ERDOĞAN-FİDAN BİLMECESİ VE 2 SENARYO

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın milletvekili adayı olmak için görevinden istifa etmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “onaylamıyorum” acıklaması gündemin en önemli maddesi haline geldi. Konuya ilişkin pek çok iddia havalarda uçuşuyor. Birbirine zıt iki ihtimal, senaryo ön plana çıkıyor. Bu senaryolardan biri yurt içinde, diğeri ise yurtdışında hazırlanmış olabilir.

Celal ÇETİN

Hem Erdoğan hem Fidan açısından bilinemeyen, öngörülemeyen gerekçeler olabilir. Ancak iki ihtimal ön plana çıkıyor. Ya aralarında danışıklı dövüş var, veya Erdoğan’ın “sır küpü” Erdoğan’a ihanet etti.

İki ihtimali, senaryoyu ayrı ayrı değerlendirmekte fayda var.

1- DANIŞIKLI DÖVÜŞ İHTİMALİ

Türkiye’nin geri dönülemez bir gerilime sürüklendiği gerçeğini tüm kesimler kabul ediyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın da vurguladığı gibi bu gerilim ülkeyi yönetilemez bir notkaya sürüklüyor. Sözkonusu gerilimin en büyük müsebbibi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan gösteriliyor. Yine Arınç’ın vurguladığı gibi toplumun yüzde 50’si AKP’yi ne olursa olsun desteklemeye devam edecek ama, geri kalan yüzde 50’deki “düşmanlık” bileniyor.

Öte yandan AKP tabanı içinde de Erdoğan’ın politikalarından ve söylemlerinden rahatsız olanların sayısı gözardı edilemeyecek boyuta ulaştı. Buna karşılık Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun daha ılımlı görüntüsü olumlu etki yapıyor. Her ne kadar Erdoğan’ın boşluğunu doldurmak istercesine üslubunu sertleştirmeye çalışsa da, yapmacıklığı görülüyor ve rahatsızlık yaratıyor.

2015 seçimlerinden sonra AKP gücünü korumayı başarırsa Davutoğlu’nun rüştünü ispat etmenin getirdiği özgüvenle “Erdoğan’a teslimiyet” görüntüsünü silmek için farklı adımlar atabileceği belirtiliyor. Bununla birlikte Erdoğan’ın başkanlık arzuları da 2015 seçimleri sonrası Davutoğlu’nun tavrına göre şekillenebilir.

Tüm bu parametreleri bir araya getirince Erdoğan’ın AKP üzerindeki kontrolünü sürdürmek üzere hazırlanan bir planın uygulamaya konduğu söylenebilir.

Erdoğan’ın Kolombiya’ya giderken uçakta, “Bundan sonraki süreç Sayın Başbakan’a ait olan bir süreçtir. Yerine kim gelecekse Sayın Başbakan teklif yapar. Biz de onar ya da onamayız. Belki bazı vaatlerde bulunulmuş olabilir” şeklindeki sözleri bir sitem gibi algılansa da, farklı şekilde yorumlamak da mümkün: “Erdoğan ile Fidan arasında bir soğukluk başladı. Fidan AKP’ye girerse Davutoğul ile birlikte  Erdoğan’dan bağımsız bir politika izleyebilirler” algısı oluşturulmak istenebilir. Böylece Erdoğan’dan rahatsız olan ama AKP’nin güçlü kalmasını isteyen, daha doğrusu Erdoğan’ın gölgesinden kurtulmuş bir AKP isteyen kesimler Fidan etrafında kenetlenebilir. Sözkonusu kesimlerin Davutoğlu’na da “Erdoğan’ı taklit ediyor, gölgesinden çıkamadı” gerekçesiyle karşı olduğu biliniyor.

Fidan’ın MİT Müsteşarlığı döneminde medyaya sızan tapelerde Süleyman Şah Türbesi için söylediklerini bir kenara bırakırsak, kararlılığı, sert duruşu Erdoğan’a benziyor.

Bir s üre sonrası için algı operasyonunda hedef şu olabilir: “Hem Erdoğan’a karşı, hem Erdoğan gibi güçlü, otoriter lider. AKP’nin başına yakışır. Partiyi dağılmaktan kurtarır.” Böylece Davutoğlu’na yönelik, “Erdoğan’ın yerini dolduramadı” şeklindeki algının yerine yukarıdaki algı yerleştirilebilir.

Yeni köşkte Cumhurbaşkanı Erdoğan, eski köşkte “Erdoğan gibi” Başbakan Fidan. Uyumlu bir ikili. Uyumlu bir ikili. Erdoğan’ın takip ettiği politikalar aksamadan devam edecek.

2- BATI-DAVUTOĞLU OPERASYONU MU?

Erdoğan-Fidan arasındaki gerilimin gerçek olduğunu, Erdoğan’ın “sır küpüm” dediği Fidan tarafından ihanete uğradığını varsayalım.

Bu gelişmenin Türkiye içinde planlanmadığı söylenebilir. Planı anlayabilmek için ABD, Suriye, IŞİD, Rusya, Ukrayna, Türkiye-Rusya yakınlaşması gibi küresel gelişmeleri bilmek gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik tüm eleştirilerin haklılık payı olabilir. Ancak son yıllarda dış politikada ABD ve Batı çizgisine alternatif bir politika izlendiği de biliniyor. Özellikle Rusya ile yapılan anlaşmalar, enerji işbirliği, Kafkaslar’da, Hazar bölgesinde iki ülkeyi birbirine yaklaştırdı. Türk akımı ile Rusya ve Türkiye enerjide tüm dengeleri sarsacak adımlar attı. Bu durum ABD’de ve Avrupa’da, “Türkiye makas mı değiştiriyor?” endişelerine yol açtı.

Türkiye’nin iki kez makas değiştirmek üzere harekete geçtiği biliniyor.

Biri 1960’da Menderes hükümeti döneminde. Menderes hükümeti Rusya ile ekonomik ilişkileri geliştirmek üzere adımlar attı. Kredi anlaşmaları ile ağır sanayi hamlelerine girişti.

Sonuç: 1961 askeri darbesi.

İkincisi 1990’lı yılların başı. Türkiye ABD ve Batı ile ilişkilerini dengelemek üzere Avrasya politikalarını geliştirdi. Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) görüşülerek “devlet politikası” haline getirilen yeni açılımı Türk Silahlı Kuvvetleri sürdürdü. Dönemin MGK Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’ın koordinatörlüğünü üstlendiği Avrasya politikasına TSK tüm gücüyle destek verdi.

Sonuç: 2002 seçimleri sonucu iktidara gelen AKP. Ergenekon, Balyoz gibi Washington ve Cemaat imzalı kumpaslarla TSK’nın komuta kademesinin tasfiyesi. Yani 2008 AKP-Cemaat darbesi.

Ancak 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları ile birlikte Erdoğan-Cemaat savaşı başladı. Bu savaş, Erdoğan’ın ABD ve Batı’ya bakışını da değiştirdi. O oönemlerde AKP Genel Başkanı ve Başbakan olması hasebiyle Erdoğan’ın gücü zirvedeydi. Hem cemaatle savaşını sürdürüyor hem bir zamanlar birlikte hareket ettiği Batı bloğuna alternatif arayışlara giriyordu.

Kobani’ye bakış açısı da Batı ile farklılık gösteren bir başka gelişmeydi. Kobani’ye IŞİD saldırısı gerekçesiyle Kuzey Irak Kürt yenetiminin müdahalesi, Kobani’de yeni bir Kürt özerk bölgesinin oluşturulması konusu Erdoğan ve Davutoğlu tarafından farklı değerlendirildi. Diyarbakır AKP il kongresinde konuşan Davutoğlu, “Kobani’ye buradan selam ediyorum. Kobani’deki her kardeşlerimi alnından öpüyorum. Kobani bize tarihin emanetidir” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, IŞİD’in Kobani’ye saldırısının en yoğun döneminde Kobani’ye sahip çıkılmasını eleştirmiş, bu kentin stratejik önemi olmadığını öne sürerek “Kobani düştü düşecek” demişti.

Ayrıca Erdoğan’ın NATO, BM gibi uluslararası siyasi, güvenlik ve finans kuruluşlarını sürekli eleştirmesi de Washington’da ve Batılı başkentlerde not edildi.

Bu noktada şöyle bir varsayım ortaya çıkabilir. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını fırsat bilen Washington, Erdoğan’dan kurtulmak için düğmeye basmış olabilir. Washington, Başbakan Davutoğlu’nun  Batı bloğuna daha yakın olduğu tezine uygun olarak Erdoğan’ın yerine Davutoğlu (ileride Fidan) ile “durmak yok, yola devam” demiş olabilir. Türkiye’nin üçüncü makas değiştirme girişimini Davutoğlu-Fidan darbesi ile durdurmak istemiş olabilir.

Davutoğlu’nun ihtimale ne cevap verdiği ise seçimlerden sonraki politikalarında gizli. Davutoğlu’nun politikalarında iki faktör etkili olabilir; -1 genel başkanlık ve başbakanlık süresi konusunda kendisine ne kadar zaman tanındığı, 2- Seçimlerden sonra Fidan’ın kendi yerine düşünülüp düşünülmediği…

NOT: Hakan Fidan'ın İran'la ilişkili olduğu iddialarını ve İran ile Rusya arasındaki tarihsel yakınlığı unutmamak gerekiyor. Bu açıdan bakınca birinci senaryo daha güçlü olasılık olarak ortaya çıkıyor. Batı'nın "Davutoğlu ve AKP" tercihine karşı Erdoğan'ın "Fidan ve AKP" hamlesine şahit oluyoruz...

10.02.2015