SKRIPAL KOMPLOSU, İPEK YOLU’NU ÖNLEYEBİLECEK Mİ?

Rus ajan Sergey Skripal ve kızına yönelik suikast girişimi, ABD’nin Rusya’ya yönelik diplomatik saldırısı için zemini hazırladı. Kriz ABD’nin askeri caydırıcılık gücünü yitirmesinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Yapılan bir araştırma, ABD’nin “küresel tek askeri güç” özelliğini yitirdiğini gösteriyor. Çin’in “İpek Yolu” projesi Washington tarafından ciddi tehdit olarak kabul ediliyor.

 

Celal ÇETİN

4 Mart'ta İngiltere'nin Salisbury kentinde eski Rus çifte ajan Sergey Skripal ve kızına yönelik suikast girişimi Rusya ve İngiltere arasında son yılların en büyük diplomatik krizine dönüştü.

İngiltere'nin ardından diğer bazı Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve ABD'den de Rusya'ya karşı hamle geldi.

ABD, 60 Rus diplomatı sınır dışı edecek. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk da birlik üyesi 14 ülkenin bazı Rus diplomatları sınır dışı edeceğini açıkladı.

Rusya ise diplomatlarını sınır dışı etme kararı alan ülkelere tepki gösterdi ve en az 60 Amerikan diplomatın daha ülkeden gönderileceğini açıkladı.

Skripalların İngiltere topraklarında öldürülmeye çalışılması, İngiltere'de suikast girişiminin arkasında Rusya'nın olduğu suçlamalarını gündeme getirmişti.

İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson suikast emrini bizzat Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in vermiş olması ihtimalinin yüksek olduğunu söylemiş, İngiltere Başbakanı Theresa May de Sergey Skripal ve kızına yönelik suikast girişiminden dolayı doğrudan Rusya hükümetinin sorumlu olduğunu belirtmişti.

Kremlin ise, 66 yaşındaki Sergey Skripal ve 33 yaşındaki kızı Yulia'ya yönelik suikast girişimiyle ilgisinin bulunmadığında ısrarlı.

Daha önce İngiltere 23 Rus diplomatı sınır dışı etme kararı almış, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da hükümetinin, İngiltere'ye yanıt olarak bazı İngiliz diplomatları sınır dışı edeceğini açıklamıştı.

KRİZİN ARKASINDA BAŞKA PLANLAR MI VAR?

Krizin bu boyutlara ulaşması, arka planda farklı hedeflerin olabileceği kuşkusunu güçlendiriyor. Skripal, casuslar aleminde ilk suikaste kurban gidin çift taraflı casus değil. Soğuk savaş döneminden bugüne gizli-açık pek çok casus şaibeli şekilde hayatını kaybetti, ancak hiçbiri krize yol açmadı. Skripal neden krize yol açtı?

Bu soruya cevap aramadan önce ABD merkezli askeri dergi The National Interest (NI)’in ülkelerin kara füçlerini incelediği rapora bakmak gerekiyor.

NI hazırladığı raporda ABD, Rusya, Fransa, Hindistan ve Çin’in 2030’a kadar dünyanın en güçlü kara ordularına sahip olacaklarını açıkladı.

Askeri uzman Robert Farley'in Amerikan The National Interest dergisi için kaleme aldığı makalede, ABD ordusunun 12 yıl sonra dünyanın “altın standardı” olarak kalacağını, ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) Soğuk Savaş döneminden sonra Irak ve Afganistan da dahil olmak üzere çeşitli askeri harekatlarda önemli bir deneyim elde etiğini yazdı.

Farley bunun yanında Amerikalıların muazzam bir askeri bütçeye, ayrıca net istihbarat verileri sağlayan ve nokta atışı yapmayı mümkün kılan dünyanın en büyük insansız hava araçları (İHA) filosuna sahip olduğunu kaydetti.

RUS ORDUSU KOMŞULARI KORKUTUYOR

Öte yandan Rus Silahlı Kuvvetleri'nin Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından zor bir dönemden geçtiği belirtilen makalede, gerekli finansmanın sağlanması sayesinde Rus ordusunun ve özellikle elit birliklerinin “yeniden doğduğu” ve şimdi “boyutları ve eğitim düzeyiyle komşularını korkuttuğu” ifade edildi.

Farley, “Rus ordusu 2030'da ölümcül bir güç olarak kalacak, ancak yine de ciddi sorunlarla karşılaşacak. Gelecekte teknolojilere erişim, ciddi bir sorun teşkil edebilir” yorumunda bulundu..

AVRUPA ÜLKELERİ ARASINDA EN GÜÇLÜSÜ FRANSA

Avrupa ülkelerinin arasından sadece Fransa'nın güçlü silahlı kuvvetlerini koruyacağı belirtilen makalede, Hindistan'ın ise askeri teknolojiler alanında rakiplerinin gerisinde kalsa da söz konusu teknolojileri ABD, Rusya ve Avrupa'dan almak için ciddi harcamalar yaptığı ve bu nedenle neredeyse tüm modern silahlara ulaşabildiği vurgulandı.

Çin'in kara ordusunun gerçek savaş deneyiminden yoksun olduğuna, ayrıca hava kuvvetlerinden ve donanmadan farklı olarak finansmandan da mahrum olduğuna dikkat çeken Farley, ancak Pekin'in “sınırsız bir insan gücüne” sahip olduğunu vurguladı.

ÇİN ORDUSU’NDAN YAPAY ZEKA YATIRIMI

Çin yönetiminin askeri alanda kullanılmak üzere yapay zeka ve kuantum teknolojilerinin geliştirilmesine ivme kazandırmak için Çin Askeri Bilimler Akademisi’nde çalışacak uzmanları seçtiği duyuruldu.

South China Morning Post gazetesinin devlet medya kaynaklarına dayandırdığı haberinde Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun Askeri Bilimler Akademisi’nde çalışmak üzere yapay zeka ve kuantum teknolojileri alanında akademik unvana sahip uzmanlardan oluşan 120 kişilik bir grup topladığı belirtildi.

Gazete, Pekin’in bu adımının askeri-teknik alanda süper güç olma ve ABD’nin göstergelerini yakalama isteğinden kaynaklandığını kaydetti. 

Haberde, bu gelişmenin Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in “gereklilik halinde her türlü düşmana karşılık verme kabiliyetine sahip olabilecek” ultra modern bir ordu kurma isteğinden kaynaklandığı ifade edildi.

ASKERİ DENGE SAĞLANDI

NI’ın raporunda öne çıkan iki ülke, Çin ve Rusya ABD için ölümcül rakip kategorisinde yer alıyor. Trump’ın açıkladığı “Ulusal Güvenlik Stratejisi”nde bu iki ülke “ABD değerlerine meydan okuyan rakipler” olarak tanımlandı.

ABD’de hakimiyetini kaybetmemeye çalışan silah ve petrol tröstleri ile CIA ve FBI arasındaki çatışma sürerken diğer yandan ABD’nin “silah gücüyle” küresel “müesses nizamı” koruma görevini sürdürmesine çalışıyor.

Ancak ABD’nin askeri anlamda dünyanın rakipsiz tek süper gücü olmadığı gerçeği de artık kabul edilmeye başlandı. Özellikle Rusya’nın Suriye’de askeri dengeyi sağlaması ile bu gerçekle yüzleştiler.

Öte yandan Çin’in ekonominin yanısıra askeri anlamda da 2030’un lider ülke olması, ABD’nin savaş tanrılarını başka çözümlere yöneltti.

ÇİN “İPEK YOLUYLA” YAYILIYOR

Müesses nizam temsilcilerini korkutan bir diğer gelişme, Çin’in Ortadoğu başta olmak üzere küresel etkinliğini artırma politikası.

Çin hükümeti, 2016’da tarihindeki ilk Arap Politikası Belgesi'ni yayınladı. Belge, Çin'in ana petrol tedarikçisi konumundaki Ortadoğu ülkeleriyle yürüttüğü siyasi, ekonomik ve güvenlik işbirliğini artırmasını öngörüyor. Suudi Arabistan, Çin'in en büyük petrol tedarikçisi durumunda. Irak, Kuveyt, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri de denkleme dahil edildiğinde, Arap dünyasının Çin'in toplam petrol ithalatının yüzde 40'ını karşıladığı görülüyor.

ABD'den sonra en çok askeri harcama yapan ülke konumuna gelen Çin, Arap Politikası Belgesini’nin ardından “Bir Kuşak, Bir Yol” projeyle Asya'dan Avrupa ve Afrika'ya uzanan bir ekonomik girişim başlattı.

Çin’in İpek Yolu projesi, yaklaşık 70 ülke ile toplam 21 trilyon dolarlık ticareti kapsıyor ve “ABD’yi bitirecek proje” olarak tanımlanıyor. Projenin amacı; hem karadan hem de denizden Doğu Asya, Orta Asya, Afrika, Batı Asya ve Avrupa’nın birbirine bağlanmasıdır. Bir başka ifadeyle proje küresel nüfusun yüzde 60’ını, milli gelirin üçte birini ve enerji kaynaklarının yüzde 75’ini bünyesinde barındıran 70 ülkeyi kapsıyor.

Proje; Çin, Orta Asya, Rusya, (Baltık ülkeleri) ve Batı Avrupa’yı bir araya getirmeye; Çin’i Orta Asya ve Batı Asya boyunca Basra Körfezi ve Akdeniz’e;  Güneydoğu Asya, Güney Asya ve Hint Okyanusu ile bağlamayı planlıyor. Projenin bir güzergahı Güney Çin Denizi ile Hint Okyanusu yoluyla Çin kıyısından Avrupa’ya; diğer bir güzergahı ise Güney Çin Denizi yoluyla Çin kıyısından Güney Pasifik ülkelerine doğru uzanıyor. Ayrıca Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru ve Bangladeş-Çin-Hindistan-Myanmar Ekonomi Koridorunun “Kuşak ve Yol” Projesi ile yakın ilgisi bulunuyor.

Denizyolları ve karadaki altyapı ağlarıyla Çin’in Asya, Afrika ve Avrupa ile bağlarının genişlemesi hedeflenirken Çinli şirketler, son dönemde denizaşırı ülkelerde yoğunlaşan liman alımlarıyla öne çıkıyor. 

Clingendael Hollanda Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Çin Uzmanı Frans-Paul van der Putten, Deniz İpek Yolu’nun küresel deniz ticaretindeki Çinli şirket ve finansal kuruluşların rolünü artırırken dünya deniz ticareti bağını geliştirmeyi amaçlayan bir politika olduğunu belirtiyor ve “Deniz İpek Yolu, deniz ticaret modellerinin coğrafyasını değiştiriyor ve gelişmekte olan birçok ülkenin küresel ticaret sistemine entegrasyonunu artırabilir. Bu yol, küresel ticaret hacmini artıracaktır” yorumunda bulunuyor.

İngiltere merkezli denizcilik araştırma ve danışmanlık şirketi Drewry Kıdemli Analisti Neil Davidson de Çinli şirketlerin Kuşak ve Yol Girişimi’ni desteklemek için jeopolitik bir motivasyonu olduğunu, aynı zamanda bu girişimin şirketler için finansal bir anlamı bulunduğunu itiraf ediyor.

Çin bankalarının Kuşak ve Yol Girişimi için sadece yüzde 2-3,5 faiz oranına sahip krediler sağladığını açıklayan Davidson, liman alımlarının, şirketler için kazanç sağlayıcı yatırımlar olduğunu ve coğrafi riskleri çeşitlendirdiğini kaydediyor.

Çin denizyollarına yönelik yatırımlarını yoğunlaştırmaya yaklaşık 10 yıl önce başladı, son 5 yılda bu yatırımlar hız kazandı.

RUSYA, TESLİM OLMAYACAK

Çin, İpek Yolu projesi ile ekonomik savaş yöntemini tercih ederken Rusya, askeri gücü ile “ben de varım” dedi ve varlığını kabul ettirdi. Moskova’nın başka çaresi yok. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından ayakta kalma savaşı veren ve bunu başaran Rusya, ölüm-kalım savaşına girmiş durumda.

Putin sayesinde “emperyal devlet” hayalleri depreşen Rusya, Çarlık Rusyası, Sovyetler Birliği, Afganistan, Çeçenistan, Ukrayna gibi tecrübelerden iyi ders çıkardı. ABD ve Batı’yı iyi analiz eden Putin’li Rusya, rakipleri/düşmanları ile onların silahıyla savaşmayı öğrendi.

Rusya’nın durumu ABD’ye benziyor. ABD için Suriye bir dönüm noktası. Suriye’de tutunamayan bir ABD, kendi anakarasına kadar çekilmek zorunda kalabilir.

Rusya için de durum farklı değil. Akdeniz’e açılan kapılarını kaybederse yeniden Karadeniz’e hapsedilir ve kolay kolay sıcak denizlere çıkamaz.

Rusya, askeri dengeyi sağlarken doğalgaz hatları ile Avrupa’nın kalbine bir yol açıyor. Avrupa için “vazgeçilemez doğalgaz tedarikçisi” konumunu ve diğer ekonomik işbirliklerini güçlendirdikçe Rusya-Avarupa arasındaki bağlar da güçlenmiş olacak.

Bu noktada küresel savaş kaçınılmazdı ve başladı. Ancak geçmiş iki savaştan farklı olarak bu savaşın konsepti değişti. Ana aktörler birebir savaşa girmek yerine tayin ettikleri vekiller üzerinden savaşıyor.

Suriye’de bu yöntem ilk kez uygulandı. Ancak ABD ve Batı’yı çözen Putin, bu yönteme orantılı karşılık verdi ve bir kilitlenme yaşandı.

Suriye ve Ortadoğu, küresel savaşın laboratuvarı niteliğindeydi. Her iki ülke tarafından bölgesil/yerel dinamikleri kullanma becerileri, yeni silahları ve uluslararası destek sağlama yetenekleri test edildi. Laboratuvar sonuçları, asıl mücadele/savaş alanı olarak belirlenen Asya bölgesinde kullanılmak üzere not edildi.

Suriye, küresel blokların ve ittifakların yeniden şekillenmesini sağladı. Bir tarafta Rusya, Çin, İran gibi ülkeler; diğer tarafta ABD’nin savaş tanrıları ve yanında tutmaya çalıştığı “dost ve müttefikleri” var.

Bir üçüncü bloğu Türkiye, İsrail, İngiltere, Hindistan, Pakistan, Almanya, Fransa gibi ülkeler oluşturuyor. Bu ülkelerin yeni ittifak dizaynında kimin yanında saf tutacağı net değil.

Üçüncü bloğun yüzer-gezer üyelerinin bir kısmı “kim güçlüyse onun yanındayız” prensibiyle hareket ederken bir kısmı dünyaya hakim olan kaos ortamından ABD’yi sorumlu tutuyor, ama bunu yüksek sesle dile getirmiyor. Bu ikinci kısma Almanya, Fransa, İtalya gibi mülteci krizinden etkilenen, Rusya ile enerji ve ticari anlaşmaları olan ülkeler giriyor.

Bu ülkeler, Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sonucu ABD tarafından uygulanan ambargolara kerhen destek sağlamış, ancak Rusya ile gizli gizli işbirliğini sürdürmüştü.

Rusya ile ters düşmek istemeyen ülkelerin aynı zamanda Çin’in İpek Yolu Projesi ile de ilgilenmesi önemli bir etken.

Örneğin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ocak ayındaki Çin ziyaretinde, Devlet Başkanı Şi Cinping ile nükleer enerjiden havacılık sektörüne uzanan milyarlarca dolarlık ticari anlaşmalara imza attı.

Şubat ayında ise İngiltere Başbakanı Theresa May Çin’i ziyaret etti. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ziyarette 4 maddelik yol haritası sundu. 

1) İki ülke ilişkilerin gelecekteki gelişmesini stratejik bir bakış açısıyla kapsamlı şekilde değerlendirmeli ve tasarlamalı.

2) İki ülke ekonomik ve ticari işbirliğini teşvik etmek için birlikte çalışmalı.

3) İki ülke Birleşmiş Milletler, G20 ve Dünya Ticaret Örgütü gibi çok taraflı kurumlarda küresel sorunlara çözüm üretmek için görüş alışverişini ve işbirliğini pekiştirmeli.

4) İki ülke arasında halklar arası ilişkiler ve kültürel alışverişler artırılmalı.

Bu yol haritası Brexit sürecinin sancılarını hafifletmek için yeni ticari ortaklar arayan May tarafından üzerinde düşünülmeye değer bulundu.

TÜRKİYE’NİN KONUMU

uzun vadede, Türkiye’nin coğrafi konumu çok büyük bir potansiyel barındırıyor. Bu, Çin ve AB arasındaki güney demiryolu koridorunda kilit bir unsur. Türk limanları, bu demiryolunu Akdeniz ve Karadeniz denizyollarını bağlayarak güçlendirebilir. Hindistan ve Körfez bölgesini Türkiye üzerinden AB’ye bağlayan başka olası demiryolu koridorları da olabilir. Türkiye de Deniz İpek Yolu’nun bir parçası. Limanlara yapılan yatırımlarla Türkiye’nin Asya ve özellikle Çin ile ticareti büyük oranda gelişecek.

Projenin tamamlanmasıyla birlikte Çin ile Türkiye arasındaki sevkiyat süresi 30 günden 10 güne düşecek. Yine Pekin'den deniz yolu ile 2 ayda teslim edilen ürünler, 2 haftadan kısa sürede İstanbul'da olacak. Karayolu mesafesinde de 3 bin kilometrelik azalma sağlanacak. Böylece Rusya ile enerji ve doğalgaz anlaşmaları ile enerji dağıtım merkezi konumu kazanan Türkiye, Çin’in İpek Yolu projesi ile de küresel ticaretin dağıtım merkezi konumuna kavuşacak.

SONUÇ: Rusya ve Çin’in birlikteliği dünyanın önce ekonomik yapısını, ardından siyasi yapısını değiştirecek bir ittifaka dönüştü. Bu ittifakı askeri yöntemlerle yıkmanın mümkün olmadığı ortada. Her iki ülkenin askeri gücü, ABD’yi dizginlemeye yeterli düzeyde. Konvansiyonel silah dengesi ABD’nin lehine gibi görünse de, uzun soluklu bir savaşı kazanmak için yeterli değil. Nükleer güç kullanmak eskisinden çok daha riskli.

Askeri yöntem devredışı kaldı. Vekaletler savaşı istenen sonucu vermedi.

Geriye ekonomik savaş kalıyor.

Trump’ın çelik ve alüminyum ithalatına ek gümrük vergisi getirmesi, Çin’e karşı ekonomik savaşın ilk adımı olarak kabul ediliyor.

Çin ve Rusya’nın geleceğin önlenemez rakipler olmasını şimdiden önlemek üzere ekonomik savaş başladı. Rusya’nın doğalgaz hatları ile Çin’in İpek Yolu’nun birleşmesi önlenmeye çalışılıyor.

Ancak bunu önlemek kolay olmayacak.

Çin ve Rusya’nın elinde, ABD’de olmayan bir silah var.

ABD, kendisini “kuresel müesses nizamı sağlamakla” görevli kabul eden, bunun karşılığında her türlü hakka sahip olduğuna inanan bir felsefi tabana dayanır. Sadece ele geçirmeyi bilen, paylaşmayı düşünmeyen ABD’ye karşın Çin ve Rusya, “karşılıklı ekonomik ve enerji anlaşmaları” yaparak karşısındakinin de kazanmasını sağlayan bir tablo çiziyor. Bu tablonun inandırıcığı tartışılır. Ancak “kaosun mimarı ABD, dengeyi sağlayan Rusya/Çin” formülü, doğalgaz hatları ile İpek Yolu’nun başarı şansını artırıyor.

Yıllarca güven ve huzur içinde yaşayan, ekonomik ve sosyal garantileri sağlanmış Avrupa insanının bir sabah kalktığında Suriyeli’yi, Libyalı’yı, Yemenli’yi kapı komşusu olarak görmesi eski sistemi sorgulatmaya başladı.

Rus casus Skripal ve kızına yönelik suikast girişimi, İngilltere ve Avrupa’yı Rusya ile karşı karşıya getirme operasyonu olarak kabul edilmeli.

Doğalgaz boru hatları ile İpek Yolu’nun ittifakına karşı, gümük vergisi artışı ve Skripal komplosu ile karşılık verilmeye çalışılıyorsa, bu ABD’nin diğer seçenekleri tükettiğini gösteriyor.

 

28.03.2018