KÜRTÇE OKUL YA DA DÜNYANIN ENAYİSİ BİZ MİYİZ?!.

PKK İmralı teröristbaşının, “Bekleme, yap” talimatıyla Türkçe dilinin ikinci dil olarak öğretileceği Kürtçe okullar açtı. Buralarının “özel” değil, “devlet” okulu olmasını, en azından belediyelere bağlanmasını istiyorlar.

Müyesser YILDIZ

İktidar cenahından gelen sesler cılız. Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, “Bir yerde bir okul yapımına gidilmiş, tuğlalar üst üste konuyor, ama laf arasında buranın Kürtçe eğitim verecek bir okul olduğu söyleniyor. Sorduğumuz zaman bunu söylemiyorlar. Ama çevreye yaydığı dedikodulardan, bunun özel bir eğitim kurumu olacağı ve Kürtçe eğitim yapacağı faraza bir köyden bahsederek bunu söylemek mümkün. Bu propaganda ve provokasyona yönelik bir çalışmadır. İzinsiz, ben yaptım oldu mantığı ile hayata geçirilmek istenen, okul bile denilemez bir girişimin yasa dışı olduğu valilik tarafından bildirilmiştir”  dedi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da, “İzin almadan prosedüre uymadan, ben yaptım, böyle olması lazım mantığıyla yapılmış, hukuksuz bir iş”  olduğunu söyledi.

Türkçesi, PKK’nın temel hedefi olan “ana dilde eğitimi”  hayata geçirmesini “dedikodu”  diye geçiştirip, okulları “özel okul”  statüsünde kabullenmeye hazırlar.

Valilikler mühürlüyor da bu okullar kapatılabilir mi? AKP iktidarı, biri 2004 diğeri 2013’te TCK’nın 263’üncü maddesinde operasyon gerçekleştirdi. O günlerde bu düzenlemenin sadece kaçak Kuran Kursları ve medreseler için yapıldığı zannedildi. Neydi o düzenlemeler?

TCK’nın 263’üncü maddesi, “Kanuna aykırı olarak eğitim kurumu açanlara, bunları çalıştıranlara ve bu kurumlarda kanuna aykırı olarak açıldığını bildiği halde öğretmenlik yapanlara, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilir. Yukarıdaki fıkrada gösterilen yerlerin kapatılmasına da karar verilir”  şeklindeydi.

2004’te bu madde, “Kanuna aykırı olarak eğitim kurumu açan veya işleten kişi, 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır”  olarak değiştirildi.

2013’teki 4. Yargı Paketiyle de bu madde tümüyle kaldırıldı.

Hadi buyurun şimdi PKK’nın okullarını kapatın veya açanları cezalandırın!..

Yerel Yönetimler Özerklik Şart’ında Yok

AKP’nin ana dilde yayın, öğretim ve eğitim konularındaki “açılımlarının”  bu noktaya varacağı besbelliydi. O kadar alıştıra alıştıra gidildi ki, kafalar karmakarışık oldu. Anayasa’nın 3 ve 42’inci maddesi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu hak getire!.. Tamam da uluslararası hukuk buna cevaz veriyor mu?

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, “Rezervlerimiz var, ama uygulamada bu rezervlerin bir mahzuru olmadığını ispatladık”  dediği, İktidarın çekinceleri kaldırmaya hazırlandığı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da desteklediği Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndan başlayalım. 

Türkiye’nin bu sözleşmeye koyduğu çekincelerin kaldırılmasıyla, adeta belediyelerin artık okul açıp, ana dilde eğitim-öğretim yapabileceği algısı yaratılıyor.

Nitekim AKP’nin seçim bildirgesinde, “şimdilik”  kaydıyla, “eğitim, sağlık ve güvenlik dışında tüm hizmetlerin yerel yönetimlere devredileceği"  müjdelendi!..

BDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da mahalli seçimler öncesinde şunları söyledi:

“Seçimden sonra sadece fuar ya da kültür merkezi inşa etmeyeceğiz. Asıl inşa edilecek şey demokratik özerkliktir. Belediyelerimiz artık bunun fiilen hayata geçirilmesi aşamasına geçmiştir. Burada kendi anadillerimizle, Kürtçe’nin, Arapça’nın lehçeleriyle, Ermenice, Süryanice ile bu toplum artık kendi diliyle hizmet almanın aşamasına geldi. Biz bunları devletten beklemeyeceğiz. Ders kitaplarımızı kendimiz basacağız. Her dilde matematik kitabımız da olacak, coğrafya kitabımız da. Çocuklarımıza bizler kendi imkanlarımızla eğitim vereceğiz. Biz devleti beklemek zorunda değiliz. Yapacağımız iş anayasaya, yasalara aykırı bir iş de değildir.”

Oysa;

Birincisi; Bu sözleşmede yerel yönetimlere “eğitim”  hakkından söz edilmiyor. 

İkincisi; Sözleşmenin 2’inci maddesine göre, “Özerk yerel yönetimler ilkesinin ulusal mevzuatla ve uygun olduğu durumlarda anayasa ile tanınması”  öngörülüyor. Ulusal mevzuat veya Anayasa’mızda böyle bir tanınma var mı? Yok. 

Bu sözleşmeyle ilgili önemli bir not daha; Öyle konuşmalar yapılıyor ki, sanırsınız tek çekince koyan, “çağdışı”  kalmış ülke Türkiye. Oysa 45 ülkenin imzaladığı bu sözleşmeyi tam 34 ülke çekince koyarak imzaladı. Aralarında AB’nin merkezi Brüksel, Kopenhag Kriterlerinin isim babası Danimarka, Avrupa’nın önde gelen ülkeleri Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda, İspanya, İsveç, İsviçre ve İngiltere de var.

İkiz Sözleşmelere mi Hazırlık?

ABD-AB, yıllardır sadece Yerel Yönetimler Özerklik Şartı değil, “ikiz sözleşmeler”  olarak adlandırılan BM Medeni ve Siyasal Haklar ile Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmelerindeki çekinceleremizi de kaldırmamızı istiyor. 

Türkiye bu sözleşmeleri imzaladı, ama uzun süre onaylamadı. Taa ki, AKP iktidarına kadar. 

İşte bu sözleşmelerde, “Etnik, dinsel veya dil azınlıklarının kendi kültürlerinden yararlanma, kendi dinlerine inanma ve bu dine göre ibadet etme ya da kendi dillerini kullanma hakkından”  söz ediliyor.

“Bu sözleşmeye taraf devletler, ana babaların veya–bazı durumlarda- yasal yoldan tayin edilmiş velilerin çocukları için, kamu makamlarınca kurulmuş okulların dışında, Devletin koyduğu ya da onayladığı asgari eğitim standartlarına uygun diğer okulları seçme özgürlüğüne ve çocuklarına kendi inançlarına uygun dinsel ve ahlaki eğitim verme serbestliklerine saygı göstermekle yükümlüdürler. Bu maddenin hiç bir hükmü, bireylerin ve kuruluşların eğitim kurumları kurma ve yönetme özgürlüklerini kısıtlayacak şekilde yorumlanamaz”  deniyor.  

Türkiye’nin bu maddelerle ilgili, "T.C. Anayasası ve Lozan Barış Andlaşması ile eklerinin ilgili hüküm ve usullerine göre uygulama hakkını saklı tutar... T.C. Anayasası’nın 3, 14 ve 42. Maddelerindeki hükümler çerçevesinde uygulama hakkı saklıdır”  şeklinde çekincesi var. 

Kaldı ki, bu sözleşmelerde bile “kamu makamlarının okul kurması”  öngörülmüyor.    

Rotasını yeniden AB’ye çeviren ve yeni “yol haritası”  hazırlayan iktidar, hazır kafalar bu denli karıştırılmış ve PKK da “Ben yaptım, oldu”  demişken, Yerel Yönetimlere Özerklik Şartı’yla birlikte bu sözleşmelerdeki çekinceleri kaldırmaya, ayrıca Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi ile Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı’nı imzalamaya mı hazırlanıyor acaba?

Türkiye’yi Kürtler İçin Sıkıştıran AB’nin Gerçek Yüzü

Altını çizelim; Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlar azınlık değil. Ama ABD, AB “Kürtler için kollektif haklar”  talep ediyor, adım adım da istediklerini alıyor.

Türkiye’yi şamar oğlanına çeviren AB, bakın Yunanistan söz konusu olduğunda ne söylüyor.  

Yunanistan’ın ulusal azınlık statüsünde olan Batı Trakya Türkleri’ne dil, din, okul, mülk edinme, vakıflar konusunda yaptığı zulüm ve baskılar malûm. Geçtiğimiz Mayıs ayında Avrupa Halkları Federal Birliği (FUEN)’in 59’uncu Kongresi yapıldı. FUEN Delegeler Kurulu, Batı Trakya Türk azınlığının dini liderlerini seçme hakkı konusunda oy çokluğuyla bir karar kabul etti ve bu kararı AB Komisyonu’na iletti. 

AB Komisyonu Adalet Genel Direktörlüğü 25 Ağustos’ta, “Azınlıklara üye kişilerin haklarına saygının AB’nin temel kurucu değerlerinden biri olduğunu”  belirttikten sonra “ancak”  diyerek, şu cevabı verdi:

“Antlaşmalar, azınlıklara üye kişilerin haklarına atıfta bulunmakta, fakat herhangi bir azınlık grubunun kolektif haklarına atıfta bulunulmamaktadır. Bu nedenle Komisyon, ulusal azınlıkların tanımı ve tanınmasına ilişkin sorular ile bu grupların kendi kaderini tayin etme, özerklik veya bölgesel veya azınlık dillerini kullanımı konusunda yetki sahibi değildir. Bu konular üye devletlerin sorumluluğu altındadır.  Komisyon, üye devletlerin anayasal düzenleri ile Avrupa Konseyi’nin ilgili enstrümanları dahil uluslararası hukuk temelinde üstlendikleri yükümlülüklere uygun olarak toprakları üzerinde yaşayan ulusal azınlıkların temel haklarını garanti altına alan hukuksal araçları kullanmaları gerektiğinin altını çizer.”

PKK okullarıyla ilgili olarak CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu bile “Hükümeti bu tür çatışmaların yaşanmaması için bir an önce gerekli yasal düzenlemeleri yapmaya ve bölge halkının taleplerini karşılamaya”  çağırsa da gerçekler böyle. Dünyanın “enayisi” Türkiye değil, kafalarımızın daha fazla karıştırılmasına izin vermeyelim.

Mamak, Şirinyer, Eskişehir, Malatya ve Antalya’ya kucak dolusu sevgiler.

18.09.2014