DÜNYA ‘ÖLÜMÜNE’ SİLAHLANIYOR

Ortadoğu, Asya ve Afrika başta olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde artan çatışmalar silahlanma yarışını beraberinde getiriyor. Bu durum ise silah satışlarının yüzde 74’üne hakim olan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya için daha fazla ihracat anlamına geliyor.

Celal ÇETİN

Son dönemde özellikle Müslüman ülkeler olmak üzere, Ortadoğu, Asya ve Afrika’da sıcak çatışmaların artması küresel ekonomiye darbe üzerine darbe vururken, silah satışlarını ise patlattı. Silah ihracatında öne çıkan ülkeler Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Almanya, Çin ve Fransa.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü’nün hazırladığı son rapora göre 2004-2008 döneminde küresel silah ihracatının yüzde 30'unu gerçekleştiren ABD’nin payı 2009-2013 döneminde yüzde 29'a indi.

Bu dönemde Rusya’nın artan payı yüzde 24'ten 27'ye yükseldi. Son 5 yıldaki uluslararası silah satışlarında ABD ve Rusya’yı yüzde 7 payla Almanya, yüzde 6 payla Çin ve yüzde 5 payla Fransa takip etti. İlk 5 ülkenin küresel silah ihracatındaki toplam payı yüzde 74'ü buldu. Uluslararası silah satışlarında İngiltere yüzde 4, İspanya, Ukrayna ve İtalya yüzde 3'er ve İsrail yüzde 2 pay aldı.

Yine Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü’nün verilerine göre, son 5 yılda en çok silah ithalatını yüzde 14 payla Hindistan gerçekleştirirken, ilk 10'daki diğer ülkeler yüzde 5'er payla Çin ve Pakistan, yüzde 4'er payla Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, ABD, Avustralya ve Güney Kore ve yüzde 3'er payla Singapur ve Cezayir oldu.

Almanya silah satışını yüzde 24 artırdı

Küresel silah pazarının önde gelen ülkesi Almanya, geçtiğimiz günlerde bu alandaki resmi verileri açıkladı. Almanya'nın silah satışı 2012'ye oranla yüzde 24 arttı. Dünya silah pazarında üçüncü sırada yer alan Almanya, 2013 yılında 5 milyar 846 milyon euroluk satış yaptı. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 24'lük bir artış anlamına geliyor.

Almanya'nın silah sattığı ülkeler Cezayir, Katar, ABD, Suudi Arabistan, Endonezya, İsrail ve İngiltere. Almanya'nın silah satışında NATO ve Avrupa birliği üyesi olmayan ülkelerin payı ise sürekli olarak artıyor.

2013'te bu ülkelere silah ihracatı, son 10 yılın en yüksek düzeyine ulaşarak 3 milyar 606 milyon euro'ya ulaştı. Almanya'nın silah ihracatında AB ve NATO ülkelerinin payı yüzde 38'e gerilerken, üçüncü ülkelerin payı yüzde 62'ye yükseldi.

2013 yılında en büyük silah satış anlaşmaları Cezayir ile yapıldı. Alman hükümeti, Cezayir'e yaklaşık 825 milyon euroluk silah satışına onay verdi.

En çok silah satılan üçüncü ülkeler arasında Katar 673 milyon euroyla ikinci, Suudi Arabistan 361 milyon euroyla Üçüncü, Endonezya 295 milyon euroyla dördüncü, İsrail de 266 milyon euroyla beşinci sırada yer aldı.

Almanya'nın İsrail'e sattığı askeri teçhizat arasında ağırlıklı olarak uçaksavar sistemleri, askeri araçlar ile araç yedek parçaları yer aldı. Alman hükümeti 2013 yılında yapılan ihracat başvurularından 71'ini reddetti. Hükümet reddedilen başvuruların ayrıntılarını açıklamıyor. Ancak bu ülkeler arasında Çin, İran, Rusya, Ukrayna, Sırbistan ve İsrail'in yer alması dikkat çekiyor.

Savunma bütçeleri her yıl artıyor

Ülkelerin silaha yatırdıkları miktar savunma bütçelerine ayırdıkları payla doğru orantılı. Bu nedenle en çok silah satan ülkeler aynı zamanda silaha en çok yatırım yapan ülkeler. Bu ülkelerin çoğunun Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi üyesi olması ise manidar.

Artan güvenlik riski ülkelerin bütçelerinden savunma harcamalarına ayırdıkları payın sürekli olarak artmasına neden oluyor. Bu, aynı zamanda silahlanmaya ayrılan payın da artması anlamına geliyor. 2009 yılından beri yaşanan küresel ekonomik kriz bu artışı nispeten yavaşlattı.

Ancak krizin etkilerinin azalması eski politikalara dönüşü kolaylaştırdı. Ülkelerin savunma harcamaları 2009 yılından beri ilk kez 2013'te artış gösterdi. Dünyada bu yıl savunmaya harcanan miktar bir buçuk trilyon doları aştı. 2014 yılında bu rakamın 1 trilyon 547 milyar dolar olması bekleniyor. Uluslararası stratejik araştırmalar enstitüsü verilerine göre, listenin ilk sırasında Amerika Birleşik Devletleri yer alıyor.

Washington yönetimi 2013 yılında savunma için 600 milyar 400 milyon dolarlık bir kaynak ayırdı. Çin ise 112 milyar dolarla listenin ikinci sırasında. Pekin, 2014 yılı için yüzde 12'lik bir artış yapacağını açıkladı.

Listede en çok dikkat çeken ülke ise Rusya. Soğuk savaşın sona ermesinden sonra askeri modernizasyon konusunda yoğun çaba içerisinde olan Moskova, 2000'li yıllarla birlikte baş döndürücü bir hız yakaladı. 2013 yılında savunması için 68 milyar dolar ayıran Rusya'nın, harcamalarını son 6 yılda ikiye katladığı görülüyor.

Savunma harcamaları (2013)

1. ABD: 600 milyar dolar

2. Çin: 112 milyar dolar

3. Rusya: 68 milyar dolar

4. Suudi Arabistan: 59 milyar dolar

5. İngiltere: 57 milyar dolar

6. Fransa: 52 milyar dolar

7. Japonya: 51 milyar dolar

8. Almanya: 44 milyar dolar

9. Hindistan: 36 milyar dolar

10. Brezilya: 34 milyar dolar

(Kaynak: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS))

Dünyada silahlanmaya ayrılan pay yarışında öne çıkan ülkelerin; İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya barışını korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi olması ise son derece ironik.

Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi'ne (BMGK) üye olan ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa'nın 2013 yılı toplam savunma bütçesi 902 milyon doların üzerinde. Dünya genelinde savunmaya harcanan miktarın 1,5 trilyon dolar olduğu göz önünde bulundurulduğunda sadece beş BMGK ülkesinin savunma bütçelerinin dünyanın yüzde 60'ına karşılık geldiği görülüyor.

BMGK ülkelerinin 2013 savunma bütçeleri

ABD: 582 milyar dolar

Çin: 139 milyar dolar

Rusya: 68 milyar dolar

İngiltere: 58 milyar dolar

Fransa: 53 milyar dolar

Toplam: 902 milyar dolar

Asya en çok silahlanan bölge

Silahlanma yarışının bölgesel dağılımlarına bakıldığında ise ilk sırada Asya var. Bölge, 2013 yılında silah alımında dünya lideri oldu. Asya kıtasında 2013 yılında silah amaçlı giderler 407 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakama ulaşılmasında en önemli etken Çin'in uygulamaları.

Bölgenin lideri, silah almak için 188 milyar dolar harcayan ve giderlerde yüzde 7,8 artış kaydeden Çin. Ancak silah alımında en çok artış gösteren ülke, yılsonunda Amerikan askerlerinin tamamen çekileceği Afganistan. Ülkenin silah alımı, bir önceki yıla göre yüzde 77 oranında arttı.

Bu artış, Amerikan askerlerinin ülkeden çekilmesi sonrası, güvenliğin Afgan kuvvetleri tarafından sağlanacak olmasıyla açıklanıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü verilerine göre silahlanma yarışının gizli lideri Hindistan.

Yeni Delhi yönetimi geçen beş yıl içinde bir önceki beş yıla kıyasla silah ithalatını yüzde 111 oranında artırdı. Hindistan yönetimi, hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Rusya ile büyük silah anlaşmalarına imza atıyor.

Aynı zamanda çeşitli menzillerde füze üretimi, nükleer denizaltı yapımı gibi pek çok alanda da silah sanayine yönelik büyük yatırımlar yapılıyor. Öyle ki, bir yandan silah ithal eden ülke, diğer yandan son 10 yılda önemli bir ihracatçı konumuna geldi. Hindistan'ın bu yöndeki politikaları önemli sınır sorunları yaşadığı Pakistan’ı da benzer yola itiyor.

Asya'da silahlanma yarışını hızlandıran bir diğer etki de ardı ardına imzalanan askeri anlaşmalar. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri'nin Filipinlerle imzaladığı askeri anlaşma başta Çin olmak üzere birçok bölge ülkesinin tepkisine neden oldu. 10 yıl süreli anlaşma Amerika Birleşik Devletleri'ne Filipinlerde askeri varlığını arttırma olanağı sağlıyor.

Anlaşma gereği Amerika Birleşik Devletleri Filipinlerin askeri üslerinde dönüşümlü olarak çok sayıda birlik, gemi ve uçak bulundurabilecek.

ABD Başkanı Obama, Filipinler ile imzalanan güvenlik anlaşmasının Çin’ı “karşılama” ya da “kontrol etme ” amacı taşımadığını söyledi. Ancak bu açıklama pekin yönetimini tatmin etmekten uzak. Çin, Filipin hükümetinin, Amerika ile savunma anlaşması yaparak “Çin’i Amerika’nın desteğiyle karşılama” niyeti taşıdığını öne sürüyor. Zira Çin ve Filipinler karşılıklı olarak ortak alanlarda denizcilik ve toprak iddialarında bulunuyor.

Çin silahlanmada dünya ikincisi

Silahlanma yarışında öne çıkan ülkelerden biri de Çin. Pekin yönetimi son yıllarda savunma harcamalarına yaptığı yatırımlarla elini güçlendiriyor. Çin, 2013 yılındaki savunma harcamalarıyla ABD'den sonra ikinciliğe yükseldi.

Pekin yönetimi, 2013 yılında savunma harcamalarına 117 milyar dolar ayırdı. 2006 - 2013 yılları arasında savunma harcamalarını 3 katına çıkaran Çin, 2014 savunma bütçesini yüzde 12,2 arttırdı.

Çin'in savunma bütçesi

2010- 84 milyar dolar

2011- 95 milyar dolar

2012- 105 milyar dolar

2013- 117 milyar dolar

2014- 131 milyar dolar

Ancak Çin'in askeri harcamalarında yaptığı artış batı'da endişeye neden oluyor. Zira, başta ABD olmak üzere Batı, Asya Pasifik'te güç dengelerinin Çin lehine gelişmesinden rahatsız. Çinli yetkililerse, ülkenin askeri harcamalarının orta seviyelerde ve ekonomik koşulları doğrultusunda olduğunu savunuyor.

Çin bugün de söz konusu ucuz, bakımı basit, parçaları kolay temin edilebilir hafif silahları hâlâ belli ülke ve bölgelere satmaya devam ediyor. Bu konuda Çin ile Rus şirketleri arasında kıyasıya bir rekabet yaşanıyor.

Çin silah satarken ülkelerin siyasi ya da daha başka tercihlerini fazla dikkate almıyor, sadece satışla ve para kazanmayla ilgileniyor. Bu da Çin'i alıcı bakımından cazip kılıyor. Hem bu ticari davranış tarzı, hem de giderek modern silah ve sistemlerde ilerlemesi çin'i bugün özellikle batılı ülke ve şirketler bakımından endişelendirmiş durumda.

Pekin yönetiminin bu politikasını hayata geçirdiği bölge ise Afrika. Kıtanın en önemli silah tedarikçisi olan Çin'in en fazla silah sattığı 3 ülke ise Nijerya, Cezayir ve Mısır.

Ortadoğu 150 milyar dolarlık silah aldı

Ortadoğu'da 2013 yılında yüzde 4 artan silah alım-satım hacmi, 150 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Bölgede en çok silah ithal eden ülkeler

1-Suudi Arabistan (yüzde 14 artış)

2-Irak (yüzde 27 artış)

3-Bahreyn (yüzde 26 artış)

Kaynak: Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü

Afrika silahlanma yüzde 273 arttı

Afrika, silahların hiç susmadığı, çatışmalardan kaynaklanan kitlesel ölümlerin artık kanıksandığı bir kıta. Resmi rakamlar kıtadaki ülkelerin geçtiğimiz yıl silaha 45 milyar dolara yakın bir harcama yaptığını gösteriyor.

Kıtadaki, terörist ve isyancı gurupların faaliyetleri ve siyasi istikrarsızlık çatışmaların en önemli tetikleyicisi. Cezayir, Nijer, Nijerya, Sudan, Güney sudan, Uganda, Kenya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Fildişi Sahilleri, Burkina Faso ve Gine bu kanlı oyunun sergilendiği ülkelerden bazıları.

Son 3 yıldır kıtanın kuzeyini etkileyen halk hareketleri silahlanma yarışını hızlandıran bir başka etken. Arap Baharı kıvılcımıyla sıcak çatışmaların patlak verdiği kıtadaki silah alımları yüzde 273 oranında arttı.

Stockholm uluslararası barış araştırmaları enstitüsü verilerine göre, bir yılda yüzde 8,3 artış kaydeden Afrika’nın silah giderleri 44 milyar 900 milyon dolar olarak gerçekleşti. Kıta ülkelerinin üçte ikisi silah alımını arttırdı. Afrika’nın silah alım lideri Cezayir oldu.

Silah giderlerini bir yılda yüzde 8,8 artıran Cezayir 10 milyar dolarlık eşiği aştı. 2004 yılından bu yana Cezayir’in silah giderlerinde yüzde 176 artış olduğu da kaydedildi. Afrika silah pazarının ikinci büyük oyuncusu, silah alımını yüzde 36 arttıran Angola oldu.

Nijerya bütçesinin yüzde 25’ini silaha yatıyor

Nijerya Boko Haram saldırılarının artması üzerine 8 milyar dolarlık yeni bir ek bütçe hazırlayarak bu bütçenin silah alımları için kullanacağını açıkladı. Nijerya'da böylelikle bütçenin yüzde 25'i silah alımlarına ayrılmış oldu. Nijerya ABD, İngiltere İsrail ve Çin'den silah alımı gerçekleştiriyor.

Güney sudan'da iç çatışmaların başlaması petrolden elde edilen gelirlerin silah alımlarına harcanmasına neden oluyor. Güney Sudan'da 2012'de bütçenin yüzde 15'inin savunma sanayine harcanırken 2014 bütçesinde yüzde 45'i savunma için harcandığı resmi olmayan rakamların ise bunun çok üzerinde olduğu belirtiliyor.

Siviller de silahlanıyor

Dünyadaki silahlanma yarışında sivillerin de kullandığı küçük ve hafif silahların da payı son derece yüksek. Birleşmiş Milletler'in dünya üzerinde küçük ve hafif silahların ticaretine dair yayınladığı son rapor bu alanda yapılan ticaretin 2001 ile 2011 yılları arasında iki kat artış göstererek 2,38 milyar dolardan 4,63 milyar dolara çıktığını ortaya koydu.

10 yıllık süreyi değerlendiren ve Amerika Birleşik Devletleri'nin birinciliği yine kaptırmadığı rapora göre, bu ölçekteki silahların satışında ilk 10'a yeni giren ülkeler Türkiye, Çin ve Çek Cumhuriyeti.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2011 yılında en az 100 milyon dolarlık hafif silah satışı yapan ülkelerin sayısı 12'den 14'e yükseldi. Buna göre, yıllık 500 milyon dolar ve üzeri hafif silah satışı yapan Amerika Birleşik Devletleri ve İtalya’yı sırasıyla Almanya, Brezilya, Avusturya, İsviçre, İsrail, Rusya, Güney Kore, Belçika, Çin, Türkiye, İspanya ve Çek Cumhuriyeti takip ediyor.

Yıllık 132 milyon dolarlık hafif silah satışı yapan İsveç ise 2011'de ihracatını 44 milyon dolara düşürünce liste dışı kaldı. Raporda en az 100 milyon dolarlık hafif silah ithalatı yapan ülkeler ise ABD, Kanada, Almanya, Avusturalya, Tayland, İngiltere, Fransa ve İtalya olarak sıralandı.

Birleşmiş Milletler'in Cenevre merkezli "Küçük Silahlar Araştırma" kuruluşundan aldığı istatistikler doğrultusunda 10 yıllık dönemde mühimmat ticareti tabanca, tüfek ve av tüfeklerinden sonra rekor düzeye ulaştı. Uzmanlar bu yükselişte özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika’daki bireysel silahlanmanın rolünün büyük olduğuna dikkat çekiyor...

Oyuncak kurala tabi, silah değil

"Tişörtlerin, domatesin ya da oyuncakların küresel ticareti sıkı kurallara tabi. Buna karşın silah ticareti neredeyse hiçbir kontrole tabi değil." Bu tespit, silah ticareti antlaşması ile ilgili tartışmaların yoğunlaştığı günlerde BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun tarafından yapıldı.

Küresel çaptaki silahlı çatışmalarda yılda 500 binden fazla kişi hayatını kaybediyor. Uluslararası Af Örgütü’nün verilerine göre, her dakika bir insan, bir tabanca veya tüfek kurşunu ile ölüyor. Küresel silah ticaretinin yıllık cirosu ise 60 milyar euroyu geçiyor.

Bu ölümlerin önüne geçme çabasındaki Birleşmiş Milletler, 2012 yılında uluslararası silah ticareti antlaşmasını gündemine aldı. Anlaşma silah ticaretinin kontrol altına alınmasını öngörüyor. Uluslararası Silah Ticareti Antlaşması'nın amacı, insan hakları ihlallerine neden olmasını önlemek üzere küresel silah ticaretinin kontrol altına alınması.

Antlaşmayla ayrıca silahların, teröristlerin ve organize suç örgütlerinin eline geçmesinin engellemesi de amaçlanıyor. Hiçbir BM üyesi ülke, silah ticaretinin kontrol altına alınmasını açık bir biçimde reddetmiyor. Ancak birçok ülke, kendi ekonomik çıkarlarına göre istisnalar talep ediyor. Rusya, ABD ve Çin'in cephane ve yedek parça ihracatının kontrolüne dair büyük itirazları bulunuyor.

Küresel silah ticaretini elinde bulunduran bu ülkelerin itirazları anlaşmanın uygulanmasını da imkânsızlaştırıyor. Bu tablo'ya rağmen Türkiye'nin de imzaladığı anlaşma eylül 2013'te Washington yönetimince de kabul edildi. Amerika Birleşik Devletleri'nin katılımı ile anlaşmaya imza atan ülkelerin sayısı 118'e yükseldi.

Rakam ümit verici olsa da gerçek tablo bundan çok daha farklı. Çünkü anlaşmaya 43 BM üyesi ülke imza atmadı. İmza atan ancak kendi meclislerine bunu kabul ettiren ülke sayısı ise yalnızca 13. Dünyanın en büyük silah ihracatçısı konumunda bulunan ABD'de cumhuriyetçi partilileri ile silah lobileri anlaşmaya karşı duruyor. Bu da uygulamayı imkansız kılıyor.

9 ülkede 20 bin nükleer silah var

Silahlanma deyince akla gelen bir diğer başlık da nükleer faaliyetler. Son yüzyılda, nükleer teknolojinin yenilikleriyle birlikte farklı bir çağ başladı. Gelişmiş teknolojilerin yarattığı nükleer silah çağı, ülkeleri, bu alanda milyarlarca dolar yatırım yapmaya itti.

Amerikan Bilim adamları Federasyonu'nun verilerine göre dünyada en fazla nükleer silaha sahip olan ülke Rusya. Rusya'nın 10 bin nükleer silahı bulunuyor. Rusya'yı 8 bin 500 silahla Amerika Birleşik Devletleri takip ediyor. Fransa'nın 300, Çin'in 240, İngiltere'nin 225 nükleer silahı var.

Yıllardır sınır sorunları devam eden Pakistan ve Hindistan da nükleer silah bulunduran ülkelerden. Pakistan'ın 90 ila 110 arasında, Hindistan'ın ise 80 ila 100 arasında nükleer silah stoku olduğu tahmin ediliyor.

İsrail'in 80, kuzey kore'nin 10'dan az nükleer silah stoku olduğu belirtiliyor. Ancak Kuzey Kore'nin gerçek stokunun bunun çok daha üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Kuzey Kore´nin sahip olduğu, nükleer füzelere uyacak nükleer başlık üretme kapasitesi hakkında da net bir bilgiye ulaşılamıyor. İran'ın nükleer programı da belirsizliğini koruyor.

Ülkelerin nükleer silah stokları

Rusya: 10 bin

Abd: 8 bin 500

Fransa: 300

Çin: 240

İngiltere: 225

Pakistan: 90 - 110

Hindistan: 80 - 100

İsrail: 80

Kuzey Kore: 10'dan az

Kaynak: Amerikan Bilimadamları Federasyonu

ABD, Güney Kore, Rusya, Çin ve Japonya başta nükleer enerji olmak üzere, nükleer silahsızlanma konusundaki görüşmelerin devam etmesinden yana. Ancak yayımlanan son raporlar, ülkelerin nükleer silahlara yatırımlarının sürdüğünü ortaya koyuyor.

Kuzey Kore tehdidi

Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte dünyada nükleer tehdidin geride kaldığı yönünde bir algı oluştu. Ancak bu büyük bir yanılgıydı. Çünkü soğuk savaş sonrası değişen dengeler; tarihsel sorunların yeniden su yüzüne çıkmasına, ülkelerin alışılagelmiş denge politikalarının dışında hareket etmesine neden oldu.

Bunun en somut örneği Asya'nın iki bölgesinde yaşanıyor. Uluslararası kamuoyunun dikkati özellikle Kuzey Kore üzerinde yoğunlaşıyor. Kuzey Kore ile ilgili tartışmaların başında, ülkenin nükleer faaliyetleri geliyor.

 

Tüm uluslararası anlaşmalara rağmen kapılarını denetçilere açmayan Kuzey Kore, elindeki nükleer gücün miktarına ilişkin açıklama yapmıyor. Güney Kore'ye yönelik tehdidini sürekli gündemde tutuyor.

2006 ve 2009’da nükleer denemeler yapan Kuzey Kore’nin sekiz atom bombasına yetecek kadar zenginleştirilmiş plütonyumu bulunduğu tahmin ediliyor. Kuzey Kore ile nükleer krizin başlangıcı olarak kabul edilen tarih ise 16 Ekim 2002. Bu tarihte, Amerika Birleşik Devletleri, Kuzey Kore'nin yapılan anlaşmalara uymadığını dile getirerek ikili anlaşmayı feshetti.

Kuzey Kore, dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un ilan ettiği şer eksenine girdi. Bu açıklamanın ardından Kuzey Kore ile Batı arasındaki gergin dönem başlamış oldu. Pyongyang yönetimi izole edilmeye başlanırken Kuzey Kore, nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasından resmen çekildiğini açıkladı.

2003 yılında Kuzey Kore'yi denetlemek için Güney Kore, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Japonya ve Rusya ile altılı görüşmelere başlansa da; 2 yıl sonra, dünyayı kaygılandıran o açıklama geldi. Pyongyang nükleer silah geliştirme programının olduğunu itiraf etti ve savunma politikası kapsamında atom bombası üretildiğini açıkladı. Bu tarihten sonra Pyongyang'ın yaptığı her nükleer denemeyi dünya endişeyle izledi.

Son yıllarda kurulan diyalog ortamıyla beraber gerilim azalsa da nükleer tehdidi yakından hisseden diğer ülkeler ise Hindistan ve Pakistan. Bölge yakın zamana kadar dünyanın en tehlikeli noktalarından biri olarak nitelendiriliyordu. Güney Asya bu sıfatı, Pakistan ve Hindistan’ın nükleer silahlara sahip olmasıyla birlikte kazandı.

Bugün Hint ordusunun konvansiyonel güç olarak kâğıt üstünde hala daha kuvvetli görünmesi, savaş halinde Pakistan’ın ilk kullanıcı konumuna gelmesi endişesini doğuruyor. Ancak karşılıklı olarak atılan önemli adımlarla bu gerginlik yerini normalleşmeye bırakıyor.

Bunun en somut adımı ise iki ülkenin 2010 yılı başında mevcut nükleer tesislerini birbirine bildirmeye başlaması oldu. İki ülke askerleri zaman zaman özellikle Keşmir sorunu nedeniyle küçük çaplı çatışmaya girse de bunun nükleer bir krize dönüşme olasılığının az olduğu öngörülüyor.

En büyük korku: kimyasal silahlar

Kimyasal silahlarla ilgili tartışmalar Suriye’deki iç savaşla beraber yeniden gündeme geldi. Ancak bu tartışmalar insanlık tarihi açısından yeni değil. Belçika'dan Vietnam'a, Irak'tan Japonya'ya kadar dünyanın birçok ülkesindeki benzer saldırılarda binlerce insan hayatını kaybederken, on binlerce insan yaralandı.

Modern çağda kimyasal olarak tanımlanan ilk silahlar I. Dünya Savaşı’nda kullanıldı. Almanya, klorin adı verilen öldürücü gazı 1915 yılında Fransa ordusuna karşı kullandı. Gaz, yüzlerce Fransız askerinin akciğerlerinde derin tahribat yaptı ve ölümüne yol açtı. Zamanla yaygınlaşan kimyasal gaz yöntemi I. Dünya Savaşı'nda yaklaşık 100 bin kişinin ölüme sebep oldu.

2. Dünya Savaşı’nda da ölüm "napalm" adıyla geldi. Bu kez fitili ateşleyen Amerika Birleşik Devletleri'ydi. 1943 yılında Tokyo'ya atılan bomba nedeniyle yaklaşık 100 bin kişi hayatını kaybetti. Nagazaki'ye düzenlenen atom bombası saldırısından daha büyük etkileri olan bu kimyasal silah daha sonra Vietnam Savaşı'nda da kullanıldı. 1940'ta bitkiler için geliştirilen ve yaprak dökücü olarak tasarlanan "Agent Orange" adlı kimyasal madde ise ABD ordusu tarafından 1967 yılında Vietnam Savaşı'nda kullanıldı.

Bilinen bir diğer kimyasal saldırı da 1983'teki İran - Irak savaşında gerçekleşti. Katilin ismi bu kez sarin gazıydı. Sarin, Saddam Hüseyin yönetimi tarafından 1988 yılında düzenlenen Halepçe Katliamı’nda da kullanıldı. Bu saldırıda 5 binden fazla insan hayatını kaybetti.

1991 yılında BM tarafından kimyasal silah kategorisine alınan bu gaz, daha sonra 1995 yılında Tokyo metrosuna düzenlenen terör saldırısında kullanıldı. Saldırıda 12 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. Suriye'de kullanıldığı iddia edilen kimyasal silahlar, riskin insanlık açısından ortadan kalmadığını gösteriyor.

Rusya ve ABD'nin uzlaşmasıyla gündeme gelen ve Birleşmiş Milletler’in kontrolünde işleyen anlaşmayla bu ülkedeki kimyasal silahların imhası işlemi yavaş da olsa ilerliyor. Resmiyet kazanmasa da bugün pek çok ülkede biyolojik ve kimyasal silah bulunduğu tahmin ediliyor. Çin, Rusya, Kuzey Kore, Hindistan, İsrail, İran, Güney Afrika biyolojik silahlarlara sahip ülkeler. 

ABD, Rusya, Hindistan, Kuzey Kore, Libya, Mısır ve Suriye ise envanterinde kimyasal silah bulunduruyor. Güney Kore, Çin, Tayvan, Pakistan, Sudan ve İran ise uzmanlara göre bu silahı geliştirme potansiyeline sahip ülkelerden bazıları.

14.10.2014