AKP NEDEN DURDURULAMAZ?

2009’da yazılmış bir yazıdır. Sosyolojik gerçekler ışığında yoksulluk+muhafazakarlık+cehalet denkleminin nelere yol açabileceğini göstermesi açısından önemlidir.

Celal ÇETİN/2009

Türkiye, belki de tarihin yönünü değiştirecek bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu sürecin “sancılı mı sancısız mı”, “kanlı mı kansız mı” olacağını zaman gösterecek. Ancak bu değişim sürecinin AKP iktidarı ile 2002 yılında başladığı bir gerçek. Şunu kabul etmeliyiz ki, AKP, mükemmel bir taktik ve stratejik planlama ile Türkiye'nin geleceğini belirleme gücünü tek başına elde etmeyi başardı. Bu başarı psikolojik, sosyolojik ve diğer açılardan incelenmek zorunda. Bu başarı, toplumu çok iyi analiz etmekle, taleplere cevap vermekle, çok iyi organize olmak ve inançla kazanıldı. Tabii başarı kavramının göreceli olduğu gerçeğini saklı tutarak bunları söylüyoruz.

Yapılan değerlendirmelere göre AKP, 2002 seçimlerinden önce izleyeceği politikalarla toplumun yapısal özelliklerini birleştirdi. Yeni kurulan ve henüz kadrolarını oluşturan bir partinin, böylesine önemli bir çalışma yapabilecek imkan ve yeteneğe sahip olmadığının altını çizen siyaset bilimciler, AKP'nin halkın direkt “midesini” hedeflediğine ve ele geçirdiğine dikkat çekiyor. Öte yandan henüz demokrasi kültürünün yerleşmediği, kişiye bağlı otoritenin kabul gördüğü, muhafazakar değerler adına yapılan yönlendirmelerin sorgulanmadan benimsendiği bir toplum yapısına, ekonomik açıdan destek vaadiyle yaklaştığınız zaman, istediğiniz desteği almanız mümkün.

Bu gerçeği çok iyi analiz eden AKP'nin beyin takımı, bir yandan muhafazakar söylemlerle meydana çıkarken diğer yandan yoksul varoşların midesine de hitap etmeyi başardı. Özellikle belediyeler eliyle yapılan “sosyal yardımlar”, varoşları kazanmalarına yetti. Aslında buna kazanmak denebilir mi, tartışılır. Varoşların, tercihleri ile bu “yardımları” kaybetme kaygısı arasında bir paralellik kurduğu söylenebilir. Sadece varoşlar değil, sermayenin de kazanımlarını kaybetme kaygısı ile hareket ettiği söylenebilir.

Varoşların dışında yaşayan muhafazakar kesimlerin de günlük geçim derdinden başka bir konuyu fazla düşünmediği biliniyor. En azından bu yönde bir dönüşüm geçirdiği iddiaları güç kazanıyor. Hükümet, açıkladığı rakamlarla bu kesimleri de ikna etmeyi başarırken, rakamların gerçekleri ne ölçüde yansıttığı ise tartışılıyor. Ancak sorgulama kültürü olmayan bir toplumun, rakamların gerçekliğini araştırması da beklenmiyor.

AKP'nin, toplumun beklentilerine uygun politikalar izlediği, 22 Temmuz seçimlerinde kullandığı bilbordlarda kendisini gösterdi. "4.5 yıldır elektrik faturalarını zamsız ödüyorum", "kira öder gibi ev sahibi oldum", "ders kitaplarını ücretsiz alıyorum", "paramız değerlendi; altı sıfırdan kurtulduk." Sağlık ocaklarının ücretsiz olması, çiftçilerin kredi borçlarının yeniden yapılandırılması gibi uygulamalar da, AKP'nin dayandığı kitlenin beklentisine uygun seçim politikaları.

Sözkonusu kesim, bu uygulamaların gerçekten kendi hayatlarını kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını, orta ve uzun vadede kendisine yıkım getirip getirmeyeceğini sorgulamadığı gibi, demokrasinin tahrip edilmesi, hukukun çiğnenmesi gibi konularla hiç mi hiç ilgilenmedi. Daha da ötesi, Güneydoğu'da süren terörle mücadele ve şehit cenazeleri bile artık ilgisini pek çekmiyor. Sonuç olarak Ak Parti, uyguladığı stratejilerle gündelik geçim kaygılarından başka düşüncesi olmayan bir kesimin desteğini kazanmayı bildi.

Ankara'da bir başka gerçek, her ne kadar dile getirilmese de kabul görüyor. Ak Parti'nin 2002'deki seçimlerden çok daha önce başladığı stratejik ve taktik çalışmaların sadece bugüne değil, gelecekteki birkaç 10 yıla yönelik olduğu. Ancak AKP'nin böylesine komplike bir stratejik çalışmayı yapabilecek, toplumun tüm katmanlarının şifrelerini çözerek detaylı planlamayı hazırlayabilecek ve güçlü bir sistematiği kurabilecek kadrolarının ve birikimlerinin olmadığı da ifade ediliyor. Peki, nasıl oldu da böylesine güçlü bir strateji uygulanabildi? Cevabı aranan soru, işte bu.

Öte yandan muhalefet cephesine baktığımız zaman, muhalefetin göremediği için kaybettiği nokta, AKP'nin toplumu oluşturan geniş bir kesimin yapısını çözdüğü nokta oldu. Başta CHP olmak üzere muhalefet, toplumun öncelikleri konusunda yaptığı hatanın bedelini ödemek zorundaydı ve ödedi. Siyasette geçerli kural olan, "İktidarda olan parti yıpranır, muhalefette olan parti güçlenir" prensibinin Türkiye'de geçerli olmamasının temelinde de, bu yanlış öncelikler listesi yatıyor. Bir partiyi iktidara taşıyacak oy çoğunluğunun, rejim tehlikesi, laiklik, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi konuları önemsemediği gerçeği, muhalefet tarafından algılanamadı.

Özetle 22 Temmuz seçimleri bir demokratik hakkın kullanılmasından çok, halkın önceliklerinin tescil edildiği, toplum mühendisliğinin boyut değiştirdiği bir seçim olarak tarihe geçti.

Sonuç olarak; ilk kez “politikalarını topluma göre şekillendiren değil, toplumu kendi politikalarına göre şekillendiren” bir parti ile karşı karşıyayız. Buna ister toplum mühendisliği deyin, ister operasyon deyin, ister kendi başlarına yaptılar, ister yardım aldılar deyin, ister kabul edin ister etmeyin, AKP Türkiye'nin yarısından oy almayı, diğer yarısının büyük kısmını da konuşamaz hale getirmeyi başardı.

Bu başarının sırrı, Türkiye'nin geleceği açısından hayati önem taşıyor. Bu sır çözülemezse ister AKP olsun ister bir başka parti, durdurulması imkansız olacaktır.

EK:

AKP’nin başarılı stratejisinin önemli aktörlerinden biri, iktidara gelir gelmez harekete geçirdikleri TOKİ’dir.

2002’ye kadar büyük kentlerde toplum iki sınıftan oluşuyordu.

Birinci sınıf, yüksek ve lüks bloklarda oturan varlıklı kesim.

İkinci sınıf, bu yüksek ve lüks blokların hemen karşısındaki gecekondularda oturan yoksul ve muhafazakar kesim.

İkinci sınıf, birinci sınıfa bakabilmek için başını kaldırmak zorundaydı. Onlara özendi. Kendi yoksulluklarının sorumluluğunu yüksek bloklarda oturanlara yüklediler.

Yıl 2002. AKP iktidara gelir gelmez TOKİ eliyle gecekonduları yıkıp yüksek binalar yaptı. Her ne kadar standart ve sosyal toplu konutlar olsa da, yoksul kesimler için önemli olan bir başka gerçekti.

Dediler ki varlıklı kesimlere; “bakın, sizleri görebilmek için başımızı kaldırmak zorundaydık. Ama şimdi eşit düzeydeyiz. Bunu AKP’ye borçluyuz. Artık dinimizi de özgürce yaşayabiliyoruz.”

İşte bu özgüven tüm dengeleri değiştirdi.

Yoksul, muhafazakar kesimler velinimetleri olan AKP’nin önünde kalkan oluşturdular. Artık gizli ajandalar uygulamaya sokulabilirdi.

13.01.2018