AKP-PKK KAVGASININ PERDE ARKASI

Çözüm sürecine yönelik hükümet ve HDP (Kandil/İmralı) kanadından gelen açıklamalar farklı ve birbirini yalanlar nitelikte. PKK çözüm sürecinin tıkandığını iddia ederek tehdit üstüne tehdit savururken hükümet, hala bahar havasını koruyor. AKP-PKK arasında bir kavga varmış gibi görünürken, her iki tarafın da böyle bir kavgaya izin vermeyecek şekilde anlaşma sağladıkları belirtiliyor. Kavga görüntüsün arka planında iş ve güçbirliği bulunduğu artık sır değil.

Celal ÇETİN

KCK Yürütme Konseyi üyesi Sabri Ok, kendilerinin Şubat ayının başından başlayarak Mart ayı sonuna kadar çözümü sağlamak istediklerini, ancak daha müzakerelere bile başlanmadığını söyledi ve ekledi, "bizim iki alternatifimiz vardır, ya müzakere ile ya da mücadele ile Kürt halkını özgürleştireceğiz.”

Kandil’den hükümetin beklediği silahsızlanma açıklaması gelmedi. Hem Kandil hem de Öcalan, AKP’ye ayar vererek “çağrının şartlarının olgunlaşmadığını” ileri sürdü. Yetmedi, "TC silah bıraksın" noktasına geldi.

Buna karşılık Başbakan Davutoğlu, “6-7 Ekim olaylarında olduğu gibi tekrar şiddet eğilimi olursa bu konuda tavrımız nettir. İnşallah bu bahar, çok güzel bir bahar havasının gelmesi de sağlanmış olur” demeye devam ediyor.

Tarafların birbirini yalanlayan bu açıklamaları kafaları da karıştırıyor. Ancak tablonun geneline bakıldığı zaman her iki tarafın da anlaşmalara sadık kaldıkları ve ortak planlarını adım adım uyguladıkları görünüyor.

Anlaşmayı ve planı anlayabilmek için “çözüm süreci” adı verilen ama ne olduğu bir türlü açıklanmayan sürece bakmak gerekiyor. Bu süreçten kimin/kimlerin kazançlı çıkacağını görebilirsek, bu kayıkçı kavgasını da çözebiliriz.

AKP ile başlayalım. AKP, varoluşunu kendisine karşıt kesimleri içten parçalara ayırma politikası üzerine kurdu. Her ne kadar yüzde 50’lerde oy aldığı söylense de aslında toplam seçmen sayısına bakıldığı zaman yüzde 30-35 aralığında kaldığı görülüyor. Buna karşılık karşısında 60-65’lik bir kitle var. Bu kitleyi küçük parçalara ayırarak “yüzde 30’u yüzde 70’den daha büyük yapmayı” başarıyor.

AKP’nin en çılgın projesi, HDP (İmralı-PKK) ile yürüttüğü “çözüm sürecidir.” Bu sürecin aslında içeride hazırlanmadığını, uluslararası konsorsiyum tarafından hazırlanıp masaya konduğunu herkes biliyor.

Süreç yürümesine yürüyor ama, karşı tepkiler de hızla artıyor. Yapılan anketlerde AKP tabanında bile sürece yönelik endileşelerin arttığı görülebiliyor. Kaldı ki, AKP karşıtı kesimlerdeki tepkinin boyutlarını siz düşünün. Son yapılan anketler AKP yönetimini ve hükümeti rahatsız ediyor. Hem üllke hem AKP açısından yaşamsal önem taşıyan 2015 seçimlerini hükümetin riske atması beklenmemeli. “Her ne şekilde olursa” olsun oy kaybedilmemeli, kaybedilen oylar geri gelmeli. Bu da yetmez, sağdan ve milliyetçi kesimlerden ödünç oy alınmalı.

Bu arada Türkiye partisi iddiası ile ortaya çıkan HDP’nin hedefinde CHP oyları olduğunu unutmayalım.

“PKK İLE SAVAŞIYORUM” YALANI

Bu noktada AKP-PKK (kayıkçı) kavgasının perde arkası aralanıyor. Gerek çözüm süreci gerekse İç Güvenlik Yasa Tasarısı üzerinden başlatılan kavganın perde arkasında çözüm sürecinin önündeki engellerin kaldırılmasına ve yasa tasarısının çıkmasına yönelik planlar bulunuyor.

2015 seçimlerine 3.5 ay kaldı. AKP iç ve dış politikaları, sosyal hayata, kişisel hak ve özgürlüklere müdahaleleri, yolsuzluk iddiaları ve “PKK’ya teslim olduğu” algısı nedeniyle zor günler yaşıyor. Bu zorlukların sandıklara yansıma ihtimali de büyük. CHP, MHP gibi muhalefet partilerinin yanısıra diğer sağ kesimlerin de büyük eleştirileri ile karşı karşıya ve bu eleştirilerin parti içindeki yansımaları da gözardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

AKP seçimlerden sonra anayasa değiştirebilecek oy orarına ulaşmak için önce kaybettiği oyları, ardından da MHP ve diğer sağ partilerden ödünç oy almak zorunda. “PKK ile pazarlık yapan, Güneydoğu’yu PKK’ya teslim eden parti” algısı ile MHP ve diğer partilerden oy devşirmesi mümkün değil.

Gerilim politikasını varlık gerekçesi haline getiren AKP, seçimlerden önce gerilimi artırıyor. Önce askeri vesayet, darbe teşebbüsü gibi gerekçelerle TSK’yı hedef aldı. Ardından cemaat hedef tahtasına oturtuldu. TSK ve cemaatle resmen ve aleni savaştı. 2015 öncesi de aynı taktiği uygulayacak. Bu kez hedefinde HDP (PKK) var, ama göstermelik konumda.

AKP’nin üstüne yapışan “PKK ile hareket ediyor” algısını yıkmaya ihtiyacı var. Bunun için PKK ile savaşması gerekiyor. Bu öyle bir savaş olmalı ki, “ses var görüntü yok” gibi. Seçimlere az bir zaman kala PKK ile başlayacak bir savaşta AKP yüzlü yüzlü çağrıda bulunabilir; “terörle ölümüne savaşıyoruz. Türkiye’nin bölünmesine izin vermeyeceğiz. Bu savaşta yanımızda olun, ülkeyi birlikte koruyalım.” Yani “PKK’ya teslim olan parti” algısı “PKK ile savaşan milliyetçi parti” algısına dönüşecek. Bu algıyla hem kendi tabanını yeniden kilitlerken MHP dahil diğer sağ partilerden de oy alma ihtimali bulunuyor.

Bu arada, “İç Güvenlik Yasa Tasarısı’nı niye istediğimizi anladınız mı? Bakın PKK büyük kentlerde yakıp yıkıyor. Güneydoğu’da güvenliği asker sağlarken kentlerde polis sağlıyor. Bu tasarı ile polisi güçlendiriyoruz” söylemleri devreye sokulabilir. Çatışma ortamında, PKK bombalarının patladığı, insanların öldüğü bir dönemde tasarının gerçek amacını anlatmanız mümkün değildir.

SEÇİM SONRASI

AKP’nin bu planları tuttu ve istediği oy oranlarına ulaştı diyelim. Hiç kuşkunuz olmasın ki PKK ile savaş bıçakla kesilmiş gibi bitecek. Seçimlerden CHP’den çaldığı oylarla güçlenerek çıkan HDP, AKP’nin ihtiyacı olan desteği sağlayacaktır.

Bu destekle ayasaya değişikliğine gidilebilir. Doğu ve Güneydoğu’da özerk yapılanmanın önü açılabilir. Öcalan serbest bırakılabilir. Türkiye’nin geri kalanında acımasız bir dikta yönetimine geçilebilir.

Aklı başına gelen milli/ulusal kesimler ayağa kalkmak isteyecek. Ama çok geç. Destek verdikleri İç Güvenlik Yasası önlerine duvar gibi çıkacak.

Sonuç olarak; PKK’yı yöneten üst akıl, bugüne kadarki kazanımlarını Türk Devleti ile savaşa girerek kaybetmeyi kesinlikle göze almaz. Böyle bir savaş, her iki taraf için de yıkım anlamına gelir. Hükümet de bunun çok iyi farkında. Yani hükümet ile PKK arasında bir çatışma mümkün değil.

Yeni bir “yetmez ama evet” oyunu ile karşı karşıyayız. 

17.02.2015