ÜÇ TERÖR SALDIRISI, ÜÇ BAĞLANTI

Son bir hafta içinde Türkiye ve dünya önemli terör olayları ile sarsıldı. İki İstanbul ve bir Paris saldırısı birbirinden bağımsız ve farklı aktörlerle gerçekleştirilmiş gibi görünse de, bir yerlerde kesiştiğini düşündürecek olgular bulunuyor.

Celal ÇETİN

Önce Başbakanlık çalışma ofisinin yer aldığı Dolmabahçe Sarayı’na bombalı saldırı düzenlendi. Sağ yakalanan saldırganın sol terör örgütü DHKP-C üyesi olduğu açıklandı.

Birkaç gün sonra İstanbul'da Sultanahmet'te Turizm Polisi Şube Müdürlüğü önündeki nöbetçi kulübesine canlı bomba ile intihar saldırısı düzenlendi. Patlamada 1 polis şehit oldu, 1 polis de yaralandı. Kadın saldırganın Rusya’da terör eylemleri yapan ve Çeçen’lerden oluşan “Karadul” terör örgütü üyesi olduğu belirtiliyor.

Bir gün sonra Paris’te Charlie Hebdoö adlı mizah dergisine teröristler tarafından saldırı düzenlendi. 12 kişi öldü. Saldırganların “tekbir getirerek” başlattıkları saldırı sonrası, "Peygamberin intikamını aldık" dedikleri iddia ediliyor.

Her üç olay birbirinden farklı gibi görünse de aralarında bir bağ olduğuna dair kuşkular taşıyor.

Her üç olayı gerçekleştiren terör örgütleri birbirinden farklı gibi görünse de, beslendikleri kaynaklar açısından ilişkili oldukları söylenebilir.

Önce örgütleri kısaca tanımak gerekiyor.

DHKP-C

DHKP-C terör yaptığı eylemlerin tutarsızlığı açısından “taşeron terör örgütü” olarak nitelendiriliyor. Her ne kadar “sol örgüt” sınıfında yer alsa da bir idiolojisinin olmadığı, yapılan anlaşmalara ve angajmanlara göre hareket ettiği belirtiliyor. DHKP-C’nin ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne, eşzamanlı AKP Genel Merkezi ile Adalet Bakanlığı’na düzenlenen eşzamanlı saldırılar ile gündeme oturdu. Özellikle AKP’ye yönelik saldırılara yönelik kuşkular aydınlatılamadı. Saldırıların sebepleri, DHKP-C’nin bu saldırılardan nasıl bir fayda sağladığı gibi konular hala muallakta. ABD elçiliğine yapılan saldırıda Ecevit Şanlı adlı canlı bombanın kendini patlatması sonucu büyükelçilikte çalışan güvenlik görevlisi Mustafa Akarsu şehit oldu, Didem Tuncay adlı gazeteci ağır yaralandı. Ancak AKP’ye yapılan saldırılarda ciddi hiçbir zararın verilmemesi dikkatlerden kaçmadı.

DHKP-C’nin kimlerle ne anlaşmalar yaptığı, bu anlaşmalara ne derece sadık kaldığı, yaptığı anlaşmalardan, başka anlaşmalarla vazgeçip geçmediği bilinmiyor.

KARADUL ÖRGÜTÜ VE RUSYA’NIN İSTİKRARSIZLIĞI

Kocalarını savaşta kaybeden Çeçen kadınlardan kurulu olduğu söylenen örgüt olarak biliniyor. Ancak örgütün profesyonel bir yapıda olduğu, böyle bir profesyonelliğin yabancı ülke desteği olmadan gerçekleştirilemeyeceği biliniyor.

Kafkasya; Asya, Avrupa ve Ortadoğu üzerinden Afrika kıtası ile Karadeniz, Hazar Denizi, Basra Körfezi ve Hint Denizi’ne giden yolların kavşağında bulunuyor. Aynı zamanda içinde barındırdığı etnik topluluklar bakımından  “Milletler Evi” olarak adlandırılıyor. Kafkasya, gerek doğal kaynakları gerekse de coğrafi konumu nedeniyle tarihten bu güne egemen güçler açısından jeopolitik önem arz eden bir bölge oldu. Yani Kafkasya Rusya’nın “yumuşak karnı” durumunda bulunuyor. Çeçenistan da Kafkasya’nın tam ortasında yer alan bir bölge olarak egemen güçler tarafından sürekli izlenen ve istenen bir bölge konumunda bulunuyor. Bu açıdan bakılınca Çeçenistan’ın istikrarsızlığı Rusya’nın istikrarsızlığı anlamına geliyor. Karadul gibi Rusya’ya muhalif örgütler ABD ve Batı tarafından sürekli destekleniyor ve kullanılıyor.

Gerilim düzeyi artan ABD-Rusya çekişmesinde ABD ve Batı’nın Rusya’ya yönelik operasyonlar zinciri Çeçenistan’la başladı, Gürcistan ve Ukrayna ile devam etti. Amaç belli: Güçlenen ve küresel politikalarda etkili olmaya başlayan Rusya’nın, ABD’nin “küresel tek güç olma özelliğine” tehdit oluşturmasını engellemek.

Türkiye ile Rusya arasında son yıllarda enerji başta olmak üzere siyasi ve ekonomik ilişkiler, ABD ve Batı’nın dikkatini çekiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şangay işbirliği Örgütü’ne katılma talebi, “Türkiye makas mı değiştiriyor?” sorularına yol açmaya başladı.

Türkiye-ABD/Batı ve Türkiye-Rusya ilişkilerinin yeniden tanımlandığı ve şekillendiği bir dönemde, Rusya dışında hiç eylem yapmamış Karadul örgütünün ilk yurtdışı eylemini Türkiye’de gerçekleştirmesinin perde arkasını iyi araştırmak gerekiyor.

PARİS SALDIRISI VE İSLAMCI TERÖR

Paris’teki saldırı da bildiğimiz anlamda bir terör saldırısı olmadığı görülüyor. Fransa, Almanya ile birlikte Avrupa’da ABD-ingiltere ikilisi ile rekabet halinde olan ve inisiyatif almaya çalışan bir ülke. Fransa ayrıca Müslüman göçmen nüfusu açısından da önde gelen bir ülke konumunda.

NATO’nun Libya müahalesinde Fransa başı çekti. Fransa liderliğindeki uluslararası güçler Libya’yı üç parçaya ayırdı ve petrol bölgeleri Fransa’nın kontrolünde kaldı.

Avrupa’nın Filistin’i devlet olarak tanıması ile ilgili süreçte Fransa önemli bir görev almıştı. BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada, 1967 sınırlarına göre başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulmasını öngören tasarıya ABD ve Avustralya ret oyu vermiş, İngiltere, Litvanya, Nijerya, Güney Kore ve Ruanda çekimser kalmıştı. Fransa, Ürdün, Şili, Arjantin, Çad, Lüksemburg, Çin ve Rusya’nın evet oyu kullandığı tasarının kabulü için gerekli 9 oy sağlanamamıştı. Ancak Filistin konusu, Avrupa içindeki çatlağı derinleştirirken Fransa ve Rusya aynı safta yer almıştı.

Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande Rusya’daki ekonomik kriz Avrupa Birliği’nin yararına olmadığından dolayı Moskova’ya karşı uygulanan yaptırımların durdurulması gerektiğini söylemişti. Fransa ve Almanya’da Rusya yaptırımlarına yönelik itirazlarda ciddi artışlar gözleniyor.

Sonuç olarak AB içinde bir çatlak olduğu gizlenemiyor. Bu çatlağın sebepleri arasında AB içindeki liderlik kavgası ile ABD’ye yönelik rekabet ilk sıralarda geliyor. Küresel gücünü kaybetmek istemeyen ABD’nin İran ve Hindistan destekli Şangay İşbirliği Örgütü ile başa çıkması zor görünüyor. Küresel hesaplaşma günü geldiğinde ABD’nin bütüncül bir Avrupa’ya ihtiyacı var.

Son olarak ABD ve Batı destekli sözde İslamcı IŞİD terör örgütünün Ortadoğu’da yolaçtığı, “İslamiyet = vahşet” algısı operasyonu şimdi Batı ülkelerinde sahneye kondu. İslamcı terörizm gerekçesi ile Batı’da Müslümanlar’a yönelik yeni baskı yasaları yürürlüğe girebilir.

Her üç saldırının çok derinlerde bir yerlerde ortak noktaları olabileceğini gözardı etmemek gerekiyor.

07.01.2015