İSRAİL, NÜKLEERDE RAKİP İSTEMİYOR

İsrail dünyada nükleer silah geliştirmiş ülkeler sıralamasında altıncı sırada yer alırken, nükleer silahsızlanma anlaşmasını imzalamamış nükleer silah sahibi dört ülkeden biri konumunda. İsrail devleti resmi olarak nükleer belirsizlik siyaseti izliyor. Buna göre bilerek uluslararası kamuoyu ile bilgi paylaşmıyor.

Celal ÇETİN

İsrail 1948 yılında kurulmasının hemen ardından, 1950′lerde Fransa desteğiyle nükleer çalışmalara başladı. 1960′larda ilk nükleer silahlarını imal ettı, ancak bunun dünya kamuoyuna yansıması İsrailli nükleer bilimci Mordechai Vanunu’nun açıklamasıyla kesinlik kazandı. İsrail’in bugün nükleer silah başlıklarına ve bu başlıkları taşıyabilecek füze, uçak ve denizaltı fırlatma sistemlerine sahip bulunuyor.

Global ve bölgesel rekabette, çatışma risklerinde nükleer güce sahip olmak devletlere büyük bir üstünlük sağlıyor. Nükleer silaha sahip bir ülkenin hasmı-rakibi, mukabele göreceğinden ve faturası çok ağır olacağından dolayı bu tür devletlere saldırıda bulun-a-mıyor; tehdit edemiyor. Silahlı çatışma, işgal, saldırı gibi konularda nükleer güç ülkelere çok ciddi bir caydırıcılık sağlıyor. Nükleer güce sahip olmak, kullanılabilir nükleer silahları elinde bulundurmak diğer ülkeler üzerinde ciddi diplomatik baskı da oluşturuyor. Nükleer güce sahip olmayan ülkelerin eli bu güce sahip ülkeler karşısında her türlü iş ve ilişkide zayıf, etkisiz kalıyor. Nükleer gücü olan ülke özellikle gergin ve gerilimli ilişkilerde rakiplerine karşı masada avantajlı konuma geçiyor.

ORTADOĞU’DA NUKLEERSİZ BÖLGE MÜMKÜN MÜ?

BM tarafından dört yıl süren müzakerelerin ardından, çatışmalarla bölünmüş Ortadoğu’da nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge kurma önerisi gerçekleştirilemedi. Ancak nükleer silahsızlanma konusundaki çabaları ile tanınan BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon öneriyi tekrar canlandırmak için adım atmaya devam ediyor.

BM Genel Kurul’un 69. oturumuna sunduğu yıllık raporda "Ortadoğu’da nükleer silahlardan ve tüm kitle silahlarından arındırılmış bir bölge oluşturmak üzere bir konferans toplamak konusunda kararlıyım" dedi. Ban, böylesi bir bölge oluşturmanın, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın (NPT) bütünlüğü açısından "büyük önemi bulunduğunu" belirtti.

ÖNCE İSRAİL’İN NÜKLEER GÜCÜ YOK EDİLMELİDİR

Yeni Zelanda Silahsızlanma Üzerine Danışmanlık Komitesi’nin eski başkanı Bob Rigg ise silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturmak üzere bir konferans düzenlemek için şu ana kadar çok sayıda girişim olduğunu belirterek, "Bu girişimler bir yere varmadı, çünkü bölgesel bir nükleer silahlardan arındırılmış bölge oluşturmanın ön koşulu, İsrail’in nükleer cephaneliğinin uluslararası gözlem altında ortadan kaldırılmasıdır" diyor.

Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPWC) eski editörü olan Rigg, nükleer silah sahibi olmanın İsrail’in ilk lideri Ben Gurion’un öncelikleri arasında olduğunu ve o günden bu yana da ülkenin güvenlik politikasının kalbinde yer aldığını kaydererek İsrail hükümeti resmi olarak nükleer silah sahibi olduğunu açıklamaktan her açıdan kaçınırken, konferans düzenlense dahi bu konu üzerinde anlamlı bir tartışma yürütmenin imkansızlığına dikkat çekiyor.

"İsrail’in nükleer silahlanmasına yardım eden Batılı hükümetler, bu silahları asla ağızlarına almayarak, sessiz bir şekilde bu entrikaya katılıyor ve sorunun katlanmasına neden oluyor. Örneğin, eski ABD başkanlarından Jimmy Carter bir keresinde İsrail’in nükleer silah sahibi olduğunu belirttiği için ABD’li politikacılar ve medya tarafından topa tutulmuştu.”

İSRAİL NEDEN İRAN’A KARŞI

II. Dünya Savaşı?ndan bu tarafa nükleer silahlar kullanılmadığı ve yakın bir kullanılma tehlikesi olmadığı halde caydırıcı etkisinden dolayı sürekli artmaktadır. Peki, İran?ın nükleer gücü hangi ülkelere karşı caydırıcı olacaktır?

İran’ın ürettiği-üreteceği nükleer güç İsrail’in ve ABD-batının kendisine saldırması ihtimaline karşı caydırıcı olabilecek. Aynı zamanda İran da bu ülkelere saldırıda bulunamayacak. Bu durumda İran’ın elde ettiği nükleer silahın tehdidi İsrail dışındaki bölge ülkelerini de etkileyebilecek.

Bu ülkeler, Körfez ülkeleri başta olmak üzere Sünni Arap ülkeleri ve Türkiye olarak ortaya çıkıyor. Bu ülkelerin hiçbirinin nükleer gücübulunmuyor. İran’ın bu gücü elde etmesi durumunda Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye gibi ülkeler İran’la var olan bölgesel rekabette dezavantajlı duruma düşecek, İran’ın caydırıcı gücü bölgede baskın hale gelecek. Böylesi bir durumun bölge ülkeleri üzerinde iki net sonucu olacaktır:

1-Bölgesel rekabette İran’a teslim olmak ve İran karşısında geri planda kalmak.

2. İran’ın nükleer gücünü dengeleyebilmek için nükleer güce sahip diğer ülkelere, özellikle de batıya, ABD’ye mahkum olmak.

Petrol zengini Arap ülkelerinin ABD tarafından İran’la korkutularak güvenliklerini ABD’ye teslim etmeleri sağlanıyor ve ABD-Batı bu korkuyu kullanarak bu ülkelere yüz milyarlarca dolar silah, mühimmat ve teçhizat satıyor. İran’ın bölgede oluşturduğu tehdit karşısında bütün bölge ülkeleri ABD politikalarına boyun eğmek durumunda kalıyor. İran eğer nükleer silah da elde ederse Arap-İslam ülkelerinin batıya bağımlılığı daha da artacak. Bu nedenlerden dolayı ABD-Batı’nın bölge ülkelerine karşı İran tehdidini abarttığını düşünmek de mümkündür.

Türkiye açısından da durum farklı olmayacak. Suriye krizi ile birlikte tarihi İran Türkiye rekabeti tekrar ortaya çıktı. Eğer İran nükleer güç elde ederse bölgesel rekabette İran Türkiye’ye net bir şekilde baskın hale gelecek, ayrıca Türkiye’nin bu rekabette Batı’ya olan bağımlılığı artacak. Eğer İsrail’in güvenliği için Batı İran’ın nükleer tesislerini vurursa bunu büyük ihtimal Ürdün, Türkiye gibi ülkeler üzerinden vuracaktır. Böyle bir operasyonda İran nükleer tesislerinin ne kadar zarar göreceği, İran’ın nükleer güç elde etmekten vazgeçip vazgeçmeyeceği ayrı bir konu. Ancak böyle bir saldırı batının İslam coğrafyasında planladığı ve bir süredir icraya koyduğu etnik ve mezhepsel ayrışmaya yarayacak, mezhep odaklı kutuplaşmayı artıracak.

İran’ın elde ettiği-edeceği bu nükleer gücün İslam dünyasında giderek kışkırtılan Şii-Sünni alan mücadelesine de ciddi etkisi olacağı biliniyor.

Öte yandan İsrail’in İran üzerindeki nükleer caydırıcılık etkisi de kaybolacak ve her iki ülke de aynı ligde yer alacak. İsrail’in asıl korktuğu, nükleer etkisinin ortadan kalkması.

27.02.2015