“ÖNCE KIŞKIRT, SONRA SALDIR” TEZKERESİ

AKP ve MHP oyları ile kabul edilen tezkere, Türkiye için karanlık bir sürecin başlangıcı oldu. Tezkerenin Suriye ile bir savaşa yönelik çıkarıldığı kabul ediliyor. En güçlü ihtimal, Suriye topraklarını “tampon bölge” gerekçesiyle işgal etmek ve Suriye ordusunun saldırmasını sağlamak. Rusya, Çin ve İran bu duruma ne diyecek? Ortadoğu ve dünya yeni bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Türkiye ise kişisel hırsların kurbanı oluyor.

Celal ÇETİN

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel Esad düşmanlığı nedeniyle çıkarılan tezkerenin satır arasında “Suriye rejimini tahrik ederek Türk askerine saldırması” planı yatıyor. Bu amaçla Suriye’den Türkiye’ye kaçan 2 milyona yakın Suriyeli ve ve “insani gerekçeler” bahane olarak kullanılacak.

Bilindiği gibi çok değil, bundan 5-6 sene önce Türkiye ile Suriye sınırların kaldırılması, ortak bakanlar kurulu, ekonomik işbirliği gibi çok önemli kararlar almıştı. Erdoğan ve Esad ailesi çok yakın ilişkiler içindeydi.

Ancak Arap Baharı ve Müslaman Kardeşler’in Mısır ve Tunus gibi ülkelerde iktidara gelmesi, ABD ve Batı’nın Suriye rejimine karşı tavır alarak muhalifleri kışkırtması ile her şey tersine döndü.

AKP birden Sünni İslamcı politikalara yöneldi, Şii Esad rejimine düşman oldu. Bu arada dönemin Başbakanı Erdoğan Ortadoğu’da liderliğe soyundu ve Türkiye gibi Ortadoğu’da da ülkeleri dizayn etme hevesine kapıldı. Aynı iklimden beslendikleri Müslüman Kardeşler’in iktidara geldiği Mısır Ortadoğu’da liderliğe oynamaya başlayınca Erdoğan yarışı dahil oldu. Rüştünü ispat etmesinin yolu da Esad rejimini devirmekten geçiyordu.

ABD’nin Suriye’ye yönelik planlarına hemen dahil oldu ve El Nusra, IŞİD gibi sözde Sünni İslamcı muhalif grupları desteklemeye başladı.

Ancak göremediği bir gerçek vardı; Rusya, İran ve Çin Suriye’yi kolay kolay bırakmayacaklardı ve bırakmadılar. ABD bile bu üçlü karşısında fazla direnemedi. Öte yandan istikrarsızlaşan bölgede İslamcı terörist gruplar etkin olmaya başladı ve Batı’nın çıkarlarını tehdit eder oldu. Bu gelişmeler karşısında Esad yönetimi güçlenmeye, kaybettiği mevzilerini geri almaya başladı. Bir başka ifadeyle “üç ay içinde gideceği” söylenen Esad, yerini sağlamlaştırdı. Buna karşılık Erdoğan ve Türkiye Esad karşısında yenilen, Ortadoğu’daki tüm planları çöken, ABD ve Batı tarafından dışlanan, “terör örgütlerini destekleyen ülke” konumuna düşen bir noktaya geldi. Bir anlamda Esad Erdoğan için takıntıya dönüştü. Özellikle Esad’ın radikal İslamcı örgütlerle savaşması ABD ve Batı tarafından takdir edilmeye başlandı. İşte bu durum Erdoğan tarafından kabul edilemezdi.

RUSYA’NIN KIRIM’I İLHAKI KIRILMA NOKTASI OLDU

Yine ABD’nin karıştırdığı Ukrayna, Ortadoğu’daki dengelerin yeniden değişmesine yol açtı. Ukrayna’yı Rusya’nın etkisinden kurtarıp kendisine bağlamaya çalışan ABD, Rusya’nın sert direnişi ile karşılaştı. Ukrayna’nın özerk bölgesi Kırım Cumhuriyeti Rusya’nın kırmızı çizgisiydi. Çünkü Rus donanmasının Kırım'daki Sivastopol üssü Rusya için hayati önem taşıyordu. Kırım’ın düşmesi demek, Rusya’nın kuşatılması demekti ve Moskova buna izin veremezdi, vermedi. Kırım Rusya tarafından ilhak edildi.

Kafkaslarda yenilen ABD, bunun acısını Ortadoğu’da çıkarmaya karar verdi ve Esad rejiminin ipini yeniden çekti. Çünkü Suriye’deki Tartus limanı da Rus donanması için çok önemliydi. Kırım’da olmazsa, Suriye’de Rusya’ya bedel ödetmeliydi.

Rusya faktörü kadar Suriye’deki PYD’nin, Kuzey Irak Kürt yönetimine alternatif olarak bağımsız Kürt yönetimi hayalleri de ABD tarafından kabul edilemezdi. Çünkü Ortadoğu’daki Kürtler’in temsilcisi sadece Kuzey Irak Kürt yönetimidir ve rakiplere izin verilemez. Kuzey Irak’ın rakipleri PYD’nin yanısına PKK’dır. IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına ABD’nin ve Türkiye’nin sessiz kalmasının sebebi budur. Amaç, Kuzey Irak’ın rakiplerini temizlemek; Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürt bölgelerinin Barzani yönetimi altında birleşmesini sağlamak.

Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında yaptığı temaslarda “bölge istikrarı ve barışı için” Türkiye’nin ne kadar önemli olduğu sürekli vurgulandı. IŞİD gerekçesi, Rusya-Kırım-ABD ilişkisi bölgede Türkiye’nin elini güçlendirdi. Esad üzerinden Rusya’ya bedel ödetilmesi planı Türkiye’ye ihale edildi. Ve AKP, Esad rejimini devirme sevdasıyla  bu ihaleyi seve seve kabul etti.

TAMPON BÖLGE KIŞKIRTMASI

Türkiye tezkereyi, “Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik tehdit ve saldırılara karşı önlem” olarak gerekçelendiriyor. AKP hükümeti Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafında 10 ile 35 kilometre derinliğinde 4-5 adet “cep tampon bölgeler” oluşturmayı  ve uçuşa yasaklamayı planlıyor. Bu durum, “egemen bir devletin toprağını işgal” anlamına gelir ve egemen devlete kendi topraklarını savunma hakkı verir. Dikkat edilirse tampon bölgeler Suriyeli Kürtlerin yaşadığı bölgenin karşısına denk geliyor.

AKP’nin planı da budur. Yani Suriye hükümetinin işgalcilere karşı (Türkiye) harekete geçmesini sağlamak. Böyle bir durumda savunması da hazır: “Türkiye’yi göç dalgasından korumaya, muhtemel terörist sızmalara karşı güvenlik tedbirler almaya çalışıyoruz. İnsanlık dramını önlemek istiyoruz. Biz Suriye’nin toprak bütünlüğünü hedef almıyoruz ama Suriye rejimi bize saldırıyor…”

NATO (ABD) İŞGALİ ONAYLIYOR

İlginçtir, Erdoğan’ın ABD ziyareti sonrasında ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, “Türkiye de IŞİD'e karşı koalisyona katıldı ve ön saflarda yer alacak” açıklamasında bulundu.

Yine ilginçtir, NATO'nun Genel Sekreteri Jens Stoltenberg görevine başlar başlamaz Türkiye'yle ilgili açıklama yaptı. Stoltenberg, "Türkiye'ye saldırı olması durumunda ittifakın 5. Maddesini harekete geçiririz ve Türkiye’yi koruruz” dedi.

Kerry’nin ve Stoltenberg’in sözlerini altalta koyduğumuzda şöyle bir sonuç çıkıyor: Esad’ın topraklarını korumak amacıyla müdahale etmesi, “NATO üyesi bir ülkeye saldırı” olarak kabul edilecek ve NATO devreye girecek. Bu, ABD’nin de Türkiye’nin Suriye’yi işgal planını onayladığı anlamına geliyor.

KOBANİ’DEN TÜRKİYE’YE KORİDOR MU AÇILACAK?

Kobani Kürtler için hayati önem taşıyor. Kobani’nin düşmesi bölgedeki tüm Kürtler için kırılma noktası olacak. Kobani’nin kurtarılması ise Kürtler arasındaki dengeleri ve Türkiye-PKK  ilişkilerini yeniden düzenleyebilir.

Türkiye Suriye’de tampon bölge kurarsa ve Suriye ordusu ile çatışmaya girerse Kobani ile Türkiye arasında koridor oluşturma ihtimali de bulunuyor. IŞİD Kobani’yi ele geçirse bile bunun kalıcı olmayacağı belirtiliyor. IŞİD’in ABD’nin taşeron örgütü olduğu biliniyor. Plana göre “IŞİD önce Kobani’yi işgal edecek, arkasında Türk askeri IŞİD’le savaşır gibi yaparak Kobani’yi geri alacak.” Böylece Türkiye, Kobani’deki Kürtleri kurtaran ülke olacak.

AKP’lilerin sürekli, “PKK Kandil’den çıkıp niye Kobani’ye yardıma gitmiyor?” demesinin arka planında PKK’yı sıkıştırma politikası yatıyor. Bu strateji ile Türkiye hem Suriyeli Kürtler’in kurtarıcısi olacak, hem PKK’nın etkisini kırarak “çözüm sürecindeki” gücünü artıracak, hem PKK’nın Barzani’yle rekabete girerek “Kürtler’in temsilcisi olma hayallerine” darbe vurmuş olacak. Ayrıca Esad rejimi devam etse bile Türkiye-Barzani kontrolünde bir Kürt varlığı Esad için sürekli sorun olmaya devam edecek.

Türkiye ile Suriye arasındaki koridor yoluyla Türkiye ve Suriye’deki Kürtler bir anlamda birleştirilmiş olacak. Kuzey Irak’taki Kürtler ile birleşme zaten uzun süre önce sağlanmıştı. Haritaya bakılırsa Türkiye, Suriye ve Irak’taki Kürt bölgelerinin birbirleri ile sınır komşusu olduğu görülür. Planlarda ve haritalarda Türkiye “Kuzey Kürdistan”, Suriye “Batı Kürdistan”, Irak “Güney Kürdistan”, iran ise “Doğu Kürdistan” olarak adlandırılıyor. Türkiye’de 11 ila 15, Suriye’de 1.4, Irak’ta 4.3, İran’da 4.1 milyon Kürt yaşadığı varsayılıyor. Buna göre Ortadoğu’da yaklaşık 21-25 milyonluk bir Kürk devleti planlanıyor. Bu devletin başkenti olarak da Erbil kabul edilmiş durumda. Yani PYD, PKK gibi Kürtler’in temsilcisi olduklarını iddia eden Kürt gruplarına izin verilmeyecek.

Sonuç olarak; Erdoğan ve ABD (İsrail) yine ortaklık sağlamış gibi görünüyor. Erdoğan, geçmişte kardeşi bugünün düşmanı Esad’ı devirmek, ABD (israil) de Büyük Kürdistan’ı kurmak (Rusya’yı cezalandırmak) için Suriye’ye savaş açıyor.

Rusya, Çin ve İran bu duruma ne diyecek? Oturup olanları kabulleneceklerini beklemek saflık olur. Bekleyip göreceğiz. Ortadoğu ve dünya yeni bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Türkiye ise kişisel hırsların kurbanı oluyor…

02.10.2014