ÖRGÜTLENMİŞ AZINLIK KAZANIR

30 Mart geldi geçti. Sonuçlar hakkında iktidarın da muhalefetin de söyleyeceği pek çok sözü olabilir, söylüyorlar da. Ancak ortada bir gerçek var. Öyle veya böyle bu ülkede hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. 30 Mart yerel seçimleri hepimizin alması gereken derslerle dolu. En önemlisi, toplumun değer yargıları, algıları değişti. Toplum birbirine rakip hatta düşman kamplara bölündü. Böylece etkinliği ve gücü kırılmış oldu.

 

Celal ÇETİN - 31 MART 2014

2002'den itibaren AKP hükümeti "mağdur" rolüne soyundu. Kendisine darbe yapılacağı algısı oluşturularak AKP saflarının güçlenmesini sağladı. Darbe planları yaptıkları iddia edilen kesimlerin cumhuriyetçi, Atatürk'çü, laik kesimlerden oluşması, "İslamcı hükümete laik darbesi" söylemini güçlendirdi.

Yoksul kesimlerden oluşan muhafazakar kitlenin dini hassasiyetleri sürekli aktif tutulurken diğer yandan ekonomik olarak da beslendi. Kimileri büyük ihalelerle beslenirken kimilerinin günlük yaşamları kolaylaştırıldı. En önemlisi bu kesimler ilk kez "insan yerine konulduklarına, kendilerine sahip çıkıldığına, inançlarının serbest bırakıldığına" inandırıldılar.

Böylece İslamcı AKP'nin etrafında güçlü bir Müslüman kalkan oluşturuldu. Bu kalkan, ülkeyi bıçak gibi ikiye böldü ve karşısındakine düşman oldu. Bu ilk halkaydı.

İkinci halka, "demokratikleşme, çözüm süreci" ile AKP'den özerklik beklentisine giren Kürt kökenli vatandaşlardan oluşturuldu. PKK, BDP ve AKP tarafından ortak sürdürülen ve Oslo görüşmeleri ile prensip anlaşmasına varılan süreç sonunda Güneydoğu'da özerk Kürdistan "hayaldi gerçek oldu" noktasına getirildi. 30 Mart sonuçları ile gücünü koruduğunu ilan eden AKP, Oslo sürecinin devamını getirecektir. Bu kesim de kendi politikaları gereği AKP'yi korudu ve destekledi. Bu kesim de "üniter yapı, bölünmez bütünlük" kavramlarını savunanlara düşman oldular.

Bu iki halka, "dostumun düşmanı benim de düşmanımdır" ön kabulünden yola çıkarak AKP hükümetine ve Erdoğan'a muhalif tüm kesimleri düşman kabul etti.

Bu iki halka, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarından, yayınlanan tapelerden, Dışişleri'ndeki Suriye toplantısından, "4 adam gönderilip Türkiye'ye 8 füze fırlatılması" provokasyonlarından etkilenmediler. Gerçi bir kısmı yolsuzluk iddialarının, provokasyonların doğruluğuna inansalar bile önemsemediler. Bir kısmı ise bu iddiaların "dünya liderine" komplo olduğuna inandırıldı. Sebep ne olursa olsun bu kitle Erdoğan'ın çevresinde aşılmaz bir duvar oluşturdu.

AKP'nin ve Erdoğan'ın en büyük başarısı kendi tabanını bir hedef, inanç çevresinde kemikleştirmesidir. Hile vardı-yoktu tartışmalarını bir kenara bırakalım, kağıt üzerindeki yüzde 44 kemik bir kitleyi temsil ediyor. Buna karşılık karşısında yüzde 55'lik kitle değişik partilere bölünmüş durumda. Her ne kadar ittifaklar yapılmış olsa da, "iyi örgütlenmiş azınlığın örgütlenememiş çoğunluk karşısında zafer kazanacağı" gerçeğinin ispatıdır.

Türkiye 31 Mart sabahına yine ikiye bölünmüş olarak uyandı. Erdoğan'ın balkon konuşması bu bölünmenin derinleşerek süreceğinin göstergesi. Seçim sonuçlarını güvenoyu olarak kabul eden AKP ve Erdoğan, yarım kalan planlarına çok daha güçlü devam edecek.

Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı hedefinin devam ettiğini hesaba katarsak, Türkiye yeni bir tartışma, gerginlik atmosferine giriyor. Hemen arkasından milletvekili seçimleri var. Yani Türkiye bir süre daha yüksek gerilim hatları altında yaşamaya devam edecek.

 

01.04.2018