MİLLİLİK-ÖZELLEŞTİRME ARASINDA TERS ORANTI

Son yıllarda Türkiye’de “yerlilik/millilik” söylemleri moda oldu. Yapılanların millilikle, yerlilikle ilgisinin olup olmadığını sorgulayan herkes hainlikle suçlanıyor. Millilik/yerlilik söylem/eylem birliğinin sağlanmasıdır. Eğer arada fark varsa, eleştiriler ve sorgulamalar doğaldır. Kimsenin karşısındakini milli olmamakla, vatan hainliği ile suçlamaya hakkı yoktur.

 

Celal ÇETİN

Zeytin Dalı operasyonu ile Türkiye bekasına yönelik tehditleri önlemeye çalışıyor. Bu uğurda kınalı kuzular bayrağa sarılı tabutlarda geri dönüyor. TSK, Türkiye’yi korumak için olağanüstü bir mücadele veriyor. Sınırlarının ötesinde “Büyük kürdistan” projesini önlemek için kanını, canını ortaya koymuş durumda.

TSK’nın görünür düşmanı PYD/PKK ve IŞİD ortaklığı. Bu ortaklığın artık kendisini gizlemeyen mimarı ve destekcisi ABD ile birlikte küresel emperyalizmin irili ufaklı diğer temsilcileri. Yani İngiliz’i, Fransız’ı, Alman’ı, İsraillisi ve diğerleri. Türkiye, PYD/PKK’nın şahsında bu ülkelerle savaşıyor.

MİLLİLİK EKONOMİDİR

Millilik/yerlilik nedir? Bu kavramların yeniden tanımlanması şart oldu. TDK’ya göre millilik, “Milletle ilgili, millete özgü, ulusal” demektir. Yerlilik ise “Yurt içinde yapılan veya bir yurdun kendine özgü niteliklerini taşıyan” demektir...

Millilik, yerlilik önce beyinlerde sonra ekonomide geçerli olmadılır. Ekonomik kalkınmışlığını tamamlayamamış ülkeler savunmasından eğitimine her alanda dışarıya bağımlı olmak zorundadır. Bu ülkede olup bitene bu tanımlar ışığında bakalım. Yerlilik/millilik kavramları ile ne kadar uyuşuyor...

2017 verilerine göre AKP hükümetlerinin iş başında olduğu son 15 yılda 125 büyük özelleştirme yapıldı. Diğer küçük özelleştirmelerle birlikte toplam  62 milyar dolar gelir elde edildi.

1986-2002 döneminde toplam 8 Milyar dolar özelleştirme geliri elde edilirken, 2003-2015 döneminde bu tutar 61,8 Milyar Dolar'a erişti. Cumhuriyet tarihi boyunca elde edilen özelleştirme gelirlerinin yüzde 90'ı AK Parti döneminde elde edildi...

2005'te TÜRK TELEKOM'un yüzde 55'i Arap sermayesi Ojer Telekom'a, TÜPRAŞ'ın yüzde 51'i 4.1 milyar dolara İngiliz Shell Koç ortaklığına satıldı. 2006'da PETKİM'in yüzde 51'i 2 milyar dolara Azer Socar'a, TEKEL'in 6 adet sigara fabrikası 1.7 milyar dolara Hollanda merkezli British&American Tobacco'ya satıldı. TEKEL'in içki bölümünü 2003'te alan yerli Mey, 3 yıl sonra aldığı fiyatın 2,5 katına hisseleri ABD'li fon TPG'ye devretti. Fon 5 yıl sonra Mey'i özelleştirdiği fiyatın yaklaşık 10 katına İngiliz Diageo şirketine sattı.

TÜPRAŞ'ın yüzde 14.76'sı, THY'nin yüzde 26'sı, PETKİM'in yüzde 25'i, Halk Bankası'nın yüzde 17'si, Telekom'un yüzde 9'u borsada yabancı yatırımcılara satıldı. Ayrıca AKP hükümeti döneminde kamunun sahip olduğu limanlar, elektrik dağıtım şirketleri, araç muayene istasyonları ve fabrikalar özelleştirme ihaleleri yoluyla yabancıların eline geçti. Öte yandan, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu da el konulan bankaların sahiplerine ait şirketleri de yabancı yatırımcılara sattı. TELSİM'i İngilizler, Digiturk'ü ihalesiz Katarlılar alırken, Fon'un elindeki radyolar, fabrikalar vb. işletleler yabancı yatırımcıların oldu.

ŞEKER DARBESİ

Son olarak Türkiye Şeker Fabrikaları özelleştirme kapsamına alındı. Bu kapsamda 14 şeker fabrikası satışa çıkarılıyor.

TÜİK verilerine göre; şeker pancarı ekim alanı Türkiye toplamı 322 bin hektar civarında. Türkiye genelinde 2016 yılında; 54 ilde, 2 bin 324 köyde, 67 bin 650 çiftçi tarafından pancar tarımı yapıldı. Ülkemizde; 3 milyon 151 bin tonu pancar şekeri, 990 bin tonu nişasta bazlı şeker olmak üzere toplam 4 milyon 141 bin ton şeker üretim kapasitesi mevcut. Dünya şeker üretiminde Türkiye, yüzde 7'lik payla Rusya, Fransa, ABD ve Almanya'nın ardından 5'inci sırada geliyor.

Türkiye şeker pancarı üretiminin azaltılması planları çok daha önce yapılmıştı. Şeker Kurumu'nun yönetim kuruluna 17 aydır atama yapılmayarak işlevsiz kılınması bunun göstergesiydi. Peki yerine ne konacak? Tabii ki yapay tadlandırıcılar. Yapay tadlandırıcı denince akla ilk gelen isim, ABD’li Cargill şirketidir.

2002 rakamlarına göre 2 milyon 340 bin ton şeker şeker kotası var. Eğer şeker pancarından üretiliyorsa şeker/sakkaroz, mısır nişastasından üretiliyorsa fruktoz adı veriliyor. Fruktoz ve glikoz yapay tatlandırıcı, sakkaroz şeker pancarından üretilen şeker. Bir başka ifadeyle; 2 milyon 340 bin ton şeker pancarı kotasının, Şeker Yasası ile yüzde 10’unu yapay tatlandırıcılara tanımış durumda. Bu ne anlama geliyor, şeker kotasının 234 bin tonu zaten yapay tatlandırıcılara tahsis edilmiş durumda. Bakanlar Kurulu yüzde 50 artırma eksiltme yetkisinde ve bu yetkisini her zaman artırma şeklinde kullanıyor. Dolayısıyla 234 bin tonu yüzde 50 daha artırırsanız, yaklaşık 350 bin ton yapay tatlandırıcılara kota tanınmış olacak.

Cargill ise doğal şeker kotasının artırılmasını, yapay tadlandırıcıların ise tamamen serbest bırakılmasını talep ediyor. Cargill, şeker yasası ile getirilen kotadan glukozun çıkarılması ve fruktoz için ise kotanın Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üreten 5 fabrikanın tüm kapasitelerini kullanabilecekleri şekilde genişletilmesini istiyor.

PKK DESTEKÇİLERİ İLE KURULUŞLARIMIZI ALANLAR AYNI

Bu noktada dikkat çeken ön önemli faktör; Türkiye Cumuhriyeti Devleti’nin geleceği için tehdit oluşturan devletler ile, özelleştirme kapsamında satılan ülkenin mal varlıklarını alan şirketlerin mensubu olduğu devletlerin aynı olması.

Millilik/yerlilik tanımı bu noktada ortaya çıkıyor.

PYD/PKK’yı destekleyen, koruyan ülkeler Türk Devleti’nın yıkımı için faaliyet gösteriyorsa, Türk Devleti’nin mal varlıklarının bu ülkelere satılması tartışmaya açılmalıdır. Türkiye’nin stratejik işletmeleri, finansal kurumları, tarımsal tesisleri dahil tüm kurumlarının gelir getirmesi için bu ülkelere satılması, millilik/ yerlilik söylemlerine ve yapılanlara kuşkuyla yaklaşılması sonucunu doğuruyor. 

Millilik/yerlilik; “yerli malı yurdun malı, herkes bunu kullanmalı” düsturuna bağlı olmaktır, desteklemektir.

 

21.02.2018