ASKERE “AYAKLANMAYA MÜDAHALE” EĞİTİMİ

İktidar, TBMM’de “savaşla” görüşülen iç güvenlik paketinin hedefinin terörle mücadele olduğunu söylüyor. Buna HDP’liler bile inanmıyor, MHP’lilere, “Bu yasa sizin için çıkarılıyor” diyor. Birkaç gün önce TBMM’deki görüşmeler sırasında İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın yanına giden MHP Milletvekili Özcan Yeniçeri hararetli bir şeyler anlattı. Ala da aynı hararetle cevap verdi.

Müyesser YILDIZ

Yeniçeri’ye ne konuştuklarını sordum. Bakan Ala’ya şunları söylemiş:

“Güneydoğu’da TSK’nın, güvenlik güçlerinin etkisi azaltıldı, PKK’nın etkisi arttırıldı. Bu da iktidarın gözetim ve denetimi altında yapılıyor. Suçtur, kusura bakmayın, ama sizi yargılayacağız. Bana 15 gün verin düzelteyim, ne kanton, ne özerklik, ne sokakta gezen PKK’lılar kalır. Diyarbakır-Bingöl karayolunu nasıl 28 gün PKK’nın kontrolüne verirsiniz? AKP, PKK’yla mücadele değil, müzakereye inandığına göre, bu yasa hangi ihtiyaçtan kaynaklanıyor? Bu kadar sert tedbirleri içeren yasayı kim gündeme getiriyor? Öyle görünüyor ki, Doğu’ya Öcalan’ı serbest bırakma ve özerklik, Batı’ya da faşizm için getiriliyor. Bunları reddedecekleri kontrol altına almak için getiriliyor.”

Yeniçeri’nin anlattığına göre, Ala bu tepkilere şöyle karşılık vermiş:

“Mevcut yasadaki yetkiler, terörü engellemeye yetmiyor. (Diyarbakır-Bingöl karayolunun 26 gün PKK’nın kontrolüne geçmesiyle ilgili) Orada bir Albayı bile görevden alamıyorum. Bu yetkiyi aldıktan sonra yapabiliriz.”

Demek ki mesele Erdoğan, Davutoğlu ve tüm iktidar mensuplarının savunduğu gibi, “molotof” değil, “Albayların görevden alınabilmesi” imiş!..

MARDİN VE SİİRT’TE POLİS KARAKOLU İŞGÂL EDİLDİ

Ala’nın, “Albayı bile görevden alamıyorum” sözünün perde arkasını araştırdım, şu bilgilere ulaştım:

“Kobani” ayaklanmasının yapıldığı günlerde Mardin Valisi, Midyat’taki askeri birliğin Kızıltepe’ye gönderilmesi talimatını veriyor. Askerler yolların kesildiği Kızıltepe’ye intikal hazırlıkları yaparken, Vali’den ikinci bir talimat geliyor; Midyat da karıştığı için bu defa, “Orada kalın” diyor.

Ve olaylara müdahalede “gecikmenin” faturası askere çıkartılıyor. Askerler ise “gecikmenin” Vali’nin bu tutumundan kaynaklandığını vurguluyor.

Olaylar sırasında PKK’lıların Mardin’de bir polis karakolunu bastığı ve polislerin karakolu terkettiği haberi bir-iki gazetede yer aldı. Meğer sadece Mardin değil, Siirt’te de benzer bir olay yaşanmış.

Mardin Valisi’nin geçen hafta içinde merkeze çekilmesi, “sorumlunun” kim olduğunu göstermiyor mu?

EMASYA KALKINCA

İşte bu karmaşa üzerine, TSK önemli bir karar aldı.

Buna ilk dikkat çeken de Yeniçağ Yazarı Ahmet Takan oldu. TSK’nın internet sitesinde 14-16 Ocak 2015 tarihleri arasında 2’nci Ordu Komutanlığı (Malatya) ve 20-21 Ocak 2015 tarihlerinde 3’üncü Ordu Komutanlığı (Erzincan) karargâhlarında yıllık faaliyet değerlendirme çalışmalarının icra edildiği haberi verildikten sonra şöyle deniyordu:

“Çalışmalarda; Terörizmle Mücadele Harekâtı, Toplumsal Olay Görünümlü Terör Eylemleri ve Hudut Güvenliği konuları ile bu konuların hukuki mevzuatı incelenmiş, 2014 yılının genel değerlendirmesi yapılmış ve 2015 yılına yönelik uygulama esasları görüşülmüştür.”

Genelkurmay’ın haberinde şu da vardı:

“Ayaklanma esnasında mülki makamlarla en hızlı nasıl hareket edilebileceği ele alındı. Tehdidi ortadan kaldırmaya yönelik planlar yapıldı, harekat tarzları oluşturuldu. Ayaklanmada ne tür tedbirler alınacağı enine boyuna incelendi.”

Toplumsal olay görünümlü terör eylemleri... Bu konuların hukuki mevzuatının incelenmesi... Ayaklanmada alınacak tedbirler...

Her şey gayet açıktı da “ayaklanmada alınacak tedbirler” muğlaktı. İddialara göre, bu toplantıdan sonra TSK’da, “ayaklanmaya karşı eğitim” verilmeye başlanmıştı.

İddiaları doğrulayan askeri yetkililer, “Aslında EMASYA protokolünde vardı. Bu tür olaylarda halkla eylemcilerin ayrılması, eylemcilere müdahaleye yönelik eğitim veriliyordu. EMASYA yürürlükten kalkınca, bu eğitimler sona erdirildi. Ancak Kobani olaylarından sonra birliklerde yeniden bu eğitime başlandı.”

İktidarla, TSK’nın en azından şimdilik “hedef” konusunda ayrı düzlemlerde olduğu çok açık.

Yeniden Meclis’te görüşülen iç güvenlik paketine ve İçişleri Bakanı Ala’nın, “Mevcut yasadaki yetkiler, terörü engellemeye yetmiyor” sözüne dönersek;

HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş bile geçen yıl, “Duyduğumuz kadarıyla bazı bölgelerde komutanlar, valiliklerden ve savcılıklardan defalarca operasyon izni istediler. Ama bu izinler verilmedi... Hükümet operasyon yapmama konusunda şu ana kadar ciddi bir sorun çıkarmadı, çıkmasına izin vermedi” demedi mi?

Genelkurmay Başkanlığı, Valilerden istedikleri operasyon izninin ancak 10’da 1’inin kabul edildiğini açıklamadı mı?

O halde sorun ne? 132 maddelik paket “molotofa” oturtulduğuna ve o düzenleme de kabul edildiğine göre, paketin görüşmelerine niye devam ediliyor?

Hedef şu; AKP’nin bir vakitler lağvedilmesini planladığı Jandarmanın tümüyle İçişleri Bakanı’nın, yani Valilerin “daimi kuvveti”, bir anlamda “özel ordusu” haline getirilmesidir.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Gezi eylemleri için dillendirdiği üzere, “Valilerin, önce polisleri, yetmezse jandarma güçlerini göreve çağırabilmesi”dir.    

Başkanlık sistemine geçilebildiği takdirde Valiler de seçimle geleceğinden özellikle Doğu ve Güneydoğu’da PKK’nın “jandarma” olmasıdır. 

Foça ve Paşakapısı’na kucak dolusu sevgiler

23.02.2015