BM’DEN İİK’YA KADAR ÇİFTE STANDART

Rusya Kırım bölgesini topraklarına katınca yaptırım uygulayan Batı dünyası ve İslam coğrafyası, Filistin topraklarını 47 yıldır işgal altında tutan ve Gazze topraklarını yakıp yıkan israil karşısında suskun kalıyor. İslam coğrafyasının İsrail sessizliği, kendi kamuoylarını din temelli politikalarla yönetirken uluslararası ilişkilerde Batı’nın politikalarına entegre olduklarını gösteriyor.

Celal ÇETİN

Rusya'nın bugün elinde kalan iki dış deniz üssünden birisi komşusu Ukrayna'nın Kırım Özerk Cumhuriyeti'nin Akyar (Sivastopol) Limanı'ndaki Karadeniz Filosu'na ait büyük üs; diğeri de Suriye'deki Tartus Limanı'ndaki lojistik ve bakım üssü.

Rusya hem Kafkaslar’da hem Akdeniz’de kıskaca alındı. Moskova’nın buna sessiz kalması beklenemezdi, kalmadı. Rusya, ABD’nin kışkırttığı Ukrayna’da geri adım atmadı ve Kırım’ı topraklarına kattı. Böylece hayati önemdeki Kırım üssünü korudu.

Rusya’nın karşı hamlesi üzerine ABD yaptırım kararı aldı. Sözkonusu yaptırımlar Rusya’nın ekonomisini, savunma ve enerji sektörlerini hedef aldı. ABD yaptırım kararına Avrupa ve Rusya’nın komşularını da dahil etmek isteyince bir direnişle karşılaştı.

Krizde olan Avrupa ile Rusya arasında enerjiden gıdaya kadar çok geniş yelpazede ekonomik ilişkiler bulunuyor. Avrupa’nın krizle mücadelesinde Rusya ile olan ticaretin önemli katkısı olduğu biliniyor. ABD’nin yaptırım kararlarının kendi ekonomilerine darbe vuracağının farkında olan Avrupa ülkeleri, yaptırımların sınırlarını esnetme yoluna gidiyorlar.

Öte yandan Almanya gibi Avrupa’nın önde gelen ülkelerinin yaptırımlara önce karşı çıkıp sonradan isteksizce dahil olmaları, Avrupa coğrafyasının ABD’ye bağımlılığını da ortaya koyuyor.

Yaptırımlar ‘iki ucu keskin’ bıçak

Uygulanan yaptırımların sadece Rusya’ya değil, Türkiye ve Avrupa ülkelerine de verdiği zarar artmaya başladı. Örneğin 2013 yılında 1 milyar 160 milyon dolarlık ihracat rakamı ile Rusya Türk otomotiv sektörünün en fazla ihracat yaptığı beşinci pazar konumunda iken, bu ülke tek başına tüm otomotiv ihracatından yüzde 5,4 pay aldı. Dolayısıyla Rusya Federasyonu bugün itibariyle en önemli alternatif pazar konumunda. Rusya otomobil ve hafif ticari araçlar pazarı yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,6 daraldı, yılın tamamında yüzde 12’lik daralma bekleniyor. Rusya’ya yönelik ambargoların süresinin uzaması ve kapsamının genişlemesi halinde, ihracat düşüşünün uzun vadeli ve daha yüksek oranlarda gerçekleşmesi bekleniyor.

AB ülkelerinden Almanya, gerek Ukrayna gerekse Rusya ile ciddi ticari ilişkiler içerisinde bulunması nedeniyle krizden en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Alman yetkililer de ekonomide son dönemde görülen yavaşlamayı Ukrayna-Rusya krizine bağlıyor. Ancak, Alman yetkilileri asıl kaygılandıran konu, krizin ticareti tamamen durdurma noktasına getirme olasılığı. Almanya Rusya’ya başta otomobil ve ilaç başta olmak üzere toplam 46 milyar dolar ihracat yapıyor. Bu Almanya’nın toplam yıllık ihracatının yüzde 3,5’ine tekabül ediyor.

Sonuç olarak ABD’nin küresel hegamonyasını sürdürebilmek ve Rusya’yı etkisiz kılmak amacıyla izlediği politikalar ve attığı adımlar kendisinden çok müttefiklerine ve Avrupa’ya zarar veriyor. Avrupa’da “yaptırım kararlarının aceleye getirildiği, kar- zarar hesapları yapılmadan uygulanmaya başlandığına” dair görüş ağırlık kazanıyor.

Güçlünün standartı geçerlidir

Rusya’nın Kırım hamlesi karşısında yaptırım uygulayanlar, Filistin topraklarını işgal eden İsrail’e karşı suskun kalıyor? Bu durumu Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja çok net biçimde ortaya koydu.

AB’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlarının yürürlüğü konmasından önce Haaretz Gazetesi’ne konuşan Tuomioja şunları söylemişti: “Eğer bir ülke başka bir ülkenin bir bölümünü işgal ve ilhak ederse bu açıkça hukuka aykırıdır ve AB ile diğer ülkelerin yaptırımları gelir. Şimdi pek çok kişinin sorduğu soru şu; ki, biz de bunu kabul ediyoruz, nasıl oluyor da Filistin toprakları 47 yıldır işgal altındayken hiçbir yaptırım sözkonusu olmuyor? Kimse bunu önermedi, ancak Ukrayna’da Kırım krizi ile bir bağlantı olduğunun farkındayız. Bu da tartışmalarda gündeme gelecek. Kırım’ın ilhakını tanıyan karar için oy kullanmaya ülkelerden biri de İsrail’di.”

Tuomioja’nın açıklaması uluslararası kararlarda “çifte standart” eleştirilerini yeniden gündeme getirdi. Ukrayna’da başlatılan çatışmaların kendi ulusal güvenliğini tehdit etmesi üzerine Kırım’ı ilhak eden Rusya ile, Filistin topraklarını işgal altında tutan İsrail’e yönelik farklı politikalar izlenmesi, uluslararası kuruluşların sorgulanmasına yol açıyor.

İslam dünyası neden sessiz?

Batılı ülkelerin ve kurumların İsrail’e karşı yaptırım kararı almaması bir ölçüde anlaşılabilir. İsrail’in güçlü lobi mekanizmaları, küresel sermaye üzerindeki hakimiyeti gibi etkenler böylesi bir yaptırıma izin vermiyor olabilir. Ancak İslam işbirliği Örgütü gibi İslam dünyasını birleştiren kuruluşların ve İslam ülkelerinin sessizliğini anlamak mümkün değil.

Ayrıca 22 Arap ülkesinden oluşan Arap Ligi de (Arap Birliği) İsrail’e karşı güçlü bir tepki gösteremiyor. Üyeleri arasında Irak ve Suriye gibi içsavaşın yaşandığı ülkeler nezdinde bile etkinliğini kullanamayan Arap Ligi’nin İsrail karşısında varlık göstermesi beklenmiyor.

Sonuç olarak İsrail’in Gazze’de düzenlediği ve büyük yıkıma yol açan askeri operasyonlar benzeri saldırılara Batı dünyasının yanısıra İslam coğrafyasından da güçlü bir tepki gelmemesi dikkat çekici bulunuyor.

Çifte standart küresel bir silah mı?

Uluslararası ilişkilerde örneklerine sıkça rastlanan çifte standardın “küresel bir silah” olarak kullanıldığına dair iddialar güç kazanıyor. Çifte standart uygulamaların hangi ülkelerin menfaatine olduğu araştırılırsa, küresel savaşın tarafları da ortaya çıkar.

“Güçlü olan kuralları koyar” ilkesi gereği küresel egemen güçler kendi menfaatleri gereği uluslararası kuralları değiştirebiliyor. Ekonomik, askeri ve siyasi gücünü korumaya çalışan ABD’nin hedefleri arasında enerji yatakları ve yollarının güvenliği ilk sırada geliyor. ABD’nin rakipsizliğini sürdürmesinin yolu, olası rakiplerini bertaraf etmekten geçiyor. Olası rakipleri arasında ise Rusya ve Çin ile bu ülkeleri destekleyen İran, Suriye, Hindistan başta olmak üzere Batı emperyalizmine karşı çıkan ülkeler geliyor.

Ortadoğu gibi petrol bölgesinin güvenliği İsrail’in güvenliğinden geçiyor. Bu amaçla İsrail’in uluslararası hukuka aykırı her türlü hareketi ve politikaları tepki çekmezken, Rusya gibi ülkelerin meşru müdafa hakkı bile yaptırımla cezalandırılabiliyor.

İslam coğrafyasının suskunluğu, yönetimlerin “çifte standart” politikasını kendi ülkelerinde de kullandığını ortaya çıkıyor. Kendi kamuoylarını din temelli politikalarla yönetirken uluslararası ilişkilerde Batı’nın politikalarıyla entegre olduklarını gösteriyor.

Sonuç olarak ülkeler arasındaki anlaşmazlıklara barışçıl ve kalıcı çözümler bulmak amacıyla kurulan uluslararası kuruluşlar, izledikleri çifte standartlarla anlaşmazlıkları körüklüyorlar.

Açlara yok, silaha var

Afrika, silahların hiç susmadığı, çatışmalardan kaynaklanan kitlesel ölümlerin artık kanıksandığı bir kıta. Stockholm uluslararası barış araştırmaları enstitüsü verilerine göre, bir yılda yüzde 8,3 artış kaydeden Afrika’nın silah giderleri 44 milyar 900 milyon dolar olarak gerçekleşti. Kıta ülkelerinin üçte ikisi silah alımını arttırdı.

Kıtadaki, terörist ve isyancı gurupların faaliyetleri ve siyasi istikrarsızlık çatışmaların en önemli tetikleyicisi. Cezayir, Nijer, Nijerya, Sudan, Güney sudan, Uganda, Kenya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Fildişi Sahilleri, Burkina Faso ve Gine bu kanlı oyunun sergilendiği ülkelerden bazıları.

Son 3 yıldır kıtanın kuzeyini etkileyen halk hareketleri silahlanma yarışını hızlandıran bir başka etken. Arap Baharı kıvılcımıyla sıcak çatışmaların patlak verdiği kıtadaki silah alımları yüzde 273 oranında arttı.

Afrika’ya silah satan ülkelerin aynı zamanda gelişmiş ülkeler olduğu biliniyor. Bu ülkelerin “insan hakları, küresel barış, çevrenin korunması, açlıkla mücadele” gibi konularda belirleyici olduklarını unutmamak gerekiyor. Sözkonusu ülkeler aynı zamanda Afrika gibi geri kalmış ülkelerin yeraltı-yerüstü zenginliklerini sömürdüğü de biliniyor. İnsan haklarını savunan ülkelerin Afrika’ya sattıkları silahlardan milyarlarca dolar kazanırken, Afrika’nın içilebilir su, gıda, sağlık, eğitim gibi insani ihtiyaçları için gerekli desteği sağlamadıkları da biliniyor.

Yapılan hesaplara göre açlığın ve susuzluğun kol gezdiği Afrika Kıtasındaki bu sorunu çözmek için sadece 50 milyar dolar yetiyor.

Bu durum çifte standartın boyutlarını ortaya koyuyor.

16.10.2014