TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ SORGULANMALI

Türkiye NATO, BM gibi uluslararası kuruluşlar bünyesinde, özellikle soğuk savaş döneminde ABD’nin ve Batı’nın ileri karakolu görevini üstlendi. Ancak bu ilişkinin sorgulanma zamanı geldi. Türkiye gerek jeopolitik konumu ve gerekse toplum yapısı nedeniyle dış politik tercihlerinde Batı’yı tercih etti. Özellikle Sovyetler Birliği döneminde Batı’nın güvenliğini sağlamak üzere NATO’nun ve ABD’nin “stratejik müttefiki” olarak kabul edildi.

Celal ÇETİN

Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve soğuk savaşın bitmesi ile birlikte tek kutuplu dünyada ABD’nin hegemonyası etkili olaya başladı. “Küresel güç konumunu” sürdürmeyi stratejik planlarının temeli haline getiren ABD, bir zamanlar “dost ve müttefik” olarak gördüğü ülkelerin milli menfaatlerini de kendi küresel gücünün devamı için gözden çıkarmaya başladı. Bu ülkelerden biri de Türkiye’dir.

11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırısı, ABD’nin küresel planlarını uygulamaya soktuğu tarihtir. Afganistan’la başlayan sözde “terörle mücadele” gerekçesi yle hazırlanan BOP, Ilımlı islam gibi planları ne kadar kendisi için yaşamsal sonuçlar taşıyorsa, Türkiye dahil hedef ülkeler için de o kadar ölümcül sonuçlara yol açtı. 22 ülkenin sınırlarının ve rejimlerin değiştirilmesi, ulus devletler yerine küçük şehir devletçiklerinin kurulması hedefi, Ortadoğu’da bugün yaşanan kaosun sebebi oldu.

Mısır, Tunus gibi ülkelerde demokrasi gerekçesiyle başlatılan “Arap Baharı”; Suriye, Irak gibi ülkelerde tam anlamı ile yıkım ve ölüm getirdi. Türkiye’yi ise bölünme tehlikesi ile karşı karşıya bıraktı.

KAFKASLAR’DA DA AYNI SENORYO

Ortadoğu’yu karıştıran, halkları birbirine düşman eden ABD, aynı senaryoyu Kafkas bölgesinde de uygulamaya başladı. Önce “Kadife Devrimlerle” Rusya’nın refleksini ölçtü.

Sovyetler’in yıkılması ile birlikte kabuğuna çekilen ve kendisini toparlayan Rusya’nın yeniden rakip olabileceği ihtimali Washington’un planlarını güncelleştirmesine yol açtı. Suriye üzerinden ilk çatışmayı başlatan ABD, Rusya’nın kararlı tutumu karşısında ikinci hamlesini Ukrayna üzerinden yaptı. Kırım özerk bölgesini Rusya’dan koparmak üzere Ukrayna’yı kışkırtan ABD, yine Rusya’nın sert tepkisi ile karşılaştı. Suriye ve Kırım’ın kendisi için yaşamsal öneminin farkında olan Rusya, uzlmaşma arayışlarını sürdürmekle birlikte “gerekirse savaşırım” mesajını çekinmeden verdi.

ABD’nin NATO’yu devreye sokması, Rusya’ya karşı acil müdahele gücü oluşturma kararı yeni bir savaş ihtimalini gündeme getirse de, ABD “silahların gölgesinde blöf yapıyor” iddiası güçleniyor. ABD ve Batı’nın Rusya ile konvansiyonel bir savaşı kazanma ihtimali bulunmuyor. Nükleer bir savaşı ise hiç kimse göze alamaz. ABD’nin planı, Ukrayna sınırlarını aşmayacak uzun vadeli bir savaş çıkartarak Rusya’yı sürekli rahatsız etmek.

ORTADOĞU TERS TEPTİ

Ortadoğu, ABD’nin artık alışılagelmiş yanlış ve öngörüsüz politikalarının bir başka örneğini oluşturdu. Irak’kı bölerek Kuzey Irak Kürt bölgesini oluşturan ABD, Suriye’de Esad’ı devirerek ülkeyi üçe bölmeyi planladı.

Bu noktada ABD’nin hesaba katmadığı Rusya ve İran’ın kararlılığı dengeleri değiştirdi ve Esad yerinde kaldı. Ancak doğan boşluk radikal terör örgütleri tarafından dolduruldu. Bu, ABD’nin en korktuğu gelişmeydi ve başına geldi. “Terörü terörle bertaraf etme” politikasına yönelen ABD, kurdurduğu IŞİD eliyle hem kendisine muhalif diğer örgütleri sindirdi, hem de Kuzey Irak Kürt Bölgesi’nin sınırlarını Türkmen bölgelerine ve Suriye’ye kadar genişletti. Bu arada Suriye’de Barzani’ye rakip olabilecek Kürt özerk bölgesini IŞİD eliyle sindirdi.

Bugün ABD’nin Ortadoğu politikası sadece “Kürt devleti boyutuyla” devam ediyor. Esad rejiminin devrilmesi, İran’ın etkisizleştirilmesi gibi hedefler ise başarısızlıkla sonuçlanmış durumda.

13.02.2015