ABD VE BATI RUSYA’YA NE YAPABİLİR?

Suriye’de başlayan çatışmalar sonrası ABD ile Rusya arasında ortaya çıkan bölgesel rekabet daha sona ermeden üzerine Ukrayna ve Kırım krizinin eklenmesi, İkinci Dünya savaşının bitiminden sonra neredeyse 45 yıl devam etmiş olan “Soğuk Savaş”ın geri dönüş habercisi gibi. Bundan sonra dünyanın diğer bölgelerinde mevcut ve olası sorunlarda, ABD ile Rusya’nın veya “Batı” ile “Doğu” ittifaklarının karşı karşıya gelecekleri ve fikir ayrılıklarına düşecekleri kesin.

Celal ÇETİN

Kaçınılmaz bir hesaplaşma yaşanırsa, Batı ve Doğu ittifaklarının durumu nedir? Özellikle ABD’nin başını çektiği Batı ittifakı, Rusya’nın başını çektiği Doğu ittifakı karşısında hangi stratejileri izleyebilir?

ASKERİ SEÇENEK

Askeri seçenekler noktasında, ABD’nin, Rusya'nın askeri güç gösterisine benzer şekilde karşılık vermek veya bunu NATO gibi örgütler yoluyla yapmak gibi opsiyonları bulunuyor. Ancak ABD’li stratejistler bile askeri seçeneği mümkün görmüyor.

Brookings Enstitüsü uzmanı Michael O’Hanlon, askeri karşılık ihtimalini çok düşük bulduğunu söylüyor. O’Hanlon, “Askeri seçeneklerden konuştuğumuzda Putin blöf yaptığımızı veya bunu gerçekten yapmayacağımızı biliyor. Bu da Putin’de, neredeyse ABD’yi test etmek için şansını sonuna kadar kullanma isteğini yaşatıyor. Dolayısıyla, (askeri seçeneğin) yanıt vermek için en iyi yol olduğunu düşünmüyorum” diyor.

Düşünce kuruluşlarından Heritage Foundation Dış Politikalar Direktörü James Carafano da Rusya’ya askeri karşılık verme seçeneğinin pek olası görünmediğini belirtiyor.

AB ülkelerinin de askeri seçeneklere olumlu bakmadığı düşünüldüğünde, ABD ve uluslararası toplumun elinde ekonomik yaptırımlar ve diplomatik baskı kalıyor.

EKONOMİK YAPTIRIMLAR VE RUSYA’NIN KOZLARI

ABD ve Batı ekonomik yaptırımlara ağırlık veriyor. Ancak her durumda herhangi bir ambargoyu tasarlayıp uygulamak zaman alıyor. Özellikle de 28 üye ülkenin oybirliği gereken Avrupa Birliği'nde bu sıkıntı yaşanıyor. Bu zaman içinde Avrupa’nın yaptırımlardan gördüğü zarar büyüyor ve rahatsızlık artıyor. Batı özellikle Rusya’nın misilleme kararının Moskova'yla kendi ticari ilişkilerine zarar verdiğini bu ambargoların ters teptiğinin de farkında.

Putin’in karşı hamlesi Avrupa’yı korkuttu. Moskova, dışarıdan aldığı ürünleri yurt içinde üretmek üzere teşvik uygulamalarını başlattı. Devlet tarafından finanse edilen altyapı ve savunma projelerinin yanısıra Rus ekonomisinin etrafında bir korumacı tampon bölge oluşturmak için Avrasya Ekonomik Birliği güçlendiriliyor. Putin, Rusya’nın Avrupa dışında ekonomik alternatiflere sahip olduğunun farkında ve stratejisini bunun üzerine kurdu. Moskova ayrıca ABD ve AB destekli Ukrayna çatışmalarının ve yaptırımların AB üyelerinin kendi arasında ve AB ile ABD arasında sürtüşmeye yol açabileceğini düşündü. Bugün beklendiği gibi ABD ile AB arasında büyük bir sürtüşme çıkmadı ama, AB ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklar artıyor. Putin, Avrupa arasında çatlak oluşturmayı başardı.

Sonuç olarak ekonomik yaptırımların Rusya’ya fazla bir etkisi olmadı. Bunu gören ABD, Suudi Arabistan’a baskı yaparak petrol fiyatarını düşürdü. Bu operasyondan Rusla zarar gördü. Ancak petrol ihraç eden ülkeler açısından düşük petrol fiyatları sürdürülebilir görünmüyor. Yani zarar arttıkça petrol fiyatlarının yükseltme ihtimali de artacaktır.

Öte yandan Rusya’nın ekonomik verileri söylendiği kadar kötü değil. Rusya’nın hükümet borçları, GSYİH’sinin yalnızca yüzde 13.4’üne denk düşüyor. GSYİH içindeki bütçe açığı sadece yüzde 0.5’dir. ABD’nin GSYİH’sinin 16.8 trilyon dolar olduğunu (2013 rakamı) kabul edersek, ABD’nin bütçe açığı, GSYİH'nin yüzde 4’üne denk gelir, yani Rusya’nın bütçe açığının sekiz katı düzeydedir. FED her ne kadar kendini bir devlet kurumu olarak sunsa da, esas olarak ABD’deki bölgesel özel bankaların sahip olduğu özel bir kuruluştur. ABD’nin kamu borçları, 2014 mali yılında GSYİH’nin yüzde 74’üne ulaşıyor. Rusya için bu oran sadece yüzde 13.4 düzeyindedir. ABD ve AB’nin rublenin düşürülmesi ve petrol yan ürünleri saldırısı yoluyla Rusya’ya ekonomik savaş ilan etmesi, temel olarak bir yan ürünler şantajıdır. Yan ürünler teorik olarak sonsuza kadar çoğaltılabilir. Rus ekonomisi Amerikan ekonomisine göre daha düzgün şekilde finanse edilebiliyor.

Rusya’nın 600 milyar doların üzerinde borç ve faizler için her zaman moratoryum ilan edebileceğini unutmamak gerekiyor. Bu, bütün dünyanın bankacılık sistemini tepeden tırnağa sarsacaktır. Bu durum Rusya’nın en büyük kozlarından biri olarak kabul edilirken AB için de en büyük korkudur. Bur anlamda Rusya’nın gizli silahıdır.

Rusya’nın hammadde ihtiyacı bulunmuyor. İhtiyaç duyması halinde ithal edilmiş herhangi bir teknolojii üzerinde kolayca değişikliklik yaparak ihtiyacını giderebilir. İthal ürünlerin yerine yurt içi Rus imalatını geliştirmek her açıdan önemli. Bir süre uyum safhası olacak, ancak bu safha çok uzun sürmeyecektir. Örneğin Alman otomobil üreticileri, rublenin düşüşü nedeniyle otomobillerini artık Rusya'ya satamaz. Bu ise, fabrikalarını Rusya'ya taşıyacakları anlamına gelir. Bunu yapmazlarsa  Güney Kore'den Çin'e kadar Asya’dan uzaklaşmak zorunda kalacaktır.

ULUSLARARASI BASKILAR

ABD ve Batı’nın Rusya’yı uluslararası platformlarda sıkıştırma politikası da tartışılıyor. Ancak uluslararası gözlemciler bu politikanının başarılı olamayacağını belirtiyor. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Rusya'nın G-8'den ihraç edilmesi gerektiğini söyleyerek ilk adımı atmıştı. Ancak bu tehdide bazı AB ülkeleri hemen karşı çıktı. Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier, “G8-bizim Batı olarak Rusya ile doğrudan konuştuğumuz tek yapıdır. Biz gerçekten bu tek yapıyı feda edecek miyiz?” sorusunu sorarken, Belçika da Rusya’nın G-8’den çıkarılmasını kesin bir dille reddetti.

Ayrıca, G-8’den dışlansa bile Rusya hala birçok uluslararası örgütün üyesi. BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı bulunuyor, İran ile 5+1 görüşmelerinin önemli taraflarından biri, Kuzey Kore ile altılı görüşmelerde yer alıyor ve Suriye krizinin çözümündeki en önemli taraf. Öte yandan Şangay işbirliği Örgütü’nün lideri konumunda.

Sonuç olarak ABD uluslararası kamuoyunda Rusya’yı yalnızlaştırmayı bir noktada başarabilse de görmezden gelinecek bir ülke haline getirebilmesi imkansız. Ukrayna’nın liman kenti Mariupol’a düzenlenen, 30 kişinin ölümü ve 80 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan roket saldırısından sonra Başkan Obama Moskova’yı suçladı ve baskıyı artıracağını açıkladı. Ancak Obama askeri seçeneğin masada olmadığını söyledi. ABD’nin bu açıklamasını ve Suriye’deki politika değişikliğini değerlendiren uzmanlar, Washington’un elindeki kozların göründüğü kadar çeşitli ve etkili olmadığını belirtiyorlar. Uzmanlara göre ABD’nin her baskısı, yaptırımları Avrupalı ülkeleri de olumsuz etkiliyor. Bu nedenle baskıların uzun süre devam etmesi zor ve etkisi azalacak.

Öte yandan ABD ile İran arasındaki nükleer görüşmeler; esasen ABD-Rusya arasındaki güç dengesini belirleyecek Ukrayna Kriz’inin Baltık’tan Karadeniz’e, Hazar’a ve Ortadoğu’ya kadar olan bölgedeki rolü üzerinden cereyan ediyor.

Avrasya’da değişimi ivmeleyen bu mekanizmaya meydan okumak üzere ABD ve AB’nin Rusya’ya peş peşe ekonomik, siyasi ve askeri yaptırım paketleri açtığı, Rusya’nın ortak olmaktan ziyade bir tehdite dönüştüğü ve NATO’nun bu tehdite karşı vargücüyle mücadele etmesi gerektiği yönünde düşüncelerin hızla uygulamaya sokulduğu, ABD Temsilciler Meclisi’nin Rusya’nın saldırganlık politikasını tescil ettiği ve ABD Başkan’ına, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması çerçevesinde yükümlülüklerini ihlal etmekle suçlanan Rusya’ya hesap sorulması için çağrıda bulunma yetkisinin verildiği bu süreçte; ABD’nin “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Anlaşma”nın (NPT) öneminden hareket ettiği anlaşılıyor.

ABD FARKLI POLİTİKALAR İZLEYEBİLİR

Askeri, ekonomik ve siyasi baskıların Rusya üzerinde istedikleri etkiyi yapmadığını gören ABD ve Batı, strateji değişikliğine gidebilir. Daha dooğrusu, uyguladığı “içeriden kışkırtma ve istikrarsızlaştırma” poltikalarına hız verebilir.

ABD’nin Ukrayna için Rusya’yla sonuna kadar mücadele edeceği görünüyor. Ukrayna’nın Rusya’dan koparılması ve ABD askeri üslerinin yerleştirilmesi Rusya’nın güvenliğine darbe vurmuş olacaktır. Donbass sınırına yerleştirilecek üsler ile Moskova arasındaki mesafe 500 kilometreye kadar azalmış olacak. Moskova’nın füzeler tarafından kolayca hedef alınabilecek yakınlığa sahip olma tehdidi, Rusya’nın da Ukrayna için sonuna kadar mücadele edeceği anlamına geliyor. ABD’nin Ukrayna’yı silahlandırması ve Kiev yönetiminin Rusya tarafından ele geçirilmiş topraklarını geri almak için savaş hazırlıkları yapması, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahale etmesine zemin hazırlar. Rusya’nın Ukrayna’ya müdahale etmesi yaptırımların daha da artmasına ve Rusya’nın çöküşünün hızlandırır. Ancak Rusya böyle bir riske girmekten kaçınıyor ve doğrudan müdahale etmektense Donetsk ve Lugansk kentlerindeki Rus vatandaşlarını korumakla yetiniyor.

ABD şimdi Ukrayna dışındaki diğer doğu Avrupa ülkelerini korku ve endişe stratejisi ile tahkim etmeye ve silahlandırmaya çalışıyor. Ukrayna’daki kriz tam olarak ABD’nin ikili amacına, hem AB’yi hem de Rusya’yı zayıflatma amacına hizmet ediyor. Amaçlanan şey sadece NATO etki alanını genişletmek ve Rusya’yı çevrelemek değil, aynı zamanda AB-Rusya ilişkilerine zarar vermek. Ukrayna kullanılarak ve sömürülerek hem Moskova ve AB arasında coğrafi anlamda bir gedik yaratılıyor; hem de Rusya’nın Avrupa güvenliğine karşı bir tehdit olduğu algısı oluşturuluyor.

Rusya’nın müdahalesi ile Doğu Ukrayna’nın da Rus egemenliğine geçmesi halinde, siyasi kriz döneminden savaş öncesi gerginlik dönemine geçilecektir. Bu aşamada Rusya,  NATO’nun söylemlerdeki düşman tanımından, fiili düşman durumuna sokulacaktır. Ukrayna’nın kalan parçası süratle NATO üyesi yapılarak koruma altına alınacaktır.

Böylece  NATO şemsiyesi altında ABD askeri gücü Moskova’ya 480 kilometre mesafede konuşlanmış olacaktır.

Sonuç olarak süresi bilinmeyen yeni bir Soğuk Savaş başlamış olacaktır. Ukrayna Krizi bize ırkçılığın insanlık tarihinden hiçbir zaman silinemeyeceğini de gösterdi. Alt kültürlerin uygun koşullarda ait olduğu ülke kültürü içinde çatışma ortamı yaratmak için kolaylıkla istismar edilebileceği anlaşıldı.

Yeni Ukrayna Cumhurbaşkanının seçilmesinin hemen ardından taarruz içerikli bir harekata başlayan Ukrayna ordusu, yeni başkanın Rusya ile uzlaşma olasılığını engellemek isteyen bir görünüm veriyor.

Bu kritik durum, ABD’ye Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesi halinde Ukrayna’nın savunmasını üstlenmesi sorumluluğunu da yüklemiştir. Bu çok zor bir iştir ve savaş demektir. NATO ve AB içindeki müttefiklerin böyle bir seçeneğe evet demeleri çok zordur. ABD’nin Avrupa’nın Rusya’ya yönelik politikasından memnun olmadığı biliniyor. Almanya ve ve Fransa gibi ülkeler, ABD’nin istediği ölçüde Rus muhaliflerini desteklemeyi reddediyor. ABD’nin umudu, Orta Avrupa’nın beklentilerini değiştirmesi ve Merkez Avrupa ile Almanlar arasındaki gerginliğin artması. Böylece ABD’nin Avrupa üzerindeki etkinliği daha artacaktır.

Bu nedenle ABD artık istenen durum yerine beklenen durumu kabul etmek zorunda. Beklenen durum; parçalanmış veya Kırım dışında sınırlarını koruyan Ukrayna’nın ivedi olarak NATO üyesi yapılması ve yeni bir Soğuk Savaşın başlatılmasıdır. Sonraki aşama ise Ukrayna’nın AB üyesi yapılarak küresel ekonomik sistemle tam olarak bütünleşmesini sağlamak ve bu bağlamda AB’yi Ukrayna’nın güvenliği üzerinden Soğuk Savaşa dahil etmek.

BÖLGE ÜLKELERİ ARASINDAKİ SORUNLAR

Asya’daki Türk cumhuriyetleri ile Rusya arasında sorunlar yaşanırken, Türk cumhuriyetlerinin kendi arasında da sorunlar bulunuyor.

Azerbaycan-Ermenistan arasında yıllardır süren savaş; Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Kazakistan arasında çözülemeyen su sorunu; Özbekistan, Tacikistan gibi bölge ülkelerinin bölgesel ve küresel güvenlik konularındaki kritik jeopolitik statüleri; Kırgızistan ile Özbekistan arasındaki sınır problemi gibi sorunlar ABD/Batı’nın bölgeye müdahalesini kolaylaştırabilir.

Örneğin Özbekistan 2012 yılında Kremlin liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması üyeliğini askıya aldı. Özbekistan'da 2005 yılında yaşanan Andican olayları sırasında Batı ülkeleri ve ABD Taşkent yönetimine sert tepki göstermişti. Bu dönemde Rusya'ya daha çok yaklaşan Özbekistan, daha sonra Batı ve ABD ile olan ilişkilerini düzeltti ve ABD’nin Özbekistan üzerindeki etkisi artmaya başladı. Medvedev’in Devlet Başkanlığı döneminde yaptığı ziyaretle iki ülke arasında yeniden güvenli işbirliği süreci başladı. Ancak Özbekistan’ın ilerisi için nasıl bir yol izleyeceği belli değil.

Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan’ın Gümrük Birliği’ne giriş konusundaki ekonomik taviz ve özel imtiyaz taleplerinin Rusya tarafından onaylanmasına karşı tepki gösterdi. Azerbaycan, Rusya’nın Ermenistan’ı Gümrük Birliği’ne alma planlarına karşı çıkıyor.

Kremlin, Orta Asya’daki geleneksel nüfuz kaynaklarını korumaya çalışırken Çin de bölgede sahip olduğu ekonomik gücünü artırmak için ekonomik hamlelerini sürdürüyor. Petrol zengini Orta Asya ülkeleri, Çin ve Rusya arasındaki rekabetten yararlanmak ve hatta Türkiye’yi de bu rekabetin içine çekmek suretiyle kendi oyun planlarını öne çıkarmak isteyebilir.

Putin liderliğindeki Rusya eğer Avrasya bölgesinde işlevsel bir ekonomik birlik oluşturmak istiyorsa öncelikli olarak bölgesel problemlerin ve alt yapı eksikliklerinin çözümü konusunda girişimler yapmalıdır. Ancak böylece bölgesel entegrasyon sağlanarak, uluslararası arenada AB ve ABD gibi etken bir aktör olarak Avrasya Ekonomik Birliği oluşturulabilinecektir.

TÜRKİYE’NİN DURUMU

ABD’nin, Kafkasya’da, Azerbaycan’da Ermenistan’da, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ta, Mısır’da, Suriye’de, İsrail’de, Türkiye’de yeni stratejik seçenekler için çalıştığı biliniyor. ABD Rusya’yı cezalandırmak için dolaylı stratejilere yöneliyor.

ABD Orta Asya’da Rusya’ya karşı “Türkiye’siz Türk Birliği” yani Amerikan Turanı oluşturma projesinden vazgeçerek Türkiye’yi kullanma projesini devreye soktu.

Diplomasi uzmanlarına göre ABD ve Batı Orta Asya coğrafyasının hassas konularını tahrik edebilir, AKP hükümetinin Osmanlı İmparatorluğu hayallerini kullanabilir. Türkiye’de bulunan Kafkas Türklerinin sivil kuruluşları, dernekleri kontrol ederek Türk hükümeti üzerinde baskı kurmak isteyebilir.

Türkiye’nin bölge ile olan ticaret hacmi, 2010 yılında 6,5 milyar doları bulurken, Türkiye’den yapılan doğrudan yabancı yatırımların toplamı 4,7 milyar doları aşıyordu. İki bine yakın Türk şirketin faaliyet gösterdiği bölgede Türk müteahhitlerin projelerinin değeri 50 milyar dolar düzeyindeydi. Türkiye’nin yumuşak gücü, Orta Asya’daki kültürel hayatı da yavaş yavaş değiştiriyor. 2009 yılında kurulan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi vasıtasıyla gelişmeye başlayan ortaöğretim kurumları, meslek yüksekokulları ve üniversiteler sayesinde, Ankara, bir zamanlar sadece sınırlı bir etkiye sahip olduğu bölgenin önemli oyuncularından biri haline geldi.

Bu nedenle ABD ve Batı Türkiye’nin Kırım tatarları başta olmak üzere Türkmenistan, Özbekistan, Kırgizistan gibi Türk cumhuriyetlerinin Türkiye ile siyasi ilişkilerini geliştirmesi için gerek bu ülkelere, gerekse Ankara’ya baskı yapabilir.

Ancak Türk hükümetinin ABD ve Batı’nın baskılarına direndiği görülüyor. Bu direnmenin birkaç sebebi var. Bu sebeplerin başında AKP iktidarı ile ABD ve Batı arasındaki gerilim bulunuyor. Her ne kadar yine ABD/Batı’nın talep ettiği “çözüm sürecini” sürdürse de AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürecin sonunda ABD/Batı’nın kendisini gözden çıkaracağını düşünüyor. Erdoğan ve AKP, bundan sonra Batı blokuna güvenilmeyeceğinin farkına vardı ve alternatif olarak Rusya, Çin gibi ABD karşıtı blokunu görüyor. Türkiye’de BM, NATO gibi ABD/Batı etkisindeki kuruluşlara olan güven kaybolmuş durumda. Buna karşılık Şangay İşbirliği Örgütü’ne olan güven artıyor. Bu, Türk halkının ABD/Batı bloğunun emperyal hedeflerini tanıdığını gösterirken Rusya ve Çin gibi ülkelere sempatisinin arttığını gösteriyor.

Ukrayna, Suriye gibi provokasyonlarda ABD’nin parmağı olduğunu bilen AKP hükümeti, Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile ilişkilerini Rusya’yı rahatsız etmeyecek şekilde sürdürecek.

AKP ayrıca Rusya ile başlattığı enerji işbirliğinin Türkiye’yi enerji alanında stratejik bir noktaya getirdiğini, Rusya olmazsa bu stratejik öneminin kaybolacağını da biliyor. Bu nedenle AKP Batı’nın baskılarına sonuna kadar direnmek zorunda.

Ayrıca dış dünyada kendilerini destekleyecek müttefikleri olmayan Türk cumhuriyetleri; jeopolitik konumlarını değiştiremeyeceklerine, komşularndan uzaklaşamayacaklarına ve kaynaklarını yok edemeyeceklerine göre bölgeyle ilgilenen güçlü devletlerle karşı karşıya gelmek zorunda kalacaklardır. Türkiye; kardeş devletleri kurtlar sofrasında savunacak ekonomik ve siyasi güce sahip değildir. Türkiye bulunduğu coğrafyanın en güçlü devleti olmasına rağmen, Orta Asya’nın kaderine etki edecek gelişmeleri yönlendirebilecek güçte değil. Ancak Türkiye Avrasya jeopolitiğinde tecrübeleriyle bölgesel işbirliğine katkı yapabilir. Bu nedenle Orta Asya’yı güney ve batıdaki en zayıf yerinden Türkiye, İran, Azerbaycan, Afganistan ve Pakistan’ın içerisinde yer aldığı bir örgütlenme koruyabilecektir.

ABD TERÖR SİLAHINI KULLANACAK

Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı yapılan “11 Eylül 2001” saldırılarının ardından dünyanın bir numaralı gündem maddesi haline gelen uluslar arası terör, çoğu zaman suskunluğunu muhafaza etse de muhtelif aralıklarla değişik türlerde eylemler şeklinde ortaya çıkarak hem adından söz ettiriyor hem de dünya gündemindeki önemini koruyor. IŞİD gibi terör örgütleri buna bir örnek oluşturuyor.

Son yıllara kadar hep Ortadoğu (Güneybatı Asya) kökenli kabul edilen uluslar arası terörün kaynak merkezi yakın geçmişte Ortadoğu’dan Orta Asya’nın güneyine doğru sıçradı ve bazı bölge ülkelerinin adı terörle sık anılır hale geldi. 11 Eylül2001 saldırılarının ardından topraklarına binlerce kilometre uzaklıkta olan ve güya güvenliği büyük tehdit altında bulunan dünyanın süper askeri gücü olan ABD öncülüğünde önce Afganistan’a hemen ardından Irak’a operasyonlar düzenlendi. Arkasından Suriye’de muhalifler desteklenerek içsavaş çıkartıldı. Bu büyük müdahaleler bazı devletlerce desteklenmiş olmakla birlikte çok sayıda devlet, yapılan müdahalelere karşı çıktı. Terörü önleme bahanesiyle başlatılan ve altında başka çıkar amaçları yatan operasyonlar bölge ülkeleri için güvenlikten ziyade adeta tehdit unsuru haline geldi.

İngiliz coğrafyacısı Halford John Mackinder, 1904’te dile getirdiği “Kara hakimiyet” teorisinde Orta Asya’nın kuzeyini Kalp Sahası “Heartland”, güneyini İç Hilal “Rimland” kabul ederek kalp sahasına ulaşmak için önce iç hilali ele geçirmek gerektiğini söyledi. Dünyanın herhangi bir bölgesine hakim olmak isteyen ve mevcut yönetimlerle sorun yaşayan güçlü devletler; buradaki devletleri birbirlerine düşürerek ve iç sorunlarla uğraştırarak zayıflatma, yıpratma, zaman kaybettirme, kaynaklarını azaltma, silah satma, petrol fiyatlarını istedikleri şekilde ayarlama gibi kendileri lehine bölge ülkeleri aleyhine faaliyetler yürütüyor.

Orta Asya etrafı kalın duvarlarla çevrili iç kale hüviyeti özelliğindedir. Kalenin kuzey duvarı baştan başa Rusya ile çevrilidir. Rusya hariç bu duvardan Orta Asya'ya geçmek mümkün görünmüyor. Doğudaki Çin seddi tarihi çağlardan beri sağlamlığını koruyor ve buranın da Çin dışında Orta Asya'ya geçit vermesi imkansızdır. Güneydoğudaki duvar kimsenin göze alamayacağı Himalayalarla örüldüğünden geçilmesi zor ve Hindistan'ın kontrolündedir. Her üç yönden bölgeye yönelebilecek tehditlerin aktörleri buraların ev sahipleridir. Orta Asya'ya düşünülen büyük oyun gelişmiş Batılı ülkelerden gelecekse duvarın iki zayıf bölümü geçiş için müsait görünüyor.

Birincisi batıdaki Kafkaslar; diğeri de güneydeki İran, Afganistan, Pakistan arasındaki bölümdür. Her iki bölümdeki duvarın muhtelif yerlerinde çatlaklar bulunuyor. Bu çatlaklar ABD/Batı için etnik ve dini çatışmaların teşvik edilmesi amacıyla kullanılabilir.

Uzmanlara göre Ukrayna, Özbekistan ve Kırgızistan’da meydana gelen karışıklıklar, ABD’nin Rusya’ya bir uyarısı. Rusya’nın etkisi altındaki ülkelerde demokrasi, insan hakları, özgürlük, ekonomik refah gibi kavramlar yayılıyor. ABD ve Batı’nın bu ülkeleri Rusya’dan ayırması için askeri güç kullanmasına gerek yok. Halkın taleplerini destekleyerek isyan etmelerini sağlayabilir. Halk ayaklanması başlayan ülkelerin yönetimleri Ortak Savunma Anlaşması’na mesafeli yaklaşabilir.

Bütün dünyada liberalizm ve daha iyi yaşama talepleri artıyor. Sovyetler Birliği’nin kontrolündeki ülkelerin halkları Batı tipi özgürlük taleplerini sürekli dile getiriyor. Bu durum ABD ve Batı’nın en büyük silahı haline geldi ve halkların ayaklanmasını kolaylaştırdı.

Öte yandan ABD, Afganistan üzerinden Özbekistan gibi ülkelerin içişlerine karışabilir. İslami akımları destekleyebilir. Afganistan’da kurduracağı İslami örgütler eliyle Rusya’daki Müslüman nüfusu etkileyebilir. El Kaide’nin ve IŞİD’in Rusya’daki Müslüman toplumlardan terörist bulduğu biliniyor. Bu teröristlerin geri döndüklerinde kendi ülkelerinde tehlike oluşturabileceği kabul ediliyor.

ABD konumunu Avrasya’nın bu bölgesine hakim olamayacak kadar uzak fakat olaylara karışacak kadar güçlü bir devlet olarak tarif ederek, bölgedeki amacını, “tek bir gücün bu jeopolitik bölgeyi kontrol etmesini ve bunun için gerekli finansal ve ekonomik çabaların küresel toplum tarafından engellenmesini sağlamak” olarak belirtiyor. Bununla bağlantılı olarak, kendisi doğrudan müdahil olmak yerine bölge ülkelerinin ekonomik ve siyasi dönüşümlerini gerçekleştirmesini sağlamaya çalışıyor. Sözkonusu dönüşüm için “ekonomik çökertme operasyonu, demokratik haklar ve terörizm” silahını kullanıyor.

AVRASYA EKONOMİK İŞBİRLİĞİ GÜÇLENİYOR

ABD/Batı’nın Rusya’ya yönelik operasyonunda ekonomik yaptırımlar etkili olmadı. Buna karşılık Avrasya ekonomik işbirliğine darbe vurmak isteyebilir. Darbe vurmanın yolu, üye ülkelere ekonomik alternatifler sunmaktan geçiyor. Ancak böyle darbe için ABD ekonomisinin gücünün yetmeyeceği belirtiliyor. Küresel bir savaş yürüten ABD, çok sayıda cephe açtığı için ekonomik gücünü bu cephelere bölmek zorunda kalıyor. Bu nedenle Avrasya ekonomik işbirliği organizasyonunu etkisiz kılacak adımlar atması zor görünüyor.

Avrasya ekonomik işbirliğine alternatif oluşturabilecek yeni oluşumlar için ABD’nin Avrupa’ya ihtiyacı var. Ancak Rusya’ya yaptırımlarda bile Avrupa’nın desteğini sağlamakta zorlanan ABD’nin yeni oluşumda şansı bulunmuyor. Türkiye de AB ve ABD ile olan sorunları nedeniyle Rusya’nın aleyhine olan yeni ekonomik oluşumlara destek vermesi beklenmiyor.

Soğuk Savaşın ardından bölgede ortaya çıkan güç boşluğu çevre ülkeler ve Avrupa tarafından doğrudan, ABD tarafından ise dolaylı olarak doldurulmaya çalışıldı. Bu bağlamda Rusya, Çin, Türkiye ve İran somut adımlar atarak ya yeni kurumlar oluşturdular ya da daha önceden kurulan birliklere bölge ülkelerini de dahil ettiler. Rusya’nın ilk senelerdeki Bağımsız Devletler Topluluğu girişimi boşa çıksa da bunu ilerleyen yıllarda Avrasya Ekonomi Topluluğu ile telafi etmeye çalıştı, bölgede gümrük birliği oluşturarak belirli ölçüde başarılı da oldu. Çin tarafından askeri birliktelik kurmak için oluşturulan Şanghay İşbirliği Örgütü, kısa süre sonra çalışma alanına ekonomiyi de dahil etti. Her iki örgütün arasındaki rekabeti bir yana bırakarak işbirliğine gitmeleri, ABD ve Batı’nın operasyonlarını önlemenin tek yoludur.

Türkiye önce de Avrasya Ekonomik Birliği ile işbirliği veya üyelik ihtimalini dile getirmişti. Başta Türkiye’nin bu isteği Türkiye’nin AB üyelik sürecini hızlandırmak amacıyla AB’ye baskı yapma çabası olarak algılanmıştı. Ama sonra Ankara daha pragmatik yaklaşım sergilemeye başladı. Türkiye Ukrayna’daki kriz yüzünden uygulanan Rusya karşıtı yaptırımlara katılmayı reddetti, Rusya ile ticari-ekonomik işbirliğini genişleterek karşılıklı ödemelerde ulusal para birimlerini kullanmaya hazır olduğunu açıkladı.

Ayrıca Avrasya Ekonomik Birliği ile işbirliği Türkiye için ticari-ekonomik alanda çok büyük fırsatlar tanıyacak. Türk işadamları faaliyetlerini uluslararası ticaret şartlarına göre yürütebilecekler. Ayrıca Avrasya Birliği’nin üyelerinin Türkiye’den AB ile Avrasya Ekonomik Birliği arasında seçim yapmasını talep etmemeleri önemlidir. İleride iki birliğin mutlaka işbirliğini yapması gerekecek. Bütün bunlar Türkiye’nin Avrasya Ekonomik Birliği ile işbirliği için hazırlanan yol haritasında yansıtılacak.

Ayrıca bölge ülkelerin uluslararası alanda tek tek etkili güce sahip olmadıkları biliniyor. İşbirliği halinde ise “ülke” pozisyonları yerini “bölge” pozisyonuna bırakacak ve bölge ülkelerinin elini uluslararası alanda güçlendirecektir. Dünyanın en önemli ve stratejik bölgesinin blok halinde hareket edebilmesi çok önemli bir olaydır ve sadece bölge değil aynı zamanda dünya siyasetinde de önemli bir yer edinmelerini sağlar. Ayrıca Rusya için önemli bir tehdit oluşturan bölgesel etnik sorunlar, ekonomik entegrasyon ve neticesinde elde edilecek olan serbest dolaşım, işgücünün serbest dolaşımı gibi haklar sayesinde ortadan kalkacaktır. Bölgesel bütünleşme bu ülkeler için son tahlilde alternatifi olmayan siyasi zaruret olarak gözükmektedir. Aksi takdirde komşu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık ve çatışmaların bu ülkelere de sıçraması kaçınılmaz olacak, terörün ve radikal hareketlerin doğması için gerekli zemin bu ülkelerde de oluşacaktır.

ABD’li ekonomist Paul Craig Roberts, Rusya’nın Batı’nın siyasi ve finansal yapılarını kırabilecek birçok koza sahip olduğunu belirtiyor ve bunda haklı. Rusya ve Çin’in Batı’nın mali sistemine bağlı kalmamak için kurduğu alternatif mali mekanizmalar sayesinde ABD’nin saldırılarına daha kolay direnebiliyorlar.

28.01.2015