ARAP BAHARI IŞİD’İ DOĞURDU

Arap Baharı operasyonu gereği tıpkı Afganistan işgalinde olduğu gibi, dünyanın 80 ülkesinden on binlerce ruh hastası cihatçı Türkiye üzerinden Suriye topraklarına taşındı ve Esad rejimine karşı savaşsınlar diye eğitilip silahlandırıldı. Bölgedeki dengelerin değişkenliği gözönüne alınırsa ve Arap ve Batı medyasının son zamanlarda sık sık gündeme getirdiği konular hatırlanırsa rehineler ile ilgili anlaşmanın ne kadar kolay olduğu anlaşılacaktır.

Hüsnü MAHALLİ

2010 sonunda Tunus'ta başlayan ayaklanmalar hemen peşinden Mısır'a sıçradı. Libya'da ise ayaklanma bazı Arap ülkeleri ve NATO'nın kışkırtması ile başlatıldı. Kısa süre sonra Tunus ve Mısır'da 30 yıllık ABD işbirlikçisi Bin Ali ve Mübarek devrildi. Libya'da NATO ülkeyi işgal ederek Kaddafi'yi öldürttü. Bugün 6 milyon nüfusu olan Libya'da en az 200 bin silahlı kişi birbiri ile savaşıyor. Aşiretler, ordu, Kaddafi'nin adamları ve çeşit çeşit radikal İslamcı terör örgütleri...

‘Ilımlı İslam’ projesi sonuç vermedi

Yemen'de ise Körfez ülkeleri ile batının arabuluculuğu sonucu ülkeyi 30 yıl yöneten Ali Abdullah Salih suikast sonucu ağır yaralandıktan sonra istifa etti. Kızıl Denizin Güney giriş-çıkışını kontrol eden Yemen'de Ordu, Kaide'ciler, Müslüman Kardeşler destekli Aşiretler, güneydeki ayrılıkçılar ve Şii Husiler birbirini boğazlıyor. Türk Medya'sının hiç ilgilenmediği Yemen bu coğrafyanın kilit ülkelerinden biridir. 30 yıldır iç savaş yaşayan Somali'de durum bundan farklı değildir. Ama olsun ABD ve batılı müttefikleri 'Arap Baharı' denilen tezgah sonucu Müslüman Kardeşler ve onların farklı tondaki müttefiklerini Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve Fas'ta iktidara taşıdı. İktidar olmanın avantajlarını çok iyi kullanan Kaide ve benzeri grupların militanları her türlü silaha sahip oldular. Libya'nın NATO işgali sürecinde talan edilen Kaddafi'nin tüm silah depoları bu grupların eline geçti. Kaide ve benzeri İslamcı gruplar çok güçlü olmuştu. Siyasal İslamcı söylemleri dillendirenler ise büyük moral bulmuştu. Dönemin Başbakanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu hemen harekete geçmişti. Onlara göre Müslüman Kardeşler Türkiye önderliğinde bölgeye hakim olacaktı. Bu söyleme ABD ve müttefikleri de sahip çıkmıştı. Görünürde 'ılımlı İslami' hareketler ile işbirliği yapılabilirdi. ABD yıllardır yerini bildiği ama sesini çıkarmadığı Bin Ladin'i 11 Mayıs 2011'de Pakistan'da öldürdü. ABD radikal Kaidecileri zayıflatarak İslamcıları ılımlı çizgiye çekilebileceğini hesaplanıyordu. Çünkü Bin Ladin'in yerine gelen Kaide lideri Zavahiri'nin fazla karizması yok ve Mısır'ın yeni Başkanı Muhammed Mursi'nin de yakın dostu idi. Mursi sık sık Zavahiri ile telefon ile görüşüyor ve olası işbirliği olanaklarını konuşuyordu. Üstelik Zavahiri'nin kardeşi Muhamed Zavahiri Mısır Müslüman Kardeşlerin yönetiminde idi. Ancak İslamcılar açısından bunca olumlu gelişmeye rağmen istenilen kesin sonuç alınamıyordu. Çünkü herşeye rağmen İslamcılar bölgenin en önemli ülkesi Suriye'de iktidara gelemiyordu.

‘Ruh hastası’ cihatçılar taşındı

Suriye Dostları Grubu adı altında örgütlenen 100 kadar ülke bu çeşit çeşit İslamcılara destek vermek için toplantı üzerine toplantı yapıyordu. Her seferinde Suriye'de Esad'a karşı savaşan ve sayıları bini geçen silahlı gruplara destek ve yardım kararları alınıyordu. Bu destek ve yardım her türlü hafif ve ağır silahları, milyarlarca doları, her türlü lojistik desteği, Arap Birliği, İslam Konferansı ve BM'de Esad'a karşı kararları ve daha birçok provakativ saldırgan tutum ve davranışları kapsıyordu. Ama en önemlisi dünyanın 80 ülkesinden on binlerce ruh hastası cihatçı Türkiye üzerinden Suriye'ye taşındı ve Esad'a karşı savaşsınlar diye eğitilip silahlandırıldı. Tıpkı Afganistan'da olduğu gibi… Başlangıçta bu ruh hastaları farklı gruplara katılıyor ve türlü türlü katliamlar yapıyorlardı. Bunun üzerine Kaide lideri Zavahiri bazı adamlarını Suriye'ye göndererek 2011'in sonunda Kaide'nin Suriye kolu olarak Nusra'yı kurdurdu. Colani örgütün lideri oldu. Bu sırada Kaide'nin Irak kolu olarak Irak İslam Devleti'nin militanları Suriye'nin Irak'a yakın bölgelerinde savaşıyorlardı.

‘Devrimci Sünni Güçler’

Irak İslam Devleti, Nusra ve Türkiye'de kurulan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve bu gruplara yakın yüzlerce örgüt elele verip Esad'a karşı savaşıyordu. 100 ülke de onlara her alanda sınırsız yardım ediyordu . Dünya tarihinde böyle bir olay yaşanmamıştı. Rusya, Çin ve İran'ın desteğini alan Esad direniyordu . Esad direndikçe silahlı gruplar ve onlara destek veren ülkeler kendi aralarında kavga etmeye başladı. Bu arada Esad direnince Mısır'da askerler Müslüman Kardeşler ve Mursi iktidarına son verdi. Suriye konusunda AKP'nin en önemli müttefiği Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri darbeci General Sisi'ye destek verdi. Erdoğan çok kızmıştı çünkü bölgesel liderlik projesi çökmüştü. Erdoğan'ın bölgede bir tek dostu kalmıştı o da Elcezire televizyonunun sahibi Katar Emiri Şeyh Hamed ve oğlu Temim. Amerikan üsleri 11 bin kilometre karelik Katar'ın her yerinde ama Emir hazretleri ABD'ye kafa tutuyor ve  Musul'u işgal eden IŞİD ve müttefiklerine 'Devrimci Sünni Güçler' diyor. Emir hazretlerinin ey iyi dostu ABD'deki Yahudi lobileri ama Elcezire televizyonu Hamas'ı sahipleniyor. Ankara'nın bölgedeki tek müttefiği olan Katar pis oyunları oynarken Suudi Kral Abdullah Suriye muhalefetini temsil eden ve merkezi İstanbul'da bulunan Suriye Ulusal Koalisyon Yönetimi'ni ele geçirmiş ve Müslüman Kardeşleri destekleyen Türkiye ile Katar'ın etkinliğine son vermişti. Bununla yetinmeyen Kral IŞİD ve Türkiye'nin desteklediği Nusra ve Müslüman Kardeşleri terörist örgüt ilan etti. Suriye içinde ise  tam bir kargaşa yaşanıyordu. Nisan 2013'te Irak Şam İslam Devletini kurduğunu ilan eden Bağdadi Nusra'nın lideri Colani'ye 'Gel bana katıl' dedi.  Buradaki Şam kelimesi Arapça'da yalnızca Suriye'yi değil Suriye ile birlikte Ürdün, Filistin, Lübnan ve Toros dağlarının aşağısını kapsıyor. Colani, Bağdadi'nin önerisini kabul etmedi ve Kaide'nin lideri Zavahiri bu birleşmeye karşı çıktı. Bağdadi ise her ikisini dinlemeyerek savaşa devam etti.

Bağdadi’nin yükselişi

Türkiye üzerinden Suriye'ye giren ve ' Alevi Esad, ona destek veren kafir Şii İran ve Hizbullah ile komünist Rusya'ya karşı ' savaşma yemini eden binlerce yabancı cihatçı katliamları ile giderek ünlenen Bağdadi liderliğindeki örgüte katılıyordu. Giderek güçlenen Bağdadi başlangıçta Nusra ve ÖSO ile yan yana savaşıyordu. Bu birliktelik sonucu hep beraber Mart 2013'te Rakka ve çevresinde bir çok köy ve kasaba işgal edildi. Kısa bir süre sonra Bağdadi'nin adamları Nusra, ÖSO ve diğer gruplara savaş ilan ederek bu bölgeleri tek başlarına kontrol etmeye başladılar. Ama esas kavga Ekim 2013'te başladı. Çünkü IŞİD militanları ÖSO ve Nusra'nın Kilis karşısındaki bölgede bulunan büyük silah depolarını basarak burada bulunan tüm ağır ve hafif silahları alıp götürdüler. Bundan dolayı taraflar arasında çok kanlı savaşlar başladı. Şimdiye kadar bu kavgada iki taraftan en az 10 bin kişi öldü.

'Alevi ve Şiileri öldürmek helaldir'

IŞİD sürekli güçleniyordu. Arap ve İslam ülkelerdeki yardım ve bağış kampanyalarından IŞİD'e milyonlarca dolar ulaştırılıyordu. Çünkü bağışçılar açısından 'IŞİD Sünniler adına kafir Alevi ve Şiilere karşı savaşıyordu'. Bunun fetvasını yüzlerce din adamı televizyon ve sosyal medya üzerinden veriyordu. Bu adamların başında Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf Kardavi var. Ona göre 'Alevi ve Şii'leri öldürmek helaldir'. Bu coğrafyada Kardavi ve IŞİD gibi düşünen, onlar gibi davranabilen ve IŞİD'çi olma potansiyeli taşıyan en az 100 milyon insan var. Böyle bir moral ile IŞİD militanları Suriye'nin Irak ve Türkiye sınırına yakın şehir, kasaba ve köyleri ele geçirdi. ÖSO, Nusra ve IŞİD'e karşı savaşan PYD ve onun silahlı gücü YPG artık çok güçlenmiş IŞİD ile karşı karşıya kalmıştı. Üstelik IŞİD son Kobani ( Aynelarab) saldırısı ile Kürt bölgesini tamamen kuşatmak istediğini çok net anlatmaya çalışıyor. IŞİD ayrıca Fırat'ın Suriye'ye girdiği noktada bulunan Cerablus kasabası ve doğusunda bulunan 150 kilometrelik sınır çizgisinde Türkiye'ye komşu olmak istiyor. IŞİD ayrıca Milliyetçi ve İslamcı söylem ile 'Komünist Kürtlerin' kontrolündeki Rojova denilen Batı Kürdistan bölgesini tümü ile kendi İslami devletine katacağını söylüyor. IŞİD gücünün buna yeteceğini düşünüyor. Çünkü Musul ve Irak'ta bazı şehirlerin işgali sırasında hayal edilemeyecek miktarda silah ve askeri malzemeye el koymuştu. Militan sayısı ise hızla artıyordu.

İşte tam bu sırada IŞİD Türk rehineleri bırakıyor.

IŞİD, ‘Devletimiz ve Türk devleti arasında dışişleri bakanlıkları düzeyinde yapılan görüşmeler sonucu rehineler Türk tarafına teslim edilmiştir. Anlaşma her iki tarafın yararınadır' diye bir açıklama yaptı.

IŞİD kaynaklarına da dayanarak Arap medyası Katar ve Iraklı Sünni aşiretlerin arabuluculuğuna dikkat çekiyor ve anlaşmanın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son Katar ziyaretinde sağlandığını yazıyor. Musul işgali sürecinde IŞİD'in müttefiki olan Sünni aşiretleri etkileyen iki kişi var. Birincisi terörle yargılanıp idama mahküm olan ve  İnterpol'ün kırmızı bültenine rağmen İstanbul'da ikamet eden Irak Cumhurbaşkanı eski yardımcısı Tarık Haşimi . İkincisi ise Musul'un işgalinde IŞİD'e yardım ettiği söylenen Irak Parlamentosu eski başkanı Usame Nuceyfi.

Arap medyasına göre Erdoğan, Davutoğlu ve Katar Emiri'nin de dostu olan bu kişiler rehineler konusunda en önemli rolü oynadılar. Türk vatandaşlarının Musul'da rehin alındığı 10 Haziran'dan bu yana seslerini çıkarmayan Nuceyfi ve Haşimi her nedense geçen süre içinde müttefik IŞİD'e gidip 'Burak şu Türk rehineleri' demediler.

Belki de uygun zamanı bekliyorlardı!

Arap medyasına göre serbest bırakılan Türk rehineler karşısında Türkiye'de tutuklu IŞİD yandaşları serbest bırakılacak, dışardan Türkiye'ye gelip Suriye'ye girmek isteyen IŞİD militanları rahatsız edilmeyecek, acil durumlarda IŞİD militanları Türkiye'de tedavi görmeye devam edecek, sınır bölgelerinde IŞİD ile PYD arasındaki savaşa Türkiye karışmayacak ve son olarak Türkiye, Batı ile birlikte IŞİD'e karşı savaşta hiçbir şekilde taraf olmayacak. Tüm bunların yerine getirilmesi durumunda rehineleri serbest bırakan IŞİD kendi inancına aykırı olmasına rağmen Türkiye'ye ait ve Suriye sınırları içinde bulunan Süleyman Şah Türbesine dokunmayacak, orada bulunan 25 Türk askerini koruyacak ve nöbet değişimine izin verecek.

 Oysa IŞİD Suriye ve Irak'ta işgal ettiği şehirlerde bulunan kilise, mezar, türbe ve benzeri tüm ibadet yerlerini yıkmıştır.

IŞİD ile Ankara'nın anlaşması ile ilgili bu ve benzeri bilgileri veren Arap medyası her iki taraf arasında temelde ciddi sorunlar bulunmadığına dikkat çekiyor. Çünkü IŞİD militanlarının büyük bölümü dünyanın dört bir tarafından Türkiye'ye gelmiş ve buradan Suriye'ye girerek IŞİD'e katılmıştır. Ayrıca NATO ve Arap ülkelerinin Suriye'de savaşan gruplara gönderdiği tüm silah ve askeri malzeme Türkiye üzerinden ulaştırılmıştır. IŞİD, Rakka ve Deyrezor bölgesindeki kuyulardan çıkardığı petrolü kaçakçılar üzerinden Türkiye'de satıyor. Bu arada IŞİD sempatizanı ve sayıları ile ilgili farklı rakamların bulunduğu yüzlerce ya da binlerce Türkiye vatandaşı çok kolay bir şekilde sınırdan geçerek IŞİD'e katılıp Suriye ve Irak'ta savaşıyor ya da oralarda yaşıyorlar.

Özetle Arap ve Batı medyasının son zamanlarda sık sık gündeme getirdiği konular hatırlanırsa rehineler ile ilgili anlaşmanın ne kadar kolay olduğu anlaşılacaktır.

Önemli olan neyin ne karşılığında yapıldığının kamuoyu tarafından bir an önce bilinmesidir.

Çünkü bu coğrafyada hiçbir şey gizli kalmaz, kalmıyor.

Hele hele konumuz IŞİD ise!

22.09.2014