AVRUPA, ABD İLE RUSYA VE ÇİN ARASINDA KALDI

Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile yönünü küresel terörle mücadeleye çeviren NATO, Rusya’nın güçlenmesi ile birlikte tekrar asli görevine dönmeye çalışıyor. Bu çerçevede Temmuz ayında Brüksel’de yapılacak NATO zirvesi ABD/NATO/Batı bloğu ile Rusya/Çin bloğu arasındaki ilişkilerin geleceği açısından kritik önem taşıyor. Avrupa ise, “ABD mi Rusya/Çin mi?” tercihinde kalmak istemiyor.

 

Celal ÇETİN

Soğuk Savaş döneminde SSCB'ye karşı Avrupa'da alınan önlemler, Sovyetler'in yıkılmasından sonra gevşetilmiş, ABD askerlerinin büyük kısmı geri çekilmiş, çoğu üssü kapatılmış, NATO'ya bağlı Avrupa ülkelerine bağlı birlikler tasfiye edilmişti.

Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana, askeri lojistik planlar ile olası krizde Avrupa'daki NATO birliklerinin hazır olma planları güncellenmedi. Buna bağlı olarak NATO'nun genel hareket kabiliyeti önemli ölçüde azaldı.

Bunun nedeni, transatlantik güvenlik için algılanan tehditlerdeki değişiklikler ve Avrupa'da konvansiyonel savaşa karşı caydırıcılık ve savunma alanından dışa açık operasyonlara yönelen strateji değişiklikleriydi.

NATO’DA TERÖRİZMLE MÜCADELE AYRIŞMASI

ABD’nin Afganistan’la başladığı ‘küresel terörizmle savaş” stratejisi, Irak ve Suriye’ye yansıdıkça terörizm tüm dünyada hissedilmeye başlandı. NATO, ABD’nin talebiyle uluslararası terörizmle mücadeleye dahil oldu.

NATO’nun terörizmle mücadele politikası, Mayıs 2012’de yayımlanan Terörizmle Mücadele Konsepti çerçevesinde alansal olarak üç temel sacayağı üzerinde şekilleniyor. Bunlar;

Farkındalık (Awareness): Burada terörist tehditlere karşı İttifak bünyesinde istişare, istihbarat paylaşımı, stratejik analiz ve değerlendirmeler yoluyla üye devletlerin farkındalıklarının sağlanması ve arttırılması amaçlanıyor.

Böylece İttifak üyesi ülkelerin terörist saldırılara karşı korunması hedefleniyor. Bu unsurun bir diğer boyutu ise stratejik iletişim ve belirli angajman kuralları yaratarak İttifak bünyesinde terörizmle mücadele konusunda ortak bir anlayış geliştirmek.

İmkan ve Yetenekler (Capabilities): Söz konusu tehditlerin bertaraf edilebilmesi için gerekli imkan ve kabiliyetlerin geliştirilmesi planlanıyor. Terörizme bir tür asimetrik tehdit anlayışıyla yaklaşan NATO, bu konuda ulaştığı deneyim ve birikimi üyeleriyle ve hatta uluslararası toplumla paylaşmak istiyor. Burada NATO’nun, uluslararası terörizmle mücadelede lider ve yönlendirici bir rol üstlenmeyi hedeflediği düşünülebilir. Bu şekilde uluslararası terörizmle mücadele alanında NATO, kendi konseptlerini uluslararası topluma bir anlamda (en azından teorik çerçevede) empoze etme imkanına da sahip olabilecek.

Angajman (Engagement): Bu başlık altında terörle mücadele kapsamında NATO’nun daha aktif bir rol üstlenmesi ve bu amaçla devreye sokmak istediği temel araçlarla, uluslararası sistemin meşru aktörlerini devreye sokacak olan daha sistematik ve kapasite artırıcı bir işbirliğini öngören politika hedefleri yer alıyor. Bu noktada dikkat çekici olan; NATO’nun müttefik ülkelerin yerel düzeyde terörizmle mücadele kapasitelerinin artırılması hedefini ortaya koyması kadar, yeni güncellenen politikalarla operasyon bölgelerindeki yerel unsurların eğitilerek ve örgütlenerek savaştırılması. Böylece çatışma bölgelerinde çok sayıda NATO askerinin konuşlandırılmasına gerek kalmayacak.

NATO yeni misyonunu uygulamaya çalışırken tartışmalar da başladı. NATO için uygun görülen rol ve görevler konusundaki tartışma aslında terörizm konusunda birbiriyle çelişkili iki yaklaşımı yansıtıyor: “Savaş” yaklaşımı ve “risk yönetimi” yaklaşımı. Özellikle ABD tarafından benimsenen “savaş” yaklaşımı kaynakların topluca seferber edilmesi ve bireysel özgürlüklerde bazı kısıtlama ve fedakarlıkların kabul edilmesi anlamına geliyor.

Birçok Avrupalı ise savaştan bahsetmenin doğru olmadığı görüşünde. Avrupalılar, temelinde yatan sebepleri ortadan kaldırmadıkça terörizmi yenmenin mümkün olmadığına, ve bunun da askeri yollarla yapılamayacağına inanıyor. Bu açıdan bakıldığında terörizm iyi yönetilmesi gereken tehlikeli ve kaçınılmaz bir risktir ve savaştan farklıdır çünkü bir savaşı kazanmak mümkün.

Öte yandan; Irak savaşındaki görüş ayrılıkları, ABD’nin Suriye’de terörle mücadele yaklaşımı, IŞİD, PYD/PKK ayrışması nedeniyle NATO’nun terörle mücadeledeki rolü ile ilgili tartışma daha da karmaşık bir hale geldi. Ayrıca, Atlantik’in iki yakası arasında terörizmle nasıl mücadele edileceği konusundaki görüş ayrılıklarının altında birçok Avrupa ülkesinin terörizm konusunda farklı deneyimleri olması, bu ülkelerin büyük ve bazen de tam olarak asimile olmamış Müslüman nüfusa sahip olmaları, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ile aralarında birbirinden farklı tarihi bağlar bulunması, farklı derecelerde ABD karşıtı duygulara ve İsrail-Filistin çatışması konusunda farklı fikirlere sahip olmaları gibi faktörler yatıyor. Bu nedenle NATO içinde terörizmle mücadele noktasında fikir birliğine varılması çor görünüyor. ABD ile Avrupa arasındaki bu ayrışma, NATO’nun operasyonel yeteneğini de etikledi.

RUSYA FAKTÖRÜ DEVREDE

NATO’nun terörli mücadele konsepti ve tartışmalar sürerken, 2014'te Ukrayna krizi, Rusya'nın Kırım'ı ilhak ederek Suriye'ye müdahalesi ve Baltık/Kafkaslar ve Doğu Avrupa'yı askeri açıdan güçlendirmesi ABD ve NATO'yu yeniden harekete geçirdi.

Bu noktada ABD/NATO'nun Avrupa'daki varlığı yeniden önem kazandı. Rusya'yı çevreleme ve olası müdahale durumunda Avrupa'daki NATO'nun müdahale hızı, lojistik destek imkan ve kabiliyeti ön plana geçti.

Özellikle Rusya’nın Baltık devletlerinin yakınlarına 100 bin askerini hızlı bir şekilde konuşlandırma yeteneğini ortaya çıkması, yeni ve modern silah sistemlerine sahip olması, Suriye’de Rus ordusunun operasyonel yeteneklerinin görülmesi NATO’da alarm zillerinin çalmasına yol açtı.

NATO, Rusya’nın bu hamlelerine 2016 Varşova Zirvesi ile cevap verdi. Zirvede alınan kararlar gereği NATO, dört Baltık ülkesine ve Polonya'ya dört NATO savaş grubu göndererek büyük bir adım attı. Bu arada ABD, zırhlı tugayına Balkanlar için ayırdı. Bu süreçte NATO, etkili bir caydırıcılık yolunda önemli ilerleme kaydetti.

Polonya, Romanya ve Bulgaristan’daki üslerde 28 NATO ülkesinde 7 bin asker bulunurken Estonya’da 800, Litvanya ve Letonya’da ise 1200 asker konuşlandırılmış durumda.

NATO’NUN ÖNÜNDEKİ SORUNLAR

Ancak NATO'nun Avrupa'da "hızlı tepki" güncellemesinin önünde; ulusal hareket izinleri, altyapı problemleri, sınır ötesi ve çokuluslu koordinasyon ve ulaşım destek kabiliyetlerinde karşılaşılan zorluklar gibi ciddi sorunlar bulunuyor.

Avrupa Ordusu projesini bile gerçekleştiremeyen AB üyesi ülkelerin, NATO'nun yeni konseptine nasıl uyum sağlayacağı bilinmiyor. Ya kendi içinde koordinasyonu sağlayacak, veya ABD/NATO'nun liderliğini kabullenecek.

Verilen bilgilere göre Brüksel'deki NATO toplantısında 4 ana konu üzerinde durulacak.

1- Gecikme ve bölünmeyi önlemek için karar verme sürecinin hızlandırılması, Avrupa NATO Müttefik Komutanlığı'nın yetkilerinin artırılması.

2- NATO kuvvetlernin zırhlı, topçu, hava savunma sistemleri açısından güçneldirilmesi, Batı/NATO yanlısı Baltık ülkelerinin halklarının silah/teçhizat açısından desteklenmesi. Böylece yerel güçler Rusya'ya daha kolay direnebilir. (Ukrayna örneği).

3- Hızlı lojistik destek/askeri harekat için yasal engellerin kaldırılması ve "askeri Schengen bölgesi" kavramı da dahil olmak üzere yasal düzenlemelerin ivedilikle yapılması.

4- Rusya'nın nükleer tehditlerine karşı ittifakın yeterli nükleer caydırıcı planlarının ve siyasi iradenin karşı tarafa net biçimde iletilmesi. Askeri hazırlıklar yapılırken Rusya ile diplomatik ilişkilerin kesintisiz sürdürülmesi.

HEDEF: RUSYA-ÇİN İTTİFAKI

ABD/NATO’nun hedefinin sadece Rusya olmadığı biliniyor. ABD Başkanı Trump’ın açıkladığı “Ulusal Güvenlik Stratejisi”nde iki temel hedef bulunuyor; Rusya ve Çin. Trump, Rusya ve Çin'i "ABD'nin gücüne meydan okumak isteyen rakipler" olarak nitelendirdi.

Strateji belgesinde, Rusya ve Çin'e dikkat çekilerek, şunlar yer aldı:

"ABD'nin güvenliğini ve gelişimini sarsmaya çalışıyorlar. Askeri güçlerini artırıyorlar, bilgi ve dataları kontrol altına alarak kendi halklarını baskı altında tutuyor, etkilerini artırıyorlar. Rusya elde ettiği bilgileri dünyanın farklı birçok bölgesindeki toplumların görüşlerini etkilemek amacıyla siber saldırılara dönüştürüyor. Rusya'nın bu etki çabaları korkak istihbarati operasyonlara dönüşüyor ve devlet destekli medya ile sahte online karakterler, üçüncü parti arabulucular, paralı sosyal medya kullanıcıları ya da troller oluşturuyorlar."

Uluslararası uzmanlara göre ABD’nin çekindiği rakip Rusya değil Çin. Çin'in silahlı güçlerinin modernleşmesi analistlerin beklediğinden çok daha hızlı gelişiyor ve bu durum ABD savunma otoritelerini endişelendiriyor.

Londra'da yer alan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) uzmanlarına göre artık ABD'nin kendi silahlı güçleri için kapasite gerekliliklerini ölçtüğü ülke Rusya değil Çin. Bu, özellikle Çin'in modernizasyon çabalarının odağında yer alan hava ve donanma güçleri cephesinde böyle.

Avrupa'da gelişen olaylar ise Amerikan ordusu için hala kıyas noktasının Rusya olduğu anlamına geliyordu. Bu eğilim, IISS'in 1959 yılından beri yayımladığı, küresel askeri kapasitelerin ve savunma bütçesinin yıllık raporu Askeri Denge'de de görülüyor.

ÇİN’İN GELİŞEN ASKERİ GÜCÜ

Çin'in uzun menzilli konvansiyonel balistik füzelerden beşinci nesil savaş uçaklarına kadar gelişimi ve teknik kapasitesi dikkat çekici. Geçen yıl Çin'in Tip 55 serisi savaş gemilerinin ilki suya indirildi. Kapasitesi NATO'yu endişelendirecek düzeyde. Çin, aynı zamanda ikinci uçak gemisi üzerinde de çalışıyor.

Askeri emir-komuta zincirinin, bütün hayati bölümleri içerecek şekilde gerçek bir ortak karargah geliştirmek adına yenileniyor.

Ağır silahlar, hava savunması ve kara saldırısı alanında ABD'nin sahip olabileceği birçok şeyi geride bırakacak silahları var.

Rus teknolojisinin akın ettiği 1990'ların sonu itibariyle, Çin donanması yüzey ve yüzey altı filolarını yeniledi.

Havada ise tek koltuklu jeti J-20'nin kullanıma hazır olduğu söyleniyor. Beşinci nesil jet olarak bilinen bu seride, görünmez bir teknoloji, ses hızını aşan bir kapasite ve yüksek bir havacılık teknolojisi var.

IISS uzmanları ise bu gelişmelere şüpheyle yaklaşıyorlar.

Çin hava gücünün uçuş sırasında fark edilmeyecek jet teknolojisine uygun taktikler geliştirmesi ve 'beşinci nesil savaş uçaklarının dördüncü nesil modellerle entegre olması' gerektiğini söylüyorlar.

Ancak yine de Batı ile aynı kapasitede olan havadan havaya füzelerde de gözlemlenebildiği gibi Çin'de görülen gelişmenin net olduğunu belirtiyorlar.

Bu yıl yayımlanacak raporda bir bölüm tamamen Avrupa'nın egemenliğini sarsması açısından bir test niteliğinde görülen, Çin ve Rusya'nın havadan atılan füzeler ile ilgili kaydettikleri gelişmelere ayrılmış durumda. ABD ve müttefikleri Soğuk Savaş sona erdiğinden bu yana çok sayıda hava operasyonu düzenledi ve çok az araç kaybetti.

Ancak IISS'e göre egemenlikleri gittikçe sarsılıyor.

Raporu yazanlara göre 2020 yılına kadar Çin'in hava kapasitesini geliştirmesi, ABD ve bölgesel müttefiklerinin, hem taktiklerini, tekniklerini ve süreçlerini hem de hava ve uzay muharebe çalışmalarının gidişatını gözden geçirmesine yol açacak.

2020 HEDEFLERİ

IISS'e göre Çin ordusu karada ise modernleşme çalışmalarında geride kalıyor. Ekipmanının sadece yarısının modern bir muharebede işler durumda olduğu aktarılıyor.

Ancak bu alanda bile gelişme kaydettiği belirtiliyor. Çin, 2020 yılına kadar 'mekanizasyon' ve tam olarak ne anlama geldiği bilinmese de 'informasyonlaşma' (informisation) hedeflerine ulaşmayı istiyor.

Çin'in en büyük stratejik hedefi, herhangi bir çatışma durumunda Amerikan askeri güçlerini mümkün olduğunca en uzaklara ittirebilmek, ideal olarak Pasifik'in derinliklerine doğru. Bu da Çin'in Amerikan Donanması'nın muharebe gruplarını riske atacak şekilde uzun menzilli hava ve donanma sistemleri geliştirmesini açıklıyor.

ÇİN, ABD’NİN SİLAH SATMADIĞI ÜLKELERE GİDİYOR

Askeri bir oyuncu olarak Çin'in en üst lige çıktığı söylenebilir. Ancak bu Çin'in küresel askeri etkisinin sonu değil. Ayrıca hırslı bir silah ihracatı stratejisi güdüyor. Çin, gelişmiş teknolojileri ya bunları elinde bulundurmayan ülkelere ya da sadece en yakın müttefiklerinden satın almak isteyenlere satmayı hedefliyor.

Silahlı insansız hava aracı (UAV) piyasası bu açıdan iyi bir örnek.

Bu hızla gelişen teknoloji, savaş ve barış arasındaki sınırın sorgulanmasına yol açıyor. Bu alanın öncülerinden olan ABD, İngiltere gibi çok yakın NATO müttefiki birkaç ülke dışında kimseye bu araçları satmadı.

Fransa da ABD'nin sağladığı Reaper adlı araçları kullanırken insansız hava araçlarını silahlandırmayı hedefliyor. Çin'in ise böyle bir engeli yok.

IISS'in bu yılki raporu Çin'in Mısır, Nijerya, Pakistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Myanmar gibi ülkelere silahlı insansız hava aracı (UAV) sattığını gösteriyor. Washington'ın bu teknolojiyi satmaktaki isteksizliği bu alanı Pekin'e açtı. Bu da bu silahların yayılmasında önemli bir rol oynuyor, diğer ülkelerin de UAV'leri sadece istihbarat toplamada değil silahlı varyasyonlarını geliştirmede kullanmasına sebep oluyor.

TİCARİ MANTIK-ASKERİ GÜÇ

Amerikalı ve Batılı silah ihracatçıları, Çin'i büyüyen bir ticari tehlike olarak görüyor.

Bir IISS uzmanının bana anlattığına göre, Çin Batılı ülkelerin silahlarda sağladığı kapasitenin yüzde 75'ini yüzde 50 fiyata satıyor. Ticaret açısından bu güçlü bir teklif.

Çin'in kara muharebe araçlarında satışı ise daha az etkileyici.

Müşteriler için Rusya ve Ukrayna gibi ülkelerle mücadele etmek durumunda.

Ancak 2014 yılında Rusya zaman çerçevesinde geç kalınca Tayland Çin yapımı VT4 tanklarını almayı tercih etti. Tayland geçen yıl da yüksek oranda bir alım yaptı.

ÜLKEYE GÖRE ÖZEL SİLAH

IISS uzmanları Çin'in bazı piyasalar için özellikli silah tasarladığını da söylüyor.

Mesela Afrika ülkeleri için yapılan yeni hafif tank, yollar ve altyapı yüzünden daha ağır tankların işleyemeyeceği yerler için özel olarak tasarlanmış. Çin'in gelişmiş silahlar konusunda yaptığı hamleler sadece komşuları için değil birçok ülke için de kaygı verici. Batılı hava güçleri yaklaşık 30 yıldır egemen durumda.

Bir Batı Avrupa ülkesinin Çin ile bir çatışma içine girmesi ihtimali düşük olabilir, ancak Çin'in sattığı gelişmiş silah sistemiyle başkalarının ellerinde yüz yüze kalabilir. Bir IISS uzmanı, "Denizaşırı müdahalelerde bulunurken düşük riskli bir ortama girdiğiniz algısının artık sorgulanması gerek" diyor.

Sonuç olarak AB ülkeleri, ABD’nin Rusya/Çin bloğu ile savaşında arada kalmak, tercihe zorlanmak istemiyor. Böyle bir durumda ABD’nin Avrupa’yı eskisi gibi yanına çekebilmesi kolay görünmüyor.

 

04.03.2018