ABD, YIKIMLARINA MÜTTEFİK ARIYOR

ABD ve Batı dünyası çifte standart ve adaletsiz uygulamalarına uluslararası kuruluşları da alet ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), “İsrail nükleer denetim altına alınsın” önerisini reddederken, K. Kore UAEA tarafından denetim kıskacına alındı. ABD smenşeili kaos ve yıkım politikaları tüm dünyada Amerikan karşıtlığının artmasına yol açıyor.

Celal ÇETİN

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) 58’inci Genel Kurulu, ABD ve Batı dünyasının çifte standartını bir kez daha ortaya çıkardı. İsrail’in denetlenmesini reddeden UAEA, K. Kore’nin denetlenmesini kabul etti.

Avusturya’nın Başkenti Viyana’da Eylül ayı içinde yapılan Genel Kurul’a 18 Arap üyesi ülke tarafından hazırlanan, “İsrail’in nükleer yetenekleri” konulu karar tasarısı 45 lehte oya karşı, 58 aleyhte oyla rdeddedildi. ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da arasında bulunduğu ülkeler tasarının reddedilmesi yönünde oy kullandı. Türkiye, Rusya, Çin ve İran’ın da aralarında bulunduğu 45 ülke tasarının kabulü yönünde oy kullandı. Çoğu az gelişmiş ülkelerden oluşan 27 ülke ise oylamaya katılmadı.

Tasarının reddedilmesinden sonra Arap ülkeleri adına konuşan Kuveyt Büyükelçisi Sadık Marifi, nükleer güvenliğin sağlanmasını isteyen ülkelerin, küresel barış ve güvenliği tehdit eden İsrail’in denetlenmesini engellediğini söyledi.

Oylamadan önce ABD, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin, tasarının kabul edilmemesi veya oylamaya katılmaması yönünde bazı ülkelere baskı yaptığı ortaya çıkmıştı.

K. KORE’YE ÇİFTE STANDART

İsrail’i koruyan UAEA, buna karşılık Kuzey Kore'nin nükleer faaliyetlerinin denetlenmesine ilişkin karar tasası oybirliğiyle kabul etti.

Kuzey Kore, NPT anlaşmasından çekildiği ve UAEA müfettişlerini kovduğu 1994 yılından bu yana küresel barış ve güvenliğe tehdit olarak görülüyor.

ORTADOĞU’DA İSRAİL, KAFKASLAR’DA UKRAYNA, ASYA’DA K. KORE

ABD ve Batı dünyası, ulusal menfaatleri gereği küresel kriz bölgeleri oluşturuyor. Bu bölgelerin, özellikle Rusya, Çin ve İran gibi ABD’nin hegemonyasına engel olabilecek ülkelerin çevresi olması dikkat çekiyor. ABD, oluşturduğu kriz bölgelerinde kendisine bağlı ve menfaatlerini koruyacak müttefik ülkeler hazırlıyor. Bu müttefik ülkeler, ABD’nin rakibi olabilecek ülkelerin güvenliğini tehdit ederek güçsüz düşmelerini sağlıyor.

Ortadoğu’da İsrail bu amaçla korunan müttefik ülkelerin başında geliyor. Ortadoğu’da 7 milyonluk nüfusu ile 250 milyonluk nüfusa sahip Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırmayı başarıyor. Ortadoğu’daki ülkelerin güçlerini birleştirmesi, İsrail’in politikaları ile önleniyor ve bu durum ABD’nin bölgedeki menfaatlerini koruyor.

ABD’nin Kafkasya’daki “müttefeki” ise Ukrayna oluyor.

ABD’nin, “şimdilik” Çin’e yapabileceği fazla bir şey olmaması sebebiyle, Çin/Rusya ittifakının Rus kanadına saldırmak, ABD için daha stratejik görünüyor. Bu hedefine de Ukrayna üzerinden ulaşmaya çalışıyor.

Ukrayna, Kırım özerk bölgesi nedeniyle Rusya’nın yaşam damarlarından birini oluşturuyordu. Ukrayna’yı karıştırarak Rusya’yı istikrarsızlaştırmaya çalışan ABD, Moskova’nın Kırım karşı atağı üzerine başarısız oldu. Bunun üzerine Avrupa’yı da kullanarak Rusya’ya ekonomik yaptırımları uygulamaya başladı.

Rusya ise ABD ve Avrupa’nın baskılarına iki yönden cevap veriyor:

Birincisi; ABD ile AB’yi karşı karşıya getirmek için şimdilik Avrupa’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara cevap vermiyor. ABD’ni baskılarıyla, AB’yi karşı karşıya bırakıyor.

İkincisi; Çin, Hindistan Arjantin ve diğer Güney Amerika ülkeleri ile dolar dışı ekonomik anlaşmalar yapıyor.

Rusya’nın karşı hamleleri başarılı sonuçlar vermeye başladı. Avrupa’dan ABD’ye yönelik tepkiler artarken dolar dışı ekonomik anlaşmaların sayısı artıyor.

Öte yandan Macaristan’da birçok şehirde internet vergi tasarısı nedeni ile yapılan eylemlerin arkasında ABD’nin olduğu ortaya çıktı. Macaristan’ın en büyük muhalefet partilerinden Jobbik’in Genel Başkanı Gabor Vona, “Amerika’nın Budapeşte maslahatgüzarının internet vergisi protesto gösterilerine katılması da, Amerika’nın Macaristan’ı siyasi olarak etkisi altına alma çabalarının bir göstergesidir” dedi.

Gabor Vona, Ukrayna'daki kriz ile ilgili olarak da “Eğer bu konuda Amerika ya da Rusya arasında seçim yapmak gerekirse ben Rusya’nın haklı olduğunu düşünüyorum. Amerika ve Batı’nın, Ukrayna’yı çok aceleci bir şekilde kendi çıkarlarına uygun bir şekilde kullanmaya çalıştığını görüyoruz. Örneğin Rusya, Meksika’yı kendi çıkarlarına uygun bir şekilde kullanmaya çalışırsa buna Amerika’nın da tepkisiz kalmayacağı aşikar. Aynı şekilde Rusya da Ukrayna’nın Amerika ve AB’nin çıkarlarına uygun bir ülke haline gelmesine karşı çıkıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Washington Bağımsız Enstitüsü Ulusal Güvenlik Uzmanı Iwan Eland da, ABD’nin Rusya’nın uluslararası arenadaki  izolasyonu için tüm kaynaklardan yararlanmaya çalıştığını, Fransız “Mistral”  anlaşmasını bozmaya çalışmasının da Washington’un  yaptıklarından sadece bir tanesi olduğunu söyledi.

Eland, “ABD, Ukrayna krizi nedeniyle Rusya’ya engel olmak için her şey yapıyor.  Şantaj Amerika’nın ok torbasının içerisindeki oklardan sadece biridir. Birleşik Devletler tüm kaynakları kullanmak için çalışıyor. Ancak bence Washington amacına ulaşamayacak. Çünkü Rusya İran değil. Rusya’nın dünya ile daha fazla bağlantısı var. Bu tür yaptırım ve izolasyon yöntemleri işe yaramaz” diye konuştu.

Washington’un sadece Ukrayna’nın doğusunu değil tüm Ukrayna’yı kendi etkisi altına almaya çalıştığını savunan ve “Bu Ukrayna’nın geleceği üzerinde açıkça siyasi bir savaştır. ABD, Rusya için çok önemli bir ülke olan Ukrayna’yı kendi etkisi altına almayı hedefliyor. Yapılanlar tamamen siyasidir, amaç Ukrayna’yı Batı kampına sokmaktır” diyen Eland,  Rusya’nın güvenliği de dikkate alarak kendi etki alanını korumaya çalıştığını belirtiyor.

Sonuç olarak ABD’nin yaratığı Ukrayna ve olası Macaristan krizleri, Ortadoğu krizlerine çok benziyor.

DÜNYANIN MERKEZİ PASİFİK’E KAYDI

20. Yüzyıl Atlantik Asrı olarak tarihe geçti; 21. Yüzyıl dünyanın merkezinin ekonomik olarak Atlantik’ten Pasifik’e kaydığını ve büyük güçlerinin gelecekteki muhtemel ana meydan muharebelerinin Asya-Pasifik’te olacağını gösteriyor.

Washington'da birçok uzman, “ABD'nin Çin’i okyanus üzerinden kuşatıp kilitlemesinin 21. yüzyılda ABD’nin en öncelikli hedeflerinden biri olması gerektiğini” dile getiriyor. 1950’lerden bu yana Asya-Pasifik’te Çin ile anlaşmazlığı olan ülkeler yavaş yavaş ama istikrarla ABD’nin güvenlik şemsiyesi altına girdiler. Bugün Çin, K.Kore, Myanmar olarak özetlenebilecek ittifakın karşısında ABD, Japonya, G.Kore, Tayland, Avustralya, Filipinler ittifakı çıkıyor. Çin hem açıktan kendine müttefik olan ülkeleri hem de ABD müttefiki görünen Güney Kore, Tayland, Filipinler gibi ülkeleri ekonomik olarak orta vadede kuşatıp kendi safına sabırla çekmenin hesaplarını yapıyor ve bu yolda önemli tıcari-ekonomik kazanımlar elde ediyor.

Bu çerçevede ABD, karşısındaki ittifakın güçlü ve sağlam ülkelerinden biri olan K. Kore üzerine gitmeye başladı. Böylece K. Kore’yi zayıflatarak rakip ittifaka darbe vurmaya çalışıyor.

UAEA Genel Kurulu’nda İsrail’i nükleer denetimden kurtarırken K. Kore’yi denetim altına alma çabaları bu politikanın bir ürünü olarak kabul ediliyor.

ABD KARŞITLIĞI ARTIYOR

Yapılan araştırmalar dünya çapında ABD karşıtlığının hızla arttığını gösteriyor.

ABD karşıtlığının en temel nedeni, bu ülkenin dünyanın çeşitli bölgelerinde giriştiği askeri harekatların vahşeti ve doğurduğu insani felaketler. Olumsuz duygular sadece askeri müdahalelerin yapıldığı ülke halkları arasında değil, Batı Avrupa hatta Brezilya’da bile yüzde 52’ye ulaşmış durumda.

Düzenli olarak yapılan Eurobarometer ölçümlerinde 2012 Ekim ayında AB ülkelerinde ABD’nin dünya barışı için bir tehdit olduğuna ilişkin kaygı, İran için duyulanla aynı düzeye erişmiş görünüyor. ABD’nin en sadık müttefiki İngiltere’de bile halkın yüzde 55’i ABD’yi dünya barışı için tehlikeli olarak görüyor. Yine AB’den Yunanistan, İspanya, Finlandiya ve İsveç, ABD’yi İran ve Kuzey Kore’den daha tehditkar buluyor.

Amerika karşıtlığının bir diğer boyutu da ABD’nin İsrail’e verdiği kayıtsız destek. İlginçtir bu konudaki “haksızlık” algısı İsrail içinde bile yüksek.

Amerika’nın Kore, Afganistan, Pakistan ve Ortadoğu’da giriştiği askeri operasyonlar yüz binlerce ölüm, yıkım ve milyonlarca insanın göçü ile sonuçlanmış. Bugün dünyadaki göçmen sayısının yarısı Amerika’nın karıştığı savaşlardan kaynaklanıyor.

İslam ülkelerinde durum daha vahim: 2002’de Endonezyalılar’ın yüzde 61’i ABD’ye olumlu bakarken bugün bu oran yüzde 15’e düşmüş görünüyor. Geçen yılın Pew araştırmasında halkın çoğunluğu Müslüman olan 8 ülkenin 7’sinde halk ABD’nin bir gün ülkelerini tehdit edebileceğini düşünüyor. Bu oran Türkler arasında yüzde 71’e, Ürdünlüler arasında yüzde 58’e ulaşmış durumda.

17.01.2015