NYT: TÜRKİYE VE ABD SURİYE’DE ÇATIŞABİLİR

ABD’de yayınlanan The New York Times gazetesinin başyazısında Suriye’de, ABD-Rusya ve Türkiye ekseninde devam eden bölgesel gerilimler ve savaşın artık ABD’nin kucağındaki bir savaş olduğu tespitinde bulunuldu. Başyazıda ABD’nin “kötü tasarlanmış askeri planlarla” hareket ettiği savunulurken, politik anlaşmanın önemine vurgu yapılıyor. ABD’nin “güç kaybettiği” ve ABD Ordusu’nun etkinliğinin azaldığı uyarıları ABD yönetiminde daha sık dile getirilmeye başlandı.

Celal ÇETİN

“Suriye artık Trump'ın savaşı” başlıklı makalede, ABD askerlerinin Türkiye ile Suriye'de çatışma ihtimalinin bulunduğu iddia edildi. 

Henüz başkan adayıyken, Donald Trump’ın başta Suriye olmak üzere başka ülkelerdeki savaşlarla ilgili bir uyarıda bulunduğunun hatırlatıldığı makale şöyle devam ediyor:

“Başkanlıkta bir yılı dolduran Trump, Afganistan ve Irak’ın da içinde bulunduğu sonu gelmeyen çatışmalar listesine şimdi de Suriye’yi ekliyor.

Trump’ın bu konudaki planını, Kongre’den Suriye’de devam eden ABD askeri varlığıyla ilgili yetkilendirme ve finansman talebinde bulunması vasıtasıyla değil, ABD Dışişleri bakanı Rex Tillerson’un Stanford Üniversitesi’nde meseleye dair yaptığı açıklama sayesinde öğrendik.

Tillerson o konuşmasında, “ABD, IŞİD’in yeniden ortaya çıkışının önlenmesi amacıyla Suriye’deki askeri varlığını devam ettirecek. Suriye’deki askeri misyonumuz koşullara göre şekillenecek” diye konuştu.

Başka bir deyişle, bu varlığın sonlandırılması için kesin bir tarih ya da belirli bir kıstas konulmaksızın.

KÖTÜ TASARLANMIŞ BİR PLAN

Geçen ay itibariyle, Suriye’de 2 bin Amerikan askeri bulunuyor. Bir yıl önceki sayıdan tam 500 asker daha fazla. İçlerinde, IŞİD’e karşı savaşta yerel militanlara eğitim veren ve sahada savaşan özel operasyon birliklerinin yanısıra teknik destek veren ekipler de bulunuyor.

Şimdi biliyoruz ki bu birlikler süresiz olarak orada kalacak ve sayının artmayacağının ya da misyonun daha da sürüncemede kalmayacağının garantisi yok.

Suriye karmaşık bir problem. Ancak bu plan kötü tasarlanmış ve fazlaca askeri unsurlara yaslanmış ve hüsnü zanla körüklenmişe benziyor.

ABD, Suriye’deki askeri harekata, 2014’te Irak ve Suriye’de devasa bir alan kontrolü sağlayan IŞİD’in önünü kesmek için girişti. Başkan Barack Obama ve Trump yönetimi altında yürütülen askeri operasyonlar sayesinde, daha önce IŞİD tarafından kontrol edilen bölgelerin yüzde 98’i özgürleştirildi ve 7.5 milyon insan bu zalim grubun elinden kurtarılarak özgürlüğüne kavuşturuldu.

Bu ilerleme önemli olsa da, Dışişleri Bakanlığı yetkilisi David Satterfield geçen hafta Senato’da yaptığı konuşmada, IŞİD ve el Kaide’nin hala başat tehditlerden olduğunu söyledi.

Trump yönetimi, Obama döneminde yapıldığı varsayılan hatalardan kaçınmak istediğini belirtiyor ve Irak’tan asker çekmenin sadece aşırıcı grupların yeniden türemesine hizmet ettiğini iddia ediyor. Benzer şekilde, Avrupalı müttefiklerle birlikte dönemin lideri Kaddafi’nin devrilmesine neden olan NATO hava saldırılarından sonra Libya’nın istikrara kavuşturulmasının başarılamadığını belirtiyor.

Ancak, Suriye’de hedeflenenler o kadar kapsamlı ki, elde edilmeleri çok zor ve bu durum ABD askerlerinin oradaki kalış süresini belirsizleştiriyor.

Tillerson’un altını çizdiği gibi, Trump yönetimi IŞİD ve el Kaide’nin “daimi bir yenilgi tatmasını” ve Suriye’nin bir daha asla teröristlere sığınak olmamasını istiyor.

Bir diğer isteği de, Suriye’nin iç savaşının Beşar Esad’ın denkleme dahil olmadığı, istikrarlı bir Suriye ile sonuçlanacak demokratik bir süreç vasıtasıyla sona ermesi.

Esad ve Suriyeli isyancılar arasındaki çatışmayı sona erdirecek kapsamlı bir politik anlaşma hayati öneme haiz.

Bu, Esad ve onun Rus, İranlı muktedirleri tarafından gösterilen direnç nedeniyle Obama’nın denediği ve başaramadığı bir mesele. Şimdi bu denklemde neyin değişeceğini hesap etmek zor.

Tillerson daha fazla diplomasi çağrısında bulundu, ancak buna ABD’nin değil de Birleşmiş Milletler’in öncülük etmesini talep etti. Esad’ın zor durumdaki rejiminin kurtulmasına yardımcı olan İran’ın, Suriye’deki varlığını güçlendirmesinin ve İsrail’in yanısıra diğer ülkeleri tehdit etmesinin önüne geçmeyi umut ediyor.

Tillerson, IŞİD’i yenilgiye uğratmanın öncelik olduğunu ancak şimdi bir de Washington’un İran’ın bölgedeki nüfuzunu azaltmayı amaçladığını söyledi.

ABD’nin, İran’ın bölgedeki kötücül aktivitelerini önlemeye çalışması gerektiği hususunda hiçbir soru işareti yok.

Ancak Tillerson, İran’ın engellenmesi konusunda aşırı istekli bir gündemle ortaya çıkmış durumda, hatta askeri seçenek de masada.

Amerikalılar aynı zamanda, 2 bin askerini, 30 bin kişilik sınır gücünün büyük bir bölümünü oluşturacak ve ortaya çıkan yarı otonom Kürt kantonunu korumakla görevlendirilecek Kuzey Suriye’deki Kürt savaşçılardan oluşan IŞİD karşıtı müttefiklerini eğitmek için kullanabileceği yönünde karışık mesajlar da gönderiyor.

Kürtleri düşman olarak addeden Türkiye ise bir sınır ötesi operasyon tehdidinde bulundu. Tüm bunlar, ABD askerlerinin NATO müttefiki Türkiye ile çatışması gibi korkunç bir ihtimali ortaya çıkarıyor.”

ABD GÜÇ KAYBEDİYOR

Suriye ABD için “direnebileceği son nokta” olarak kabul ediliyor. ABD’nin geçtiğimiz günlerde açıkladığı yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD ve Çin’i “ABD’nin rekabet edilmesi gereken en önemli iki rakip” olarak tanımlıyor.

Stratejiyi açıklayan ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, ABD ve Çin’i, "Eğer bize meydan okursanız, bu en uzun ve kötü gününüz olur" sözleriyle tehdit etti. Ancak Mattis bu tehdidini geçersiz kılacak bir itirafta bulundu. Ülkesinin "hala güçlü olduğunu" savunan Mattis, bununla birlikte ABD'nin her tür savaş alanında (hava, kara, deniz, uzay ve siber alem) rekabet avantajının azaldığını kabul etti.

Mattis’in uyarısı yeni değil. ABD’nin önceki savunma bakanları, genelkurmay başkanları ve komutanlar da benzer açıklamalar yapmış, ABD ordusunun etkinliğini ve gücünü yitirmeye başladığı uyarılarda bulunmuştu.

2013 yılında ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Ashton B. Carter ile ABD Genelkurmay Başkanı Yardımcısı Oramiral James A. Winnefeld’in Amerikan Senatosu’nun Silahlı Kuvvetler Komitesi’ne verdikleri ifadeler ABD Ordusu’nun durumunu gözler önüne sermişti. Obama döneminin Savunma Bakanı Leon Panetta, bütçe kısıtlamaları nedeniyle ABD Ordusu’nun “kağıttan kaplana dönüşeceği” uyarısında bulunmuştu.

SURİYE ABD’NİN KADERİNİ BELİRLEYECEK

Trump yönetiminin içeride karşı karşıya kaldığı sorunlar, ABD yönetiminin savaş temeline dayalı politikalarının yol açtığı tepkiler ve küresel yeni oyun kurucuların sahneye çıkması nedeniyle Washington’da derin endişelere yol açıyor.

Bu endişelere bağlı olarak “güç yoluyla liderlik” yanlısı kesimler için Suriye bir dönüm noktası olabilir. Suriye’deki bir başarısızlığın durdurulamaz bir domino etkisine yol açabileceğini öngören Washington’un şahin kanadı, PYD üzerinden Suriye’ye geçirdiği tırnaklarını kolay kolay geri çekmeyecek. Tatmin edici alternatif bir çözüm bulunmadıkça Suriye’den püskürtülmeleri durumunda kendi ana karasına kadar çekilmek zorunda kalacaklarının farkında olan bu kesimler, bir anlamda çaresizlik batağına da saplanmış durumdalar.

Güç kullanarak liderlik savaşı ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan sürdürülebilir olmaktan çıktı. Yeni güç dengeleri ile uzlaşarak yeni sisteme dahil olmak, ABD’nin temel felsefesi ile çelişiyor.

ABD, bir yol ayrımında. Yeni dünya düzenini ya kabullenecek veya kendi düzenini sürdürmeye çalışacak.

ABD ORDUSU GÜCÜNÜ YİTİRİYOR MU?

http://tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=602

21.01.2018