikili ilişkiler bu gerginlikler sonrasında siyasi anlamda oldukça gerilemiş oldu.

Bu gergin ilişkilere belki de son darbe Başbakan Netanyahu’nun Temsilciler Meclisi Sözcüsü John Boehner tarafından Kongre’nin iki kanadının ortak toplantısında konuşma yapmak için davet edilmesi ile yaşandı. Beyaz Saray’ın ve Dışişleri Bakanlığının bypass edilerek İsrail’in Washington Büyükelçisi ve Temsilciler Meclisi tarafından organize edilen gezinin diplomatik teamülleri gözardı etmesinin yanında ABD yönetiminin İran ile müzakerelerinin kritik safhalarının yaşandığı bir dönemde gerçekleşmiş olması Beyaz Saray ile Netanyahu arasındaki ilişkileri iyiden iyiye krize dönüştürdü. Bunun yanında Netanyahu’nun sözkonusu Washington gezisini İsrail’deki genel seçimlerin hemen öncesinde ve kampanya sürecinin kızıştığı bir dönemde yapması meseleye başka bir boyut daha kazandırmış oldu. ABD yönetimi olası bir Beyaz Saray görüşmesinin seçim sürecinde iç politikaya alet edilebileceğini ileri sürerek Netanyahu’nun Beyaz Saray’a davet edilmeyeceğini açıkladı. Beyaz Saray ile birlikte Kongrenin bazı Demokrat üyeleri de belki de Kongre tarihinde ilk kez yüksek sesli olarak Netanyahu’nun konuşma yapacak olmasını eleştirdi. Bu konuşma planını eleştiren üyeler Demokrat bir başkanın dış politika konusunda verdiği bir kararı uygulamasının yabancı bir hükümet başkanı tarafından Kongre’nin ağırlığı kullanılarak engellenmeye çalışılmasını kabul edilemez olarak yorumladılar.

Netanyahu’nun bu gezisi aynı zamanda Kongredeki Demokratlar tarafından Netanyahu’nun Cumhuriyetçi muhalefet ile birlikte hareket ederek ABD iç politikasına müdahale girişimi olarak da yorumlandı. Buna karşılık Netanyahu gezisini iptal etmeyerek hafta içinde Washington’a geldi ve önce AIPAC yıllık toplantısında sonrasında da ABD Kongresinin iki kanadının ortak oturumunda konuşmasını yaptı. Ağırlığını İran meselesinin oluşturduğu konuşma sırasında Netanyahu daha önce olduğu gibi yine defalarca ayakta alkışlanırken konuşma hem ABD hem de İsrail tarafında birçok gözlemci tarafından sert bir şekilde eleştirildi.

NETANYAHU’NUN SEÇİLMESİ TARTIŞMALARI ALEVLENDİRDİ

Benyamin Netanyahu’nun genel seçimleri yeniden kazanması, Amerika-İsrail ilişkilerinin geleceğine yönelik tartışmaları yeniden gündemin üst sıralarına yükseltti.

İki ülke arasındaki gerginlik, Ortadoğu barış sürecinde uzun süredir ilerleme kaydedilememesi, Netanyahu’nun Amerikan Kongresi’nde İran’la anlaşmaya karşı olduğunu dile getirdiği konuşma ve başbakan olduğu sürece Filistin Devleti kurulmasına izin vermeyeceğini söylemesi nedeniyle tırmandı.

Netanyahu,  ”Filistin devleti kurulmasına izin vermek ya da işgal ettiği topraklardan çekilmeyi düşünmek, İsrail’i hedef alan radikal İslamcı terör saldırılarına geçit vermek anlamına gelir” şeklinde konuştu.

İsrail’deki seçimler sırasında Amerika Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Washington’un seçim sonucu ne olursa olsun İsrail’le işbirliğine devam edeceği bildirildi.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki,  ”Yeni İsrail hükümetiyle işbirliği yapmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Ortadoğu’da barış ve güvenliğin sağlanması, ortak arzumuz” dedi.

İsrailli Ortadoğu uzmanı Emanuele Ottelenghi’ye göre İsrail’de iktidar el değiştirse bile Amerika-İsrail ilişkilerinin mevcut havasında büyük bir değişiklik olmayacak: ”Washington ve Kudüs arasındaki mevcut gerginliğin en büyük nedeni, siyasi anlaşmazlıklar. İster İran olsun ister Filistin, Suriye ya da daha kapsamlı bölgesel sorunlar, bu konulara ilişkin görüş ayrılıkları devam edecek.”

Uzman Neri Zilber, Netanyahu’nun şahsi ilişkileri ve kendine özgü tarzının Amerika için sorun olmaya devam edeceği görüşünde: ”Netanyahu, Başkan Obama ya da Filistin Lideri Mahmud Abbas’la karşılıklı güven duygusu oluşturmak için gereken profesyonel ve yakın ilişkileri kuracak bir siyasetçi değil.”

Buna rağmen Amerika’nın İsrail’deki önceliklerine bağlı kalacağını belirten uzman, ”Amerika’nın Filistin barış süreci konusunda baskı yapmaya devam etmesini bekliyorum. Özellikle Netahyahu’nun son zamanlarda yaptığı açıklamalara bakarak, İsrail Hükümeti beğense de beğenmese de Amerika’nın nihai kararla ilgili kendi istek ve görüşleriniöne süreceğini düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

ABD YÖNETİMİNDEN SERT ELEŞTİRİ

ABD yönetiminden adı açıklanmayan üst düzey bir yetkilinin, The Atlantic dergisinden Jeffrey Goldberg'e verdiği demeçte, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu için “korkak" ve "kendi çıkarlarını düşünen" nitelemelerini kullanması İsrail ile ABD arasındaki gerilimin ulaştığı boyutu gösteriyor.

Adı açıklanmayan üst düzey yetkili, İsrail-Filistin barış görüşmelerinde cesur adımlar atmaması ve yeni yerleşim kararları nedeniyle Netanyahu için hakaret içeren sözlerine yönelik Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı ayrı ayrı açıklama yaparak, bu görüşlerin yönetimin görüşleri olmadığını belirtti.

The Atlantic dergisinde yayınlanan açıklamaya, İsrail tarafından tepki gecikmedi. Netanyahu, kişiliğine yönelik saldırıların nedeninin İsrail devletini savunmasından kaynaklandığını, ancak tüm saldırılara karşı, İsrail halkını savunmayı sürdüreceğini söyledi.

Netanyahu, "Devletimizin kuruluşundan bu yana ABD ile bazı anlaşmazlıklar yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Ancak bu sorunlar, iki ülke halkları arasındaki derin ilişkileri sarsacak düzeyde değil. Amerikan halkının bize desteği, son zamanlardaki en yüksek düzeyine ulaştı. İki ülke arasındaki stratejik işbirliği her zaman sürecektir" dedi.

ABD'li yetkilinin, İsrail Başbakanı Netanyahu için kullandığı sözlere Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığından yalanlama gelmedi ancak, hem Beyaz Saray hem de Dışişleri, bu sözlerin Obama yönetiminin görüşlerini yansıtmadığını belirtti.

ABD Başkanı Barack Obama ile İsrail Başbakanı Netanyahu'nun etkili bir ortaklık yürüttüğünü dile getiren Beyaz Saray Sözcüsü John Earnest, iki liderin sık sık görüş alışverişinde bulunduğuna değindi. Earnest, Obama'nın dünya liderleri arasında en fazla Netanyahu ile görüşmelerde bulunduğunu vurguladı ve iki ülke arasındaki ilişkilerin öneminin altını çizdi. İsrail ile bazı görüş ayrılıkları bulunmasının doğal olduğunu anlatan Earnest, “ABD, İsrail'in yerleşim girişimlerin yasa dışılığını, bunun iki devletli çözüm çabalarını daha da karmaşık hale getirmekten başka bir işe yaramadığını birçok kez açıkça dile getirdi" diye konuştu. Üst düzey yetkilinin sözlerini, “zarar verici diye niteleyen Earnest, bunun ABD başkanı Obama'nın kişisel görüşünü yansıtmadığını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki de bu sözlerin bakanlığın ve Dışişleri Bakanı John Kerry'nin görüşünü yansıtmadığını söyledi. Psaki Washington'da düzenlediği basın toplantısında, "Ne olup bitiyor, Amerikalı bir yetkili İsrail Başbakanı'nı neden böyle harcıyor" sorusuna verdiği yanıtta, "ABD ve İsrail ilişkileri güçlü olarak sürmektedir, güvenlik bağlarımız hiç bu kadar iyi olmamıştı. İki ülke arasındaki bağlar sarsılmazdır. İsrail'in güvenliği için tam ve kesin taahhütlerimiz sürüyor. Söz konusu yoruma gelince, böyle yorumlar yakışıksız ve zarar verici" dedi.

Konuya ilişkin Dışişleri Bakanı John Kerry ile de görüştüğünü belirten Psaki, Kerry'nin "sözcük savaşı"nı doğru bulmadığını, iki taraf arasında ortaya çıkan sorunların kişisel saldırılarla değil, uygun ve saygılı yollarla ele alınması gerektiğini belirttiğini söyledi. Psaki, bir soru üzerine ABD yönetiminin İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya hakaret içeren sözleri söyleyen üst düzey yetkilinin kim olduğunu araştırmadıklarını belirtti ve "Hepiniz haberlerinizde adı açıklanmayan kaynaklar kullanıyorsunuz. Biz bunları araştırmaya kalksak diplomatik işlerimizi yapmaya zamanımız kalmaz" diye konuştu. Psaki, The Atlantic dergisinde yayınlanan haberinin doğru olup olmadığını tartışmadığını ancak bu sözlerin ABD Dışişleri Bakanı'nın görüşlerini yansıtmadığını belirtti.

OBAMA: İLİŞKİLERİ YENİDEN DEĞERLENDİRMEK ZORUNDAYIZ

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama seçim başarısından dolayı tebrik etmek için aradığı İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile görüşmesine açıklık getirdi.

Huffington Post haber sitesine konuşan Obama, İsrail politikasına ilişkin seçenekleri yeniden değerlendirmek zorunda olduklarını vurguladı: “Netanyahu’ya seçimler öncesindeki açıklamalarının, insanların ciddi bir şekilde müzakerelerin mümkün olduğuna inandığı bir yerde bir çözüm yolu bulunmasını zorlaştıracağını belirttim. Başbakanlığı döneminde bunun olmayacağını söylediğinde Netanyahu’ya inanıyoruz. Bu yüzden de bölgede kaotik bir durum görmemek için diğer uygun seçeneklerin neler olduğunu değerlendirmemiz gerekiyor.”

İsrail Başbakanı Netanyahu dördüncü dönem göreve seçilmesinin ardından Filistin politikasıyla ilgili sarf ettiği sözlerden geri adım atsa da Beyaz Saray’ı yumuşatamadı.

Netanyahu kampanya sürecinde seçildiği takdirde Filistin devletinin kurulmasına izin vermeyeceğini söyleyerek büyük tepki çekmişti.

GERİLİMİN TARİHÇESİ

İlişkilerdeki ilk çatlak, iki liderin de iktidarlarının ilk yılı olan Kasım 2009'da görüldü. Obama'nın Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki Yahudi yerleşim yerleri inşasının durdurulması taleplerine kamuoyu önünde ret yanıtları veren Netanyahu, o dönemde Yahudi liderlerin bir konferansında konuşmak için geleceği Washington'da Obama ile de görüşmek istiyordu ve bunun girişimleri ofisi kanalıyla yapıldı. Ancak medyada çıkan haberlere göre, Beyaz Saray, "son dakikaya" kadar, hatta Netanyahu ABD uçağına binene kadar görüşmeyi teyit etmedi.

Esas sürpriz ise görüşmede yaşandı. Beyaz Saray görüşmede "olağan dışı" bir uygulamaya imza atarak Obama-Netanyahu görüşmesine "pool" dahil hiçbir foto muhabirini almadı ve görüşmeden tek bir fotoğraf bile geçmedi. Görüşmede, ortak basın toplantısı bir yana, kısa açıklama bile yapılmadı.

İki lider arasındaki çatlağın ilk belirtisi olarak nitelenebilecek bu olayın üzerinden 1,5 yıl sonra, ilişkilerde yeni bir kriz bu sefer Obama'nın yaptığı açıklamayla patlak verdi. Obama'nın Mayıs 2011'de, yine Netanyahu'nun Washington ziyaretinin hemen öncesindeki Ortadoğu konulu bir konuşmasında, İsrail-Filistin sorununun çözümü için 1967 sınırlarına dönülmesi gerektiği yönündeki sözleri İsrail'de adeta "bomba" etkisi yarattı.

Konuşmanın hemen ardından yazılı bir açıklamayla kendilerinden 1967 sınırlarına dönüşü kimsenin isteyemeyeceğini belirten Netanyahu, görüş ayrılıklarının damgasını vurduğu Obama ile Beyaz Saray'da yaptığı görüşmede de bizzat ABD Başkanı'nın yanında ve kameralar önünde Obama'nın talebini reddetti.

Obama'nın Netanyahu'ya karşı hislerini gün ışığına çıkaran en belirgin olaylardan biri ise, 3 Kasım 2011'de G20 zirvesi sonrasında Obama ile dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile arasındaki özel bir diyaloğun, basın toplantısı sırasında üzerlerinde takılı mikrofonun kapatılmadığını fark etmemeleri sonucunda yaşandı. O dönemde gündemi sarsan meşhur diyalogda, Sarkozy, Obama'ya "Netanyahu'ya katlanamıyorum, o bir yalancı" derken, Obama'nın da "Sen ondan bıktın ama ben onunla her gün uğraşmak zorundayım" diye yanıt verdiği duyuldu.

2012 ABD Başkanlık seçimlerinde İsrail Başbakanı Netanyahu'nun, Obama'nın rakibi olan Cumhuriyetçilerin adayı Mitt Romney'i desteklemesi o dönem için ABD ile İsrail yönetimleri arasında ciddi bir gerginlik olarak algılanmıştı. İsrail'de medya ve muhalefet o dönemde de Netanyahu'yu kumar oynamakla suçlamış, Netanyahu ise Mitt Romney'nin 1976 yılından itibaren çok eski ve iyi bir dostu olduğunu söyleyerek, Romney'e verdiği desteği izah etmeye çalışmıştı.

GERİLİMİN BAŞLIKLARI

İRAN FAKTÖRÜ: 2013'te İran'da Cumhurbaşkanlığına Hasan Ruhani'nin seçilmesiyle, Türkiye'nin Ahmedinecat döneminde yürüttüğü müzakere süreci, aynı plan doğrultusunda Batı tarafından yeniden hayata geçirildi. İran'la 5+1 ülkeleri arasındaki nükleer krizin çözümüne yönelik müzakere sürecinin başlaması, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun şiddetli tepkisine yol açmıştı.

İsrail, Ruhani yani İran ile Batı arasındaki müzakere sürecinin başlamasından aylar evvel, İran'ın nükleer faaliyetlerinin durdurulması için İran'a yönelik askeri operasyon planını defalarca Amerika Başkanı Obama'nın önüne koydu. Hatta Netanyahu o dönemde BM Genel Kurulunda İran'a yönelik "kırmızı çizgimiz" söylemiyle, operasyon talep etmişti. Netanyahu, Obama ile yaptığı görüşmelerde de İsrail Başbakanının "İran'ı vuralım" önerisine sıcak bakmamış, meselenin diplomatik yollarla çözümünde ısrarcı olmuştu.

Arap yayın organlarına göre İsrail Başbakanı Netanyahu, İran'ı vurma planı yapmış sonra plan Obama'nın kulağına gitmiş ve Obama, eğer İsrail saldırı başlatırsa, uçakları daha Tahran'a varmadan, indiririz diye tehdit etmiş. Bu tamamen bir iddiadan ibaret olsa da aslında problemin sadece iki lider arasında olduğunu da gösterir. Çünkü ABD ile İsrail arasında kopamayacak kadar derin bağlar var, bugün Obama ile Netanyahu'nun gerginlikleri de iki ülke arasındaki ilişkileri kopma noktasına getiremez hatta çok ciddi zararlar bile veremez, neticede Netanyahu ABD Kongresinde konuştuğu için İsrail'de muhalefetin de çok ciddi tepkisi oldu Netanyahu, 17 Mart'taki seçim öncesi propaganda yapmakla hatta ABD ile ilişkileri bozmakla suçlanıyor.

SAVUNMA BAKANI TARTIŞMASI: Şubat 2013'de ABD Savunma Bakanlığına Chuck Hagel'in getirilmesi de İsrail'in tepkisine neden oldu, Hagel, İran politikası nedeniyle İsrail'in istemediği bir isimdi. Zaten Hagel kaynaklı sorunlar Savunma Bakanlığı görevi süresince bir çok kez yaşandı.

ABD Savunma Bakanı Hagel'in istifasının ardından Savunma Bakanlığına hangi ismin getirileceği konusunda da İsrail'in kendi planı vardı. Onlar, Ashton Carter ismini ön plana çıkardılar, Carter'ın İsrail dostu olduğunu bu nedenle Savunma Bakanlığına getirilmesinin ABD-İsrail ilişkilerinde önemli olacağını vurguladılar, nitekim dedikleri oldu, Ashton Carter şu an ABD Savunma Bakanı. Bu anlamda ABD ile İsrail arasında değil de direk Obama ve Netanyahu arasında yani iki lider bazında bir takım sorunlar söz konusu.

İSRAİL-FİLİSTİN SORUNU: 22 Mart 2013'te Obama, Filistin ve İsrail ziyaretinin son günündeyken, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Türkiye'den özür dilediği duyuruldu. Obama ziyareti tamamlamadan önce İsrail Başbakanı Netanyahu'ya Başbakan Erdoğan'ı arattırarak Türkiye'den özür dilenmesi konusunda arabuluculuk yapmıştı.

En son geçen yaz Temmuz ve Ağustos aylarında 51 gün süren İsrail'in kanlı Gazze saldırılarında ABD, hep İsrail'in yanında durdu özellikle Obama bu konuda İsrail'in yanındaydı. Ancak bu durum İsrail için yeterli olmadı, İsrail her seferinde Amerika'dan daha fazla destek talep etti, istedikleri fazla destek gelmeyince de tepki gösterdi.

Gazze saldırıları 22 Ağustos'ta son bulmuştu, Ağustos'un ilk haftası İsrail, ABD'den Cehennem Ateşi adı verilen silahları talep etti ancak Obama ve Savunma Bakanı Hagel'in bu konuda satışın önüne bürokratik engeller çıkararak satışı geciktirdiği dillendirildi. İsrail o silahları zamanında satın alamadığından yakınarak Obama ve Hagel'i suçladı.

Gazze saldırıları boyunca İsrail, Türkiye ve Katar'ın ön ayak olduğu ateşkes planlarının ABD yönetimi tarafından önüne getirilmesine de sert tepki gösterdi. Obama-Hagel ikilisinin yanısıra Obama-Kerry ikilisi de İsrail tarafından ateşkes planları nedeniyle İsrail'de hain ilan edildi. İsrail yönetimi, o dönemde ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'ye, "nasıl olur da Türkiye'nin desteklediği ve Hamas'ın önerdiği bir ateşkes planını bizim önümüze getirirsin" diye sert tepki gösterdi.

25.03.2015