ABD KENDİSİYLE KAVGA EDİYOR

Başkan B.Obama yönetiminin dış siyaseti, ABD’nin dünya liderliğini sorgulanır hale getirmiş, statüko karşıtı devletler cesaretlenmiştir. O yüzden uluslararası sistemde normları belirleyen ve diğer aktörleri peşinden sürükleyecek bir süper güç eksikliği hissediliyor.

Kasım 2014′ de ABD ara seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin Temsilciler Meclisi’nin ardından Senato’da çoğunluğu ele geçirmesi, iki partinin de uzlaştığı konularda geniş çaplı düzenlemeler yapacağı umutlarını geliştirmişti.

Çünkü sert politikalar izleyen Cumhuriyetçilerin bir kriz durumunda Başkan Obama’ya destek verecekleri kabul edilse de, uluslararası konularda seslerini daha çok çıkaracakları ve ABD’nin dünyanın karşısına tek cephe olarak çıkmasının zor olacağı öngörülüyordu..

Nitekim son olarak 54 Cumhuriyetçi senatörden 47’si İranlı liderlere açık bir mektuba imza atarak yeni bir krize neden oldular.

47 senatör, mektup da Kongre’nin onayını almayan İran arasında varılacak bir nükleer anlaşmanın sadece ABD Başkanı B.Obama ile İran’ın dini lideri Ayetullah A.Hamaney arasında ve yürütme organlarını bağlayan bir anlaşma olmaktan öteye geçmeyeceğini belirtiyor.

Cumhuriyetçi senatörler,Obama’nın 2017 yılının Ocak ayında görev süresinin sona ereceğine ancak senatörlerin görev süresinin sınırsız olduğuna, kimilerinin on yıllarca görev yapabildiğine dikkat çekerken,

Mektup da, "Bir sonraki başkan, bu türden bir anlaşmayı tek kalemde yürürlükten kaldırabilir ve gelecekteki yasama yıllarında da Kongre dilediği zaman anlaşmanın şartlarını değiştirebilir" ifadesi kullanılıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü J.Psaki "Kongre’nin yürütme tarafından müzakere edilen uluslararası anlaşmaların şartlarını değiştirme yetkisi yok" derken,

Senato’da Demokrat lider H.Reid, Genel Kurul kürsüsünden yaptığı açıklamada, Cumhuriyetçileri Başkan Obama’ya düşmanlık beslemekle suçluyor.

Başkan Obama ise İran’daki bazı kesimlerin de her türlü anlaşmaya karşı olduğunu ima ederek, "Kongre’nin bazı üyelerinin İranlı muhafazakarlarla ortak amaç uğrunda birlikte hareket etmek istediğini görmek biraz ironik. Bu biraz tuhaf bir koalisyon" diyor.

Uzun zamandır Wasington’da dış politika ile ilgili herhangi bir uygulama söz konusu olduğunda Demokratlar ile Cumhuriyetçiler birbirlerine muhalefet ediyor, tutarsızlıklar ve çelişkiler ortaya seriliyor.

Washington’da anlaşmazlıklar giderek sıklaşırken, öyle ki anlaşmazlıkların önüne geçilebilmesi için Başkan Obama’nın üst düzey danışmanlarının istifası ve yeni bir ekibin iş başına getirilmesi isteniyor.

Uzmanlar yaşanan bu anlaşmazlıkların ne Demokratlar/Cumhuriyetçiler muhalefeti ne de güvercinler/şahinler karşıtlığıyla ilgisi bulunmadığını vurguluyor.

Ya? Doğrudan doğruya bu krizlerde yaşanan şeyin temelinde işte; ABD’nin dünya liderliği konumu ve NATO’nun durumu olduğu söyleniyor.

ABD dış politikası uygulamalarında yaşanan bu krizler, Washington’un IŞİD’i organize edip,etnik temizlik yapmak üzere Irak’a gönderdiği günlerden başlıyor.

Suriye’de Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nden çıkan sonuçla, herhangi bir rejim değişikliğinin bu ülkede gerçekleşmesinin mümkün olmadığı ve Esad’ın iktidarını koruma konusunda büyük bir potansiyele sahip olduğu görülmüştü.

ABD Şii lider Nuri el Maliki’nin, Sünni azınlık ile uzlaşmayı başaramayacağı, siyasi zeminin istikrarını sağlayamayacağı, sonuçta Irak’ta Başbakan el Maliki’nin olmayacağı yeni bir hükümet istiyordu.

O sırada IŞİD örgütü Suriye’de otorite boşluğundan faydalanarak Sünni güç bloğu oluşturmaya başladı; Irak’ın altını üstüne getiriyor ve Sünni federal bölge kurulmak istenen yerleri ele geçiriyordu.

Irak’ın petrol zenginliği nedeniyle paylaşılamayan Musul’u, Ramadiye’yi, Ninova’yı,Tuzhurmatu ve Bici’yi ele geçirdiler.

Irak Kürt Bölgesi Yönetimi de İŞİD tehditini ileri sürerek; Musul’daki olaylardan sonra en önemli petrol havzasında yer alan Kerkük’ü peşmegeleriyle kontrol altına almış ve bağımsızlıktan bahseder olmuştu -ki;

Bütün bunlar, İŞİD örgütünün bölgede kalıcı olacağı anlamına gelmiyordu, ama hem Suriye’nin hem Irak’ın idari yapısını değiştirebilecek ve Rusya’nın bölgedeki jeostratejisini yıkıma uğratacak olasılıkları taşıyordu.

Sonra Washington IŞİD örgütüne darbe indirdi.

ABD devlet yönetimi bünyesinde yaşanan bu tutarsız politika tedricen başka cephede ittifakların oluşmasına yol açtı.

Mesela Fransa, bazı lejyon askerleri IŞİD örgütünün yönetim kademesinde yer alırken, IŞİD karşıtı koalisyona katılmış oldu…

O sırada ABD Savunma Bakanı C.Hagel, Suriye politikasında Esad2ın devrilmesinin IŞİD stratejisine dâhil edilmesine ilişkin yazılı bir açıklama talebinde bulunmuştu.

Obama dış politikasının Savunma Bakanınca eleştirilmesine kayıtsız kalamadı, Hagel görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

Üstelik Ukrayna Krizinin tepe yaptığı bir konjonktürde yaşanan bu anlaşmazlığı,

Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı V.Putin’in büyük ekonomik anlaşmaları imzaladığı dönem takip etti.

Bu ittifak Rusya’ya karşı savaş ittifakı işlevi gören NATO’yu sarstı.

Bu gelişmeler üzerine yakın bir süre önce 1921 de kurulan Dış İlişkiler Konseyi ilk kez sert bir karar aldı.

Karar açıklanmazdan evvel Dış İlişkiler Konseyi Onursal Başkanı L.H. Gelb "Obama’nın danışma ekibi gelecek iki yılda ABD Ulusal Güvenlik politikasını yürütebilecek gerekli temel güdü ve değerlendirme yetisinden yoksundur" dedi.

Açıklanan Dış İlişkiler Konseyi’nin kararı;

Mevcut danışma ekibi yerine daha güçlü kişiliklerin ve deneyimli stratejistlerin göreve getirilmesi,

Savunma ve Dış İşleri Bakanlıklarına da yeni üst düzey danışmanlar tayin edilmesi gereğine,

Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı B.Baker ve Kara Orduları Komisyonu Başkanı Senatör J. McCain ile düzenli olarak danışma seanslarını düzenlemesi gerekliliğine vurgu yapıyordu.

Karar karşısında uzmanlar, devlet yönetiminde yaşanan bu bölünmenin doğrudan ABD politikasını etkilediğini ve egemenlik kaybına yol açtığına işaret etti.

Onursal Başkan Gelb, Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice’ın, İletişim Danışmanı B.Rhodes’ın, Beyaz Saray Hükümet Direktörü D.McDonough’un, Dış Politika Danışmanı V. Jarrett’ın görevden alınmasını istiyor.

Başkan Obama’nın yanında dört Demokrat ve dört Cumhuriyetçi danışman bulunması,

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinin dört akil adam Henry Kissinger, Brent Scowcroft, Zbigniew Brzezinski ve James Baker tarafında belirlenmesi önerisi de yapıyor.

Wasington’da Cumhuriyetçiler İran’la nükleer müzakerelerde varılacak herhangi bir anlaşmanın Kongre’de oylanmasını isterken, şimdi bu şartı içeren bir tasarı sunma hazırlıklarındadır.

Sadece bu değil her dışişleri politikasının uygulanmasında Başkan Obama yönetimine ilgili süreç üzerinden Kongre’ye yetki verme yönünde baskı unsuru oluşturuluyor.

ABD ile Rusya arasında restleşmenin varoluşsal bir aşamaya girdiği, tarafların yaşadığı şiddetli bir siyasal ve ideolojik savaşın bölgesel dinamiklere de yansıdığı bu süreçte ABD Devlet yönetimi birbirleriyle kıyasıya kavga ediyor…

22.03.2015