İNGİLİZ FT’DEN RUSYA’YA ÜSTÜ KAPALI UYARI

İngiliz FT, Soçi’deki Suriye Ulusal Diyalog Kongresi sonrası Rusya’nın bu ülkeye yönelik politikasını değerlendirdi. FT Moskova Büro Şefi Kathrin Hille’nin hazrladığı habere göre Rusya’nın Suriye’de siyasi bir anlaşmaya varılması için büyük uğraş veriyor, ancak Kongre Rusya’nın bölgedeki sorunlarını da ortaya çıkarmış durumda. ABD projesi Arap Baharı’nın çökmesi, İngiltere, Rusya, Çin ve Türkiye gibi ülkelerin hareket alanını genişletti.

Celal ÇETİN

Rusya'nın girişimiyle Suriye'deki iç savaşın son bulması için toplanan kongrede katılımcıların Suriye Anayasası'nın yeniden yazılması için bir komite kurulmasına karar verdiğini hatırlatan Hille, Rusya'nın askeri müdahalesiyle savaşta durumu Suriye rejimi lehine çevirdikten sonra ülkedeki en önemli dış faktör olduğunu ve hızla siyasi bir anlaşmaya varılmasını istediğini belirtiyor.

"Ancak Soçi'deki görüşmelerin Suriye'de muhalefetin en önemli kesimi tarafından boykot edilmesi ve bazı Rus yetkililerin katılımcılarca sıkıştırılmaları, Kremlin'in önündeki güçlükleri de gözler önüne serdi" denilen haber şöyle devam ediyor:

"Putin geçen ay Moskova'nın müdahalesi sonrası görevini başarıyla tamamladığını deklare etmiş, IŞİD'in çökertildiğini iddia etmiş ve askerlerin kısa sürede ülkelerine döneceklerini söylemişti. Ancak bu açıklama sonrası Rusya'nın Suriye'nin kuzeybatısında Hmeymim'deki hava üssüne en az iki saldırı düzenlendi. Esad'ın rejimi isyancıların mevzilerini Rus hava desteğiyle vurdu, geçen ay İdlib vilayetinde 190'dan fazla kişi öldürüldü. Türkiye de Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin'de ABD destekli Kürt milislere karşı harekât başlattı."

“İKİNCİ AFGANİSTAN” KORKUSU

Financial Times Moskova Şefi Kathrin Hille, Rus uzmanlarla yaptığı görüşmelerde Rusya’nın Suriye politikasını da inceledi.

Rusya Bilimler Akademisi Orta Doğu uzmanı Boris Dolgov’a göre Putin, IŞİD'in yenilgiye uğratıldığını açıklamakta haklıydı. Ancak Suriye'de diğer tüm ihtilaflarda durum kötüye gidiyor. Rus hükümeti, Suriyelilerin sorunlarına çözüm bulma yeteneklerini abarttı. IŞİD'in ortadan kaldırılmasının ardından askeri sorunların biteceğini düşündü.

Rusya Bilimler Akademisi'nde Arap ve İslam Çalışmaları Merkezi Başkanı Vasily Kuznetsov ise, Rus toplumunda ikinci bir Afganistan korkusunun yaşandığını iddia etti. “Suriye'de yüzleştiklerimiz bana Perestroika adlı bilgisayar oyununu hatırlatıyor” diyen Kuznetsov, “Tam yere sağlam bastığınızı düşünüyorsunuz ki, yeniden batmaya başladığınızı fark ediyorsunuz. Zafer ilanı ile sadece Rusya'da Mart ayında yapılacak başkanlık seçimleri öncesi bir başarı algısı yaratılmak istendi” yorumunda bulundu.

Uzmanlara göre Moskova’da, “Suriye'deki sorunları aylar içinde çözebileceğimize inandığımız, doğru değil. Bazı askeri yetkililerimiz eğer işleri onların istediği gibi yaparsak kısa süre içinde Suriye'ye girip çıkabileceğimizi düşündü. Ancak kalıcı bir çözüme sadece, diplomasi önderliğinde dikkatli bir yaklaşımla varılabileceğini anlıyoruz. Suriye'de belki de çok uzun bir yolun başındayız” inancı hakim olmaa başladı.

Rusya lideri Vladimir Putin'in Eylül 2015'te Suriye'de soruna doğrudan müdahil olduğunda hızlı ve kararlı bir askeri operasyon sözü verdiğinin hatırlatıldığı FT’nin yorumunda bugün gelinen nokta, “Rusya destekli askeri başarılarına karşın, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad kendine daha çok güvenen ve kontrol edilmesi daha zor biri oldu. Suriye'de çatışmalar sürüyor ve Batılı hükümetler de akan kandan Moskova'yı sorumlu tutuyor” şeklinde değerlendiriliyor.

ARAP BAHARI’NIN ÇÖKÜŞÜ

FT’nin haberi, İngiltere’nin Moskova’ya diplomasi desteği olarak yorumlanıyor. Bilindiği gibi İngiltere, Ortadoğu’da geleneksel rolünü güçlendirmek amacıyla diplomatik ve stratejik hamleler atıyor.

Bu çerçevede ABD’nin PKK/PYD ile IŞİD’i birlikte kullandığını, IŞİD’in üst düzey komutanlarını operasyonlardan kurtardığını açıklamıştı. Bu açıklama, ABD’nin Suriye ve Ortadoğu’da varoluş sebebinin sorgulanmasına yol açmış ve güvenilmezliğini artırmıştı.

FT’nin bu haberi ile Londra’nın, Moskova’nın Suriye’de yaptığı/yabileceği hataları minumuma indirmeye çalıştığı kabul ediliyor.

İngiltere’yi cesaretlendiren en önemli faktör, ABD’nin planlayıp uygulamaya koyduğu Arap Baharı projesinin çökmesi olarak ortaya çıkıyor.

ABD ve Batı medyasında da genel kabul gören “başarısızlık” İngiltere, Rusya, Çin ve Türkiye gibi ülkelere hareket alanı sağladı.

Amerika’nın Sesi’nde yayımlanan analizde “Arap Baharı ayaklanmalarının, Batılı gözlemcilerle protestoları destekleyenlerin beklentilerini karşılama konusunda da hayal kırıklığı yarattığı” tespitinde bulunuluyor.

Analize göre bir zamanlar Batılı ülkelerin başkentlerinde destek gören ve çok sayıda Arap gencinin ilerici rüyalarını süsleyen ayaklanmalar, birkaç ay içinde bambaşka bir karaktere büründü. Gençler, baskıcı liderlerin devrilmesinin ve seçimlerin, bölgenin istikrara kavuşması, yolsuzlukların ve acımasız baskıların sona ermesi için bir çıkış yolu olacağını düşünüyordu.

Batı için ilk kuşkular, Libya'nın Bingazi kentindeki Amerikan Büyükelçiliği'ne yönelik cihatçı saldırı sonrasında ortaya çıkmaya başladı.

Arap Baharı'nı destekleyen Amerika'nın Libya Büyükelçisi Christopher Stevens ve üç Amerikalı diplomatın yaşamlarını yitirdiği saldırı, Ortadoğu'nun ne kadar karmaşık hale geldiğinin ve cihatçıların bölgeyi ne kadar kolay kaosa sürükleyebileceğini göstergesiydi.

Sıradan Araplar, yaşam şartlarını iyileştireceğine, kişisel hak ve özgürlüklerin yolunu açacağına inandıkları hareketin birkaç ay içinde bambaşka bir hal alması karşısında şaşkınlık ve hayalkırıklığı içindeydi.
Mısır'da İslamcı hükümetin hem ilericileri hem de ”derin devlet” yanlılarını öfkelendirmesiyle patlak veren halk ayaklanması, kısa süre içinde devrik lider Hüsnü Mübarek'in bir benzeri olan General Abdül Fettah El Sissi'nin darbe yapması için bir koza dönüştü.

El Sissi, kısa süre önce, seçimlere katılmaya hazırlanan eski bir ordu komutanının tutuklanması için talimat verdi. Bu general, Sissi'nin seçimlerde karşısına muhaliflerin çıkmasını engelleme girişimi çerçevesinde tutuklattığı dördüncü kişi. Uzmanlar, El Sissi'nin ve ordudaki müttefiklerinin karşılarına hiçbir muhalifin çıkmayacağı bir seçim kampanyası düzenlediğini, bu hamlelerin, 2011 ayaklanmalarını adeta alaya almak anlamına geldiğini kaydediyor.

Libya'da Muammer Kaddafi'nin devrilmesinden sonra iktidara gelenler, ülkede düzen ve istikrar kurmayı, farklı ideolojiler güden kasaba milislerini bertaraf etmeyi başaramadı. Bu, ülkenin bölünme yaşamasıyla sonuçlandı. Ülkenin kıyı kesimleri, Hıristiyanlar’ın kafasını kesen IŞİD'in eline geçti.

Yemen de iç savaş ve açlığa teslim oldu. Suudi Arabistan ve İran gibi dış güçler ülke içinde nüfuz elde etme yarışına girerken köktendinci terrorist gruplar ülkede kök salmaya başladı.
Ortadoğu'nun kalbi Suriye'deyse barışçı reform çağrılarının acımasızca bastırılması girişimi, silahlı ayaklanmaya yol açtı. Bu durum, bir kez daha Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar gibi dış güçlerin müdahalesine neden oldu.

Ayaklanmalar, terör örgütü IŞİD'le rakip İslamcı örgütler ve ılımlıların iktidar savaşına dönüşmesiyle şekil değiştirdi. Çatışmalarda yüzbinlerce kişinin yaşamını yitirmiş olmasına rağmen ülkenin barışa kavuşacağına dair henüz bir umut ışığı belirmiş değil.

BATI UMUDUNU YİTİRDİ

Hükümetlerin çöküşü ve Arap ülkelerinin bölünmesi, Sünni cihatçılardan militan Şiiler’e, bölgedeki iktidar boşluğunun başka çıkar çevreleri tarafından doldurulmasına yol açtı. Uzmanlara göre ilericiler ve ılımlılar bu karmaşayla başa çıkacak donanıma sahip değildi. Kafası karışan Batılı ülkelerse umudunu tamamen yitirdi.

Arap Baharı'ndan Sonra: İslamcılar Ortadoğu Ayaklanmalarını Nasıl Çaldı” adlı kitabın yazarı John Bradley, Batı'yı ve bazı yerel ilericileri, Arap Baharı'nın olumlu sonuçlar doğuracağını öne sürmekte aceleci davranmakla, ayaklanmalar ve 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması arasında paralellik kurmakla ve aşırı iyimserliğe kapılmakla suçluyor.

Kimilerine göreyse Arap Baharı aslında başarıya ulaşabilirdi. Uzman Matthew Partridge, Amerika ve Avrupa'nın liderlik görevini arkadan değil, önden üstlenmesi gerektiğini savunuyor.

Uluslararası Kriz Grubu'nun eski uzmanlarından Bill Lawrence ise Batı'nın bir yandan olanları kenarda durup izlediğini, diğer yandansa katılımcı olduğunu söylüyor. Lawrence, ”Büyük bir güç karışımı, ekonomideki umutsuzluğa, yolsuzluklara ve halkı suistimal eden hükümetlere karşı duydukları öfkeyi ifade etmek için bir araya geldi” diyor.

Öte yandan Ortadoğu'daki demografik yapıya bakıldığında Arap Baharı ayaklanmalarının nedenlerinden biri olan gençler arasındaki yoğun işsizliğin daha uzun süre devam edeceği gözleniyor. Ayaklanmaların etkili olduğu ülkelerin tümünün iki ortak özelliği, çok genç nüfuslara sahip olmaları ve bu gençler için istihdam yaratmayı başaramamaları.

Arap Baharı'nın doğum yeri olan Tunus, otoriter rejimden işlevsel bir demokrasiye geçişi nispeten barışçı bir biçimde sağladı.

Ancak son aylarda uygulanmaya başlayan kemer sıkma politikaları, temel gıda maddeleri, yakıt ve enerji maliyetlerinin artması, sokak protestolarına neden oldu. Polis ve gençlik hareketi Fesh Nestannew yani ”Ne Bekliyoruz?”dan protestocularla polisle karşı karşıya geldi. Gençler, tıpkı 2011'de olduğu gibi daha iyi yaşam koşullarına kavuşma talebinde bulunuyor.

01.02.2018