AKP, SAMİMİ İSE CUMHURİYET’E SAHİP ÇIKMALI…

AKP hükümetinin söylemleri, tehdit algılaması, iç-dış politikadaki vizyon ve misyonu ile cumhuriyet rejimi arasında “paralellik” var. Bugün AKP rejiminin uygulamaya çalışıp başaramadığı kavramları cumhuriyet rejimi başarıyla uyguladı. AKP söylemlerinde samimi ise, cumhuriyet rejimi ile hesaplaşmak yerine ona sahip çıkmak zorundadır.

Celal ÇETİN

AKP’nin şu andaki en büyük düşmanı Gülen Cemaati olarak görülüyor. 2010 yılından itibaren bir ayrışmanın başladığı biliniyor. 17/25 Aralık yolsuzluk tapelerinin ortaya çıkması ile birlikte aralarındaki savaş tüm ölümcül boyut kazandı. Dönemin Başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile oğulu başta olmak üzere AKP’nin ileri gelenlerinin isimlerinin karıştığı yolsuzluk iddiaları, iki kesim arasındaki ipleri kopardı.

AKP cemaati neyle suçluyor? “Ulusal güvenliği tehdit etmekle.” Yolsuzluk iddialarına temel oluşturan dinleme kayıtlarını bile ulusal güvenliğe yapılmış saldırı olarak kabul ediyor. Ama konumuz yolsuzluk iddiaları değil.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “gizli anayasası” olarak nitelendirilen bir Kırmızı Kitap’ı var. Resmi adı  “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi”dir ve Türkiye Cumhuriyeti devleti’nin iç ve dış tehditlerini tanımlar ve önceliklerine göre sıralar. Ayrıca güvenlik birimlerindeki kozmik kasalarda saklanan strateji belgelerinde ise Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde isimlendirilen tehditlere karşı hangi önlemlerin hangi araçlarla ve hangi yolla alınacağı gösterilir.

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi de strateji belgesi de 5 yılda bir güncellenir. 5 yıl içerisinde ülkedeki ve bölgedeki gelişmelere göre tehdit tanımları ve öncelikleri değiştirilir. Eğer bir yenilenme ihtiyacı ortaya çıkarsa 5 yıllık süre beklenmez. Kırmızı Kitap'ın içeriği en son 2010'da değişti.

Bugün AKP için en büyük tehdit unsuru Gülen Cemaatidir. Hükümet, “ulusal güvenliği tehdit etmekle” suçladığı cemaatle son iki yıldır savaşıyor.

“Hizmet Hareketi veya Hizmet” olarak isimlendirilen yapılanma, eski bir imam, vaiz ve yazar olan Fethullah Gülen’in telkinleri ile bir araya gelen insanların oluşturduğu, 1960’ların sonunda İzmir’de ortaya çıkmış, faaliyetlerini başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerde gerçekleştiren bir toplumsal hareket olarak tanımlanıyor.

Bununla birlikte cemaatin yapısı, amaç ve hedefleri, misyonu, hangi odaklarla ilişki içinde olduğu, Türk Devleti içindeki yapılanması hakkında farklı iddialar yıllardır dillendiriliyor.

Cemaati herkes tanıyor

Cemaat, Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidarda olduğu 2013 yılı son aylarından itibaren yoğunlukla devlet içerisinde örgütlenme, paralel yapı oluşturma, kendilerinden olmayan veya rakip gördükleri kişilere karşı tasfiye amaçlı özel hayatı izleme, kaydetme ve kumpas olarak ifade edilen delil oluşturma faaliyetleri ile suçlandı. Fethullah Gülen'in kendisi, avukatları ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı gibi sözcüler bu iddiaları reddeden açıklamalar yaptılar, ancak geçmişte F. Gülen'in yakınında bulunduğu iddia edilen Nurettin Veren, Ahmet Keleş, Selim Çoraklı, Latif Erdoğan gibi isimler bu yapılanma ile ilgili suçlamaları desteklediler.

"Algı operasyonu" yürütme, "toplum mühendisliği", "fişleme", "kumpas kurma", "sahte delil üretme", "otoriterleşme", "kendi yargı ve polis gücünü oluşturma" gibi suçlamalar, AKP-Cemaat tartışmalarında karşılıklı olarak dile getirilen başlıca konular oldu.

Ergenekon, Balyoz gibi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin seçkin subay ve generalleri ile eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un yargılanması da cemaat yargısı ve polisinin ortak operasyonu olarak kabul ediliyor.

Fethullah Gülen’in uzun yıllardır ABD’de, CIA’in gözetimi altındaki bir çiftlikte yaşaması, Vatikan ile ortaklaşa geliştirdikleri “Dinlerarası Diyalog” projesi sürekli tartışıldı.

AKP’nin bugün tehdit olarak algıladığı cemaat, Türkiye Cumhuriyeti tarafından uzun yıllardır tehdit algılamasının ilk sıralarında yer alıyordu. Cemaat ve tarikatler, bölücü terörle birlikte Cumhuriyet rejimi tarafından tehdit değerlendirmelerinde ilk sıralarda yer aldı. 2002-2013 arası dönemde AKP tarafından ise cemaat-tarikatlar tedit kapsamından çıkarıldı. Çıkarılmakla kalınmadı, AKP’nin müttefiki konumuna getirildiler.

Yani cemaat bilinmeyen bir yapılanma değildi. AKP’nin, “bizi kandırdılar” bahanesine kimse inanmıyor.

Bugün gelinen noktada ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçilmeden önce yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde özellikle cemaatle ilgili "paralel yapı" eleştirilerinin "Kırmızı Kitapta" yer alacağını söylere hale geldi.

Yani Cumhuriyet rejiminin tehdit değerlendirmelerinin haklılığı ispatlanmış durumda. Bir anlamda AKP ile Cumhuriyet rejimi “paralel” konumda bulunuyor.

Erdoğan açıklamalarında, hükümet de cemaate getirdiği suçlamalarında samimi ise, cemaatle gerçekten savaşıyorsa, onu “ulusal güvenliğe tehdit” olarak görüyorsa, Cumhuriyet rejimi ile hesaplaşmayı bir kenara bırakarak onunla birlikte olmak zorundadır. Çünkü Cumhuriyet rejimi, AKP’nin son iki yılda gördüğü tehlikeyi yıllar önce görmüş ve mücadele etmişti.

“Bu mücadele niye başarılı olmadı?” şeklinde bir soru sorulabilir, “Cumhuriyet rejimi başarısız oldu ki AKP-cemaat ittifakı kurulabildi”şeklinde değerlendirme yapılabilir. Ama unutulmamalıdır ki, Cumhuriyet rejiminin amaç ve hedefleri ile özellikle son yıllarda bunları gerçekleştirmekle mükellef kadrolar arasına ABD ve Batı emperyalizmi girdi. Ve sözkonusu kadrolar ne yazık ki “empeyalizmin arkasında saf durdu…” Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kurulduğu 1923 yılının ertesi günü emperyalizmin saldırılarına direnmek zorunda kaldı. Bir yandan genç cumhuriyeti, gerçek demokrasiyi korurken diğer yandan ekonomik kalkınmayı başlattı. “Kula kul olmaya alıştırılmış insanları" vatandaşlık mertebesine yükseltirken, kadınından erkeğine, gencinden yaşlısına etnik köken, mezhep farkına bakmadan bu ülkenin asli sahibi olarak kabul etti. Bunları yaparken mazlum milletlere örnek olmuş, dünya tarihinde bir eşi olmayan “yedi düvele karşı” verdiği ve “geldikleri gibi geri gönderdiği” bir Milli Mücadele’nin yorgunluğunu, fakirliğini kendisine engel olarak görmedi.

“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” prensibini kendisine şiar edindi. İzmir’de denize döktüğü Yunan’ın bayrağını çiğnemeyecek kadar dünya barışına bağlı olduğunu gösterdi.

Atatürk’ün izindeki Cumhuriyet, AKP’nin iç ve dış politikasına temel oluşturduğu stratejik derinlik, özgüvene dayalı dış politika, vizyon odaklılık, güvenlik-özgürlük dengesi, proaktif diplomasi, çok boyutlu-çok kulvarlı dış politika, komşularla sıfır problem, düzen kurucu aktör, barış havzası, kazan-kazan stratejisi gibi kavramların hemen hepsini benimsedi ve başarıyla uyguladı. Bu nedenle Türkiye, Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Karadeniz bölgesine kadar dünyanın her köşesinde saygın, sözü dinlenir bir ülke haline geldi. Bu nedenledir ki önderlik ettiği Sadabat Paktı gibi uluslararası kuruluşlarla bölge barışına katkı sağlarken, anlaşmazlıklarda “arabulucu ülke” olarak kabul edildi.

http://www.tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=356

Bunları yaparken tek bir temel şartı vardı: “Ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü…”

Sonuç olarak AKP’nin söylemleri ile Cumhuriyet rejiminin yaptıkları arasında temel şart dışında bir fark yok. Eğer AKP söylemlerinde samimi ise, temel şartı ve Anayasa'nın değişmez ilkeleri dahil cumhuriyet rejimine sahip çıkmak zorunda.

***

AKP'nin Dış Politika Kavramları ve Gerçekler:

http://www.tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=356

 

21.10.2014