3 SAVAŞ BÖLGESİ VE ÇİN GERÇEĞİ

Amerikan National Interest (NI) dergisi, 2018 yılında 3. Dünya Savaşı’nın çıkabileceği 3 bölge, 5 yeri listeledi. Analizde Kuzey Kore ve Ukrayna’daki durumun yanı sıra Türkiye’nin sınırlarındaki muhtemel gelişmeler de savaş riskini tetikleyebilecek unsurlar olarak görüldü. Hazırlanan bir rapora göre 2030’da Çin, ABD’yi geride bırakıp dünyanın en güçlü ekonomisi olacak

Celal ÇETİN

NI'nin savunma ve ulusal güvenlik uzmanı Profesör Robert Farley'in analizine göre Suriye'de gerilim azalırken 2018 yılında büyük güç çatışmasına yol açabilecek 5 kriz bölgesindeyse durum daha ciddi hale geldi.

ASYA

Farley'e göre Kuzey Kore, hiç şüphesiz en ciddi kriz noktası. Pyongyang yönetiminin balistik füze geliştirme konusundaki başarısının ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin diplomatik deneyimsizliğiyle birleşmesi, olağanüstü tehlikeli bir durum yarattı. Son on yıl içinde çok sayıda nükleer ve füze denemesi gerçekleştiren Kuzey Kore, ABD'nin baskısına boyun eğecekmiş gibi gözükmüyor.

Farley, savaş ihtimali bulunan bir diğer bölge olarak Tayvan'a işaret etti. Uzmana göre Çinli askeri ve diplomatik temsilcilerin son dönemde yaptığı agresif açıklamalar, Pekin'deki bazı kişilerin askeri dengenin kendi lehlerine değiştiğini gösteriyor. Bu algı henüz olgunlaşmamış ve Çin liderliği tarafından muhtemelen paylaşılmıyor olabilir ancak yine de durum son derece tehlikeli. Zira Çin, bölgedeki askeri faaliyetlerini sıklaştırdı. Bu arada Çin'in eylemlerini kınayan ABD de, Tayvan'a ciddi miktarda silah satacağını duyurdu.

KAFKASLAR

Farley, Ukrayna'daki gerilimin devam ettiğini belirtti. Donbass bölgesindeki ateşkesin iki tarafın desteklediği milislerin eylemleriyle sekteye uğradığını kaydeden Farley, eski Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili'nin faaliyetlerinin hükümetin istikrarı konusunda soru işaretleri doğurduğunun altını çizdi.

ORTADOĞU

Farley'e göre Ankara ve Moskova, 2015 yılındaki uçak krizinin ardından son bir yıl içinde belirgin şekilde birbirine yaklaşırken ABD ve Türkiye arasındaki ilişkiler geriledi. Türkiye'nin ABD ve AB'den uzaklaşmasını Rus S-400 füze savunma sistemleri alımının izlemesi, bölgesel güç dengelerinde ciddi bir değişikliğe yol açabilir. Rusya, Türkiye ve ABD, savaşı yeni diplomatik durumu çözmenin makul bir yolu olarak görmüyor. Ancak Ankara'nın diplomatik yönelimindeki bir değişiklik, özellikle Kürtlerin bağımsızlık arzusu göz önüne alındığında, Türkiye'nin sınırları boyunca öngörülmedik bir dalgalanma etkisi yaratabilir ve Dağlık Karabağ krizindeki güç ve risk dengesinde de değişime yol açabilir. Bunun sonucunda, Güney Avrupa ülkelerinin NATO'ya bağlılığını etkilenebilir ve bu da, Moskova veya Washington'un elinin gücünü yanlış hesaplamasına neden olabilir.

Farley'e göre Suriye'deki krizde sona yaklaşılırken gözler İran ve Suudi Arabistan arasındaki cepheleşmeye çevrildi. Riyad, her sorunun arkasında Tahran'ı ararken İran da Irak ve Suriye'deki nüfuzunu artırıyor. Bununla birlikte Trump yönetimi Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın zaferini büyük ölçüde kabul etmiş görünürken İran'a engel olmak için bölgede yeniden eyleme geçiyor. Bu durumda Yemen'de Riyad'ı özgürleştirirken Suudi Arabistan'a aşırı güven duyulmasıyla sonuçlanabilir. Suudi Arabistan, İran, ABD, İsrail ve Rusya'nın pozisyonları göz önüne alındığında, oluşan yeni denklemin savaşa yol açmasını beklemek çok zor olmaz.

ÇİN, 2030’DA ABD’Yİ GEÇECEK

NI Dergisi her ne kadar 3 böyle, 5 kriz merkezi ile sınırlandırsa da, asıl tehdit, ABD-Çin ilişkelirinde ortaya çıkacak gibi görünüyor. Çin, nükleerden çok daha etkili olan ekonomik silah gücünü kullanmaya başladı.

Ekonomi ve İşletme Araştırmalar Merkezi'nin son raporuna göre, önümüzdeki 15 yıla hızla kalkınan Çin ve Hindistan'ın ekonomik performansı damgasını vuracak. Çin, 2032 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ni geride bırakıp, dünyanın en güçlü ekonomisine sahip ülke olacak.

Hindistan'ın gelecek yıl dolar bazında İngiltere ve Fransa'yı yakalayıp, dünyanın 5. büyük ekonomisine sahip ülke olması bekleniyor.

Gelecek 15 yılda, dünyanın ekonomik açıdan en güçlü 10 ülkesinin önemli bir kısmını, Asya ülkelerinin oluşturacağı tahmin ediliyor.

Çin ekonomisi bu yılın ikinci çeyreğinde, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre beklentilerin üzerinde, yüzde 6.9 büyüdü. Piyasa tahminlerinde bu artışın yüzde 6.8 olacağı öngörülüyordu. Büyüme verisinin artışında, başta çelik olmak üzere ihracattaki canlanma ve küresel talepteki artışın da tetiklediği sanayi üretimindeki yükselen ivme etkili oldu. Çin’in sanayi üretimi geçtiğimiz haziranda yıllık bazda tahminlerin üzerinde artışla yüzde 7.6 kaydedilmişti.

Çin, tek başına gelişmekte olan ülkelere 800 milyar dolarla Dünya Bankası’ndan daha fazla kredi verdi, önümüzdeki on yılda bir trilyon dolarlık kredi vermeyi öngörüyor. 

Ayrıca CIA’nın World Factbook verilerine göre Çin, dünyanın en yüksek GSYİH’sına sahip ülke özelliğine sahip. Bu anlamda GSYİH açısından Çin, 2020'li yıllara doğru, halen mevcut dünya sıralamasında ikinci olan AB’yi ve birinci sırada yer alan ABD'yi de geçeceği ön görülüyor. Bir başka ifadeyle Çin, 3,1 trilyon dolar ile, AB’nin 774 milyar ve ABD’nin 117 milyarı karşısında en büyük döviz rezervine sahip ülke konumunda bulunuyor. Çin devlet Başkanı Xi Jinping ise, devasa bir ekonomik gücün lideri olarak dünyanın en etkili liderleri sıralamasında ilk sırada yer alıyor.

The Economist, küresel imparator olarak Xi Jinping'i dünyanın en güçlü adamı olarak nitelemiş, ardından da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i, 1917 Ekim komünist devriminden tam yüz yıl sonra yeni ''Kızıl Çar'' olarak sınıflandırmıştı.

The Economist ayrıca, “Xi Jinping ve Çin küresel kalkınmanın yeni hakim gücü haline gelmişken, gezegenin en güçlü ordusuna sahip ABD ise; içeride daha güçsüz ve dışarıda ise daha etkisiz bir yöneticiye sahip olmanın sıkıntısı içerisindedir” değerlendirmesinde bulundu.

Çin, hazırladığı “ulusal strateji ve kalkınma planları” gereği 2020-50 yılları arasında ekonomik kalkınma planlarını iki katına çıkarmaktan ziyade “nitelikli kalkınma” stratejisi izleyecek. Dolayısıyla Çin; ''toplumsal refah, bölgesel denge, ulusal güvenlik ve siyasi uyuma daha çok önem veren'' bir yeni ekonomik modele yöneliyor.

ABD İÇİN ÇİN, BİRİNCİL RAKİP

Çin’in önlenemez yükselişi ABD tarafından “ulusal güvenlik” başlığı altında değerlendiriliyor ve takip ediliyor. ABD için Çin, askeri rakip olarak değil ekonomik rakip olarak görülüyor. Ki, Washington’u asıl endişelendiren nokta burada ortaya çıkıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, “Çin uluslararası kuralları hiçe sayarak kendi küresel ekonomik düzenini kurmaya çalışıyor” sözleri ile bu endişeyi dile getirmişti.

Washington'da yapılan Atlantik Konseyi Kore Vakfı Forumu'nda konuşan Tillerson, "Çin'in 'Tek Kuşak Tek Yol' politikası, ekonomik gelişiminin devamı niteliğinde. ABD'nin politikası, Çin'in ekonomik gelişmesini engellemeye çalışmıyor. Ancak bize göre Çin'in ekonomik büyümesi, uluslararası ekonomik norm sistemi içinde gerçekleşmeli. 'Tek Kuşak Tek Yol' politikasıysa kendine özgü kurallar ve normlar oluşturmaya çalışıyor gibi görünüyor" demişti.

Çin’in hedefleri ve izlediği politikalar, Trump’ın açıkladığı “Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin” en önemli maddesini oluşturdu.

Belgede Rusya ve Çin, “ABD'nin gücü, güvenliği ve refahına meydan okuyan siyasi rakipler” olarak değerlendiriliyor.

TRUMP’IN GARİP DÖNÜŞÜ

Çin’i siyasi rakip olara nitelendiren Trump, 8 Kasım’daki Çin ziyaretinde ABD şirketleri ve Çin arasında yaklaşık 250 milyar dolarlık ticari işbirliği anlaşmaları imzalanmıştı.

Trump imzalanan anlaşmaları memnuniyetle karşıladığını söylemiş, ancak ABD ile Çin arasındaki ticaretin tek taraflı kaldığı ve adil olmadığı eleştirisinde bulunmuştu. Bu konuda Çin'i suçlamadığını belirten Trump, "Kendi vatandaşlarının yararına olacak şekilde bir diğer ülkeden çıkar sağlamaya çalışan bir ülkeyi kim suçlayabilir?” demişti. Trump, bu konuda dış ticaret açığını kontrol etmekte yetersiz kalan daha önceki ABD yönetimlerini suçladığını açıklamıştı.

27.12.2017