3. DÜNYA SAVAŞI’NIN TRUVA ATI: IŞİD

Türkiye Suriye topraklarında belirsiz bir maceraya girmeye hazırlanıyor. Bugün yaşananların ilan edilmemiş dünya savaşının üçüncüsü olduğunu söylemek mümkün. Bu savaşın bir ayağı Ortadoğu, diğer iki ayağı ise Kafkaslar ve Asya bölgeleri.

Celal ÇETİN

Türkiye’nin Suriye’de girmeye hazırlandığı maceranın satır araları çok tehlikeli ipuçları veriyor. Bu ipuçlarını anlamak için iki açıklamayı ve bir gerekçeyi iyi analiz etmek gerekiyor.

AÇIKLAMA-1: NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Gerekirse Türkiye'nin güvenliğini korumak amacıyla, ittifakın kara birliklerini Türkiye'ye yönlendirme gibi bir olasılığı var" dedi. Ancak NATO kısa süre sonra bir düzeltme yayınladı ve NATO'nun Türkiye'ye kara birliği yönlendirebileceğine dair ifade açıklamadan çıkarıldı. Açıklama, “NATO Genel Sekreteri ihtiyacın artması halinde, güvenliğin korunması için Türkiye'ye yardım edecek” şeklinde düzeltildi.

AÇIKLAMA-2: Dünyaca ünlü gazeteci Christiane Amanpour’un röportaj yaptığı Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin ancak ABD’nin Esad’ı devirme hedefiyle hareket etmesi halinde Suriye’ye asker göndereceğini belirtti. Davutoğlu Kobani'ye insani yardımda bulunmaya çalışacaklarını ancak Esad durdurulmadığı sürece IŞİD'in daha çok büyüyeceğini ve daha çok kasabanın düşeceğini söyledi.

GEREKÇE: Suriye tezkeresinde yurtdışına asker göndermenin yanısıra “yabancı askerlerin Türk topraklarına kabul edilmesi ” de öngörülüyor.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in açıklaması, her ne kadar düzeltilmiş olsa da Türkiye’nin bir saldırıya uğraması durumunda NATO’nun cevap vereceğini gösteriyor.

Başbakan Davutoğlu’nun açıklaması, AKP’nin Esad’a olan düşmanlığının güçlenerek devam ettiğini, ABD’yi Esad’a karşı bir harekata ikna etmek için “her şeyi” yaptığını ve yapacağını gösteriyor.

Tezkeredeki “yabancı askerlerin kabul edilmesi” maddesi ise, Türkiye’ye yönelik bir saldırı ihtimalinin gözardı edilmediğini gösteriyor.

Şimdi her üçünü de altalta koyup düşünelim. Önce tezkere maddesi ile başlayalım.

Suriye Türkiye’ye saldırır mı?

Türkiye’nin bir saldırıya uğrama ihtimali var mı? Komşu ülkelerdeki terör örgütleri dışında herhangi bir devletten saldırı ihtimali yok. Suriye devleti yabancı güçlerin yol açtığı içsavaşı bastırmaya uğraşıyor. Esad’ın Türkiye’ye saldırması mümkün değil. Ayrıca böyle bir çılgınlık yapmayacak kadar “akıllı, sağduyulu bir lider” olduğunu tüm dünya biliyor.

Suriye içsavaşının müsebbiblerinin ABD ve Batı olduğu biliniyor. Özgür Suriye Ordusu, El Nusra gibi sözde muhalif grupları ABD ve Batı’nın kışkırttığı, silahlandırdığı ve desteklediği artık sır değil. Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan terörist grupların büyük çoğunluğu yabancı kökenli.

Amerikan Ulusal İstihbarat Örgütü Direktörü James Clapper'ın Beyaz Saray'a sunduğu rapor, Suriye'de savaşan 'muhalif'lerin 4'te 3'ünün yabancı cihatçılardan oluştuğunu ortaya koyuyor.

Rapora göre, Suriye'de 1500 muhalif örgüt faaliyet gösteriyor ve 115 bin militanı var.Amerikan İstihbaratı'nın hazırladığı raporda, 26 bin militan radikal İslami grupların bünyesinde savaşıyor. Rapora göre, Suriye muhaliflerinin büyük bir çoğunluğunu yabancı savaşçılar oluşturuyor. Kesin olmayan rakamlara göre Suriye'de 50 farklı ülkeden 76 bin yabancı savaşçı Suriye'ye karşı savaşıyor.Raporda bugüne kadar ABD'nin Suriyeli muhaliflere yaptığı silah yardımları da yer alıyor. Rapora göre ABD geçtiğimiz Haziran ayından bugüne muhaliflere 600 tonluk mühimmat göndermiş.

Suriye'de süren iç savaşta bugüne dek, 2.5 milyon Suriyeli ülkesini terk etti. 7 milyon Suriyeli ise evlerini terk edip Suriye'de görece güvenli yerlere sığınmak zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler'e göre Suriye'de süren iç savaşta 134 bin kişi öldü.

Esad ülkesindeki yangını söndürmeye çalışırken yeni bir cephe açarak Türkiye’ye saldıracağını söylemek ya Suriye gerçeğini bilmemek, yani cehalet ya da bilerek yalan söylemek olur.

Peki IŞİD terör örgütü direk Türkiye’ye saldırır mı? Kesinlikle hayır.

IŞİD’in bölgedeki görevi ve misyonu terör değil. IŞİD, küresel paylaşımın bir uzantısı olarak stratejik akılla hareket ediyor. Yaptıkları iyi analiz edilirse, IŞİD’in ortaya çıkması ile birlikte kimlerin kazançlı çıktığı, kimlerin zarar gördüğü görülür.

IŞİD’in misyonu ve “3. Dünya Savaşı”

IŞİD ortaya çıkar çıkmaz iki hedefe saldırdı: Şiilere ve Kürtlere. Her iki hedefin de ilan edilmemiş 3. Dünya Savaşı’nda önemli yeri var.

Şiilere saldırmasının sebebi, Ortadoğu’da İran’ın etkinliğini ve gücünü kırmaya yöneliktir. Ki, İran yalnız değil. Arkasında Rusya, Çin gibi ABD’nin en büyük rakipleri bulunuyor. Bir anlamda bölgede İran’ın yanısıra Rusya ve Çin’in de etkinliği kırılmaya çalışılıyor. ABD’nin Esad rejimini hedef almasının arka planında da Rusya faktörü yer alıyor.

Sovyetler Birliği Soğuk Savaş döneminde dünya denizlerinin iki hakim gücünden birisiydi. Dünyanın dört bir yanında deniz üslerine sahipti; Vietnam'dan Küba'ya, Mısır'dan Suriye'ye kadar çeşitli üslere sahipti.

Sovyetler Birliği'nin yıkılıp tarihe kavuşmasından sonra bu durum kökten değişti, Sovyetler'in hukuki ve fiili varisi Rusya Federasyonu ikisi hariç bu üsleri gücü yetmediği hem de yeni bir dünya ortaya çıktığı için tasfiye etmek zorunda kaldı.

Rusya'nın bugün elinde kalan iki dış deniz üssünden birisi komşusu Ukrayna'nın Kırım Özerk Cumhuriyeti'nin Akyar (Sivastopol) Limanı'ndaki Karadeniz Filosu'na ait büyük üs; diğeri de Suriye'deki Tartus Limanı'ndaki lojistik ve bakım üssü.

“Yeni Dünya Düzeni” kapsamında ABD kendisine rakip olabilecek güüçleri bugünden tasfiye etmek zorundaydı. Bu nedenle Rusya’nın Akdeniz’deki varlığını ortadan kaldırmak için Suriye’yi hedef aldı. Klasik yöntemi olan “demokrasi, insan hakları” gibi gerekçelerle muhalifleri kışkırttı ve Suriye’de içsavaş başlattı.

Dikkat edilirse eşzamanlı olarak “demokrasi, insan hakları” gibi gerekçeler Ukrayna’da da devreye sokuldu ve içsavaş başladı.

Rusya hem Kafkaslar’da hem Akdeniz’de kıskaca alındı. Moskova’nın buna sessiz kalması beklenemezdi, kalmadı.

Rusya, ABD’nin kışkırttığı Ukrayna’da geri adım atmadı ve Kırım’ı topraklarına kattı. Böylece hayati önemdeki Kırım üssünü korudu. ABD bu yenilginin intikamını Suriye’de Esad’ı devirerek almak üzere gizli savaşına ağırlık verdi. ABD Şii Esad rejimini devirmekle hem İran’ın etkinliğinin önünü kesmeyi, hem Rusya’nın Akdeniz’deki varlığına son vermeyi planlıyordu.

Peşmerge bölgesini genişletti

IŞİD’in ikinci hedefi olan Kürtler’e saldırmasının arkasında “Büyük Kürdistan-Büyük İsrail” projesi yatıyor. Dikkat edilirse IŞİD Irak’ta iken Kuzey Irak Kürt yönetimine hiç saldırmadı. Türkmenler’in yoğun olarak yaşadığı Kerkük'ün güneydeki ilçe ve nahiyelerine saldırdı. Selahattin şehrine bağlı Tuzhurmatu'da yaşayan binlerce Türkmen bölgeyi terk etti. Peşmerge Türkmenler’e yardım etme gerekçesiyle bölgeye girdi, IŞİD’i püskürttü. Daha önce Kerkük konusunda Irak ordusuyla karşı karşıya gelen peşmerge, kentin güneyindeki sınırını Hemrin'e kadar uzatmış oldu.

Irak Anayasası'nda Kerkük başta olmak üzere birçok ilçenin statüsü belirlenmemişti. Kerkük ilinin yanı sıra Sincar, Mahmur, Zummer, Hanekin ve Medeli gibi ihtilaflı bölgelerin statüsü 140. madde gereğince belirlenecekti.

Bu bölgeler, merkezi Bağdat hükümetiyle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında paylaşılamayan yerler olarak biliniyor. Anayasanın 140. maddesi, 2007 sonuna kadar nüfus sayımı ve referandum yapılarak sorunlu bölgelerin, IKBY'ye veya Bağdat'a bağlanmasını şart koşuyordu. Ancak normalleşme sürecinin tam anlamıyla sağlanmadığı gerekçesiyle referandum ertelendi. Sonraki süreçlerde ise siyasi nedenlerle yapılamadı. 140. madde ayrıca Kerkük'ten ve diğer bölgelerden sürülen, sığınmacıların tekrar eski yerlerine döndürülmesini amaçlıyordu.

Ortaya çıkan fiili durumda nüfus sayımı ve tartışmalı bölgelerin statüsünü belirleyecek referanduma gerek kalmadan peşmerge tümüne hakim oldu.

Kerkük ile Musul'un kuzeyindeki Rabia ve Sincar ilçelerinin de güvenliği atık peşmerge sağlıyor. Zira IŞİD saldırıları sonucu Irak ordusu, bu bölgeleri terk etti. Ardından peşmerge güçleri, bölgeye girerek IŞİD militanlarını, Kürt ve Türkmenlerin yaşadığı ilçelerden uzaklaştırdı.

Bu bölgede Arapların yoğun yaşadığı ilçe, nahiye ve köyler de bulunuyor. Rabia bunlardan biri. Tamamıyla Arap nüfusundan oluşan bu ilçede de denetim peşmergenin elinde. Halk ise peşmerge güçleriyle karşı karşıya gelmedi. Yine bu bölgede bulunan Musul Barajı ve elektrik santrali de Kürt asayiş güçlerinin kontrolünde.

Suriye -Irak Sınırı, Zaho'dan başlayarak Musul'un kuzeyi ve Enbar'a kadar tamamıyla peşmergenin etkinlik alanında. Önce Irak ordusunun ardından da IŞİD'ın terk ettiği her yerde ağır silahlar ve zırhlı araçlar tamamıyla peşmergenin eline geçti.

Sorunlu bölgelerin komutanı General Abdurrahman Kewrini, “İşte şimdi 140. madde yerini buldu. Bu tartışmalı bölgeler, atadan babadan kalan yurdumuzdu. Buralara güçlerimizi yerleştirdik. Artık hiç kimse bizi bu bölgelerden çıkaramaz” dedi. Böylece Kuzey Irak Kürt yönetimi Irak’ta petrol yataklarının büyük bölümünü ele geçirerek ekonomik ve siyasi gücünü artırmış oldu. “Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin Ortadoğu’daki Kürtler’in resmi temsilcisi olduğu” tezi de böylece güçlendi.

Ancak Kürtler’in temsilciliği konusunda Kuzey Irak’ın iki rakibi vardı; Suriye’deki Kürt yapılanması (PYD) ve Türkiye’deki Kürt siyasi yapılanması HDP ve uzantısı PKK. Ki, ABD Kuzey Irak’a alternatif bir Kürt yapılanması istemediğini açık açık söylemişti. O zaman geri tek bir seçenek kalıyordu; her iki alternatifi de tasfiye etmek. IŞİD’in Suriye’de Kobani’ye saldırmasının arkasında bu tasfiye planı yatıyor.

IŞİD üzerinden Kobani’de PYD’ye ağır darbe vuruldu. Bundan sonra kendisi toparlayıp Suriye Kürtleri’nin temsilcisi olma iddiasını sürdürmesi mümkün değil.

PKK’nın siyasi misyonu bitti

Ayrıca Türkiye’deki Kürtler’in temsilcisi olduğunu iddia eden PKK’nın Kandil’deki binlerce teröristi Kobani’ye göndermeyerek Suriye Kürtleri’ni IŞİD karşısında yalnız bırakması bu örgüte çok ağır bir darbe oldu. Kısaca gerek PYD gerekse PKK siyasi gücünü ve etkisini yitirdi. PKK’nın bundan sonra terör hareketlerine devam etmesi de mümkün değil. Böyle bir durumda AKP ile pazarlıkları sonucu elde ettiği tüm kazanımlarını kaybetme ihtimali var. Erdoğan’ın ve AKP’nin IŞİD konusunda koalisyonla hareket etme kararı PKK’ya karşı elini güçlendirdi. PKK’nın terör kartını kullanmaya kalkması durumunda AKP hükümeti rest çekebilir. Erdoğan’ın sürekli, “Kobani’yi bu kadar düşünüyorsanız Kandil’den çıkın da IŞİD’e karşı savaşın” demesi bir anlamda rest çekmektir. AKP’nin “Terörizmle savaş” stratejisi, zaten PKK’yı gözden çıkaran ABD ve Batı tarafından destek görür.

IŞİD Irak’ta Kuzey Irak Kürt yönetiminin önündeki engelleri temizledi. Hem Irak’ın Şii başbakanı Maliki’nin önünü keserek daha ılımlı bir başka Şii yönetimin işbaşına gelmesini sağladı, hem Kuzey Iraklı Kürtler’in sınırlarını genişletmesinin önünü açtı. Suriye’de direk olarak PYD’yi, Türkiye’de endirek olarak PKK’yı etkisiz hale getirerek Barzani’nin gücünü artırdı.

IŞİD eliyle İslamiyet'e darbe

IŞİD’in çok önemli bir misyonu daha vardı. “İslami örgüt” kimliği ile İslamiyet’e darbe vurmak. Bu misyonunu öylesine başarıyla yerine getirdi ki, “kafa kesen, kadınlara tecavüz eden” Müslüman bir örgüt algısı oluşturuldu. İslam coğrafyası bile, “bunlar nasıl Müslüman?” demek zorunda kaldı. Batı’daki algıyı söylemeye gerek yok. IŞİD sayesinde “İslamiyet’in aklanması” çok uzun yıllar sürecek.

Sonuç olarak IŞİD Irak’ta ve Suriye’de görevini başarıyla yerine getirdi. Yani görevleri arasında Türkiye’ye saldırmak yok.

Esad’ın ve IŞİD’in Türkiye’ye saldırma gibi bir düşüncesi yoksa, yazının başındaki iki açıklama bir gerekçe neyin nesi?

Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin sürüklendiği süreci de ortaya koyacaktır.

Bilebildiğimiz kadarıyla bunun iki sebebi var:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kişiselleştirdiği Esad düşmanlığı ve Büyük Kürdistan (Büyük İsrail) projesi. Esad düşmanlığını bir kenara koyarsak Büyük Kürdistan (Büyük İsrail) projesi, ilan edilmemiş 3. Dünya Savaşı’nın önemli ayaklarından biri. İsrail’in güvenliği kadar Ortadoğu petrollerinin güvenliği sözkonusu savaşı kazanmanın olmazsa olmaz şartı.

Savaşın diğer iki önemli ayağını Kafkaslar bölgesi ile Asya oluşturuyor. Birinde Rusya, diğerinde Çin hedef ülke durumunda.

Türkiye açısından Esad’ı tahrik edip Suriye’de oluşturulacak tampon bölgelere saldırmasını sağlamak. Böylece “barışçıl, insani gerekçelerle oluşturulan tampon bölgelere saldıran Esad, Türkiye’nin ulusal güvenliğine saldırmış olacak.” Kendini savunma hakkı ve "angajman kuralları" gereği Türkiye de Esad rejimine karşı savaşa girecek. Bu arada NATO da Türkiye’yi korumak üzere devreye girecek. Derken Suriye resmi olarak işgal edilmeye başlanacak. Rusya'nın göstereceği tepki, 3. Dünya Savaşı'nın görünür olmasına yol açabilir. 

Son söz; Türkiye 2002’de 3. Dünya Savaşı’na hazır hale getirildi. Bu savaşın ön cephesi durumundayız. Emperyalizmin savaşında Türkiye savaş alanı olarak kullanılıyor. 

07.10.2014