BATI’DAN ÇATIRTI SESLERİ

Dünyada ortalık fena karışık. ABD’sinden Rusya'sına, İngiltere'sinden Almanya'sına, Türkiye'sine, İran’ına, Çin’ine kadar ortalığa dökülmeyen kalmadı. Bu kaos ortamında İngiltere, Panama belgeleri, Kudüs kararı ve BM oylaması gibi gelişmeler arasındaki ilişkileri iyi takip etmek gerekiyor.

Gökhan BAYSAL

1215 MAGNA CARTA

15.Haziran.1215 de imzalanan bu belge ile ilk kez bir Kral yetkilerini kısıtlamış ve halka bazı hak ve özgürlükler tanımıştır. İngiltere Kralı John tarafından imzalanan bu belge günümüzdeki Anayasa’ya temel teşkil etmiş bir belgedir.

1689 MUHTEŞEM DEVRİM

Kral 2. James'in protestanlığın iyice benimsendiği bir dönemde yeniden İngiltere'ye Katolik kiliseyi getirmek istemesi büyük bir karışıklığa neden olmuştur. Bu dönemde İngiltere Parlemontosu ülkeyi bu kaostan kurtarmak için hiç çekinmeden Hollanda prensi 3. William'ı (2. James'in kızı Mary ile evli) İngiltere kralı olması için ordusu ile ülkeye davet etmiştir.

Bu sayede İngiltere Hollanda’lılardan tam 85 sene sonra bankacılık ve borsa sistemini öğrenecek ve dünyaya hakim olma yarışında kendilerine rakip olan Fransa gibi kendisinden daha büyük bir ülkeye üstünlük sağlayacaktır.

İNGİLTERE

Bir çok kişi İngiltere’yi çok uzun seneler krallık ile yönetilmiş bir ülke sanır.

Oysaki İngilizler “Magna Carta“ gibi bir belgeyi krallarına imzalatarak onun yetkilerini dünyada ilk sınırlayan ülkedir.

Yine ülkede kaosa yol açan kralları 2. James’ten kurtulmak için bir başka ülkenin prensini ülkelerine kral olması için davet etmekten hiç çekinmemişlerdir.

Eski sömürgesi olan Amerika’nın kendi yerini alması durumunda Amerika ile işbirliği yapmakta da bir çekingenlik göstermemişlerdir.

Burada amacım İngiltere’yi övmek falan değil. Sadece İngiltere’nin gerçekleri görüp ona göre pozisyon almakta ne derece esnek olduğunu göstermek.

2016 PANAMA BELGELERİ

Panama belgeleri, ne alaka diyebilirsiniz. Biraz sabırlı olun.

4.Nisan.2016 da Panama'lı bir hukuk firmasına ait 214 binin üzerinde “off-shore” kuruma ait 11,5 milyon gizli belge yayınlanmıştı.

Listede, Beşar Esad'ın kuzeni Rami Makluf, Putin'in en yakın arkadaşlarından Sergei Roldugin, Kuzey Kore kökenli DCB şirketi ve diğerleri vardı.

Buraya kadar hiç bir problem yok.

Fakat, belgelerde İngiltere başbakanı David Cameron'un babası Ian Cameron'ın da adı geçiyordu. Amerikalı ve Amerika'nın müttefiki ülkelerden sansasyonel hiç kimsenin adı yokken Cameron’un adının olması şaşırtıcıydı. Tabiki bu belgeler açıklanmadan eleme yapılmış ve bazı isimler çıkartılmıştı fakat Cameron neden bırakılmıştı.

İngiltere’ye bir uyarı mıydı bu?

Evet, İngiltere Çin ile bir yakınlaşma içindeydi ve bu Amerika’nın hiç hoşuna gitmiyordu.

İNGİLTERE’DE BOMBALI EYLEMLER

Panama belgeleri yetmemişti.

Başka bir şeyler yapmak gerekiyordu.Gereği yapıldı. İŞİD İngiltere’de bombalı eylemlere başladı.

BM’DE KUDÜS OYLAMASI

Son olarak Kudüs oylaması gibi Amerika’nın açıktan tehdit savurduğu bir oylamada; İngiltere ne oylamaya katılmama, ne de çekimser oy kullanma gibi bir yolu seçmemiş, direk olarak Amerika’ya karşı oy kullanmıştır.

İNGİLTERE-ÇİN İLİŞKİLERİ

Cameron döneminde başlayan İngiltere-Çin ilişkileri güçlenerek devam ediyor.

İngiltere Çin’in belkide en önemli projesi olan “İpek Yolu“ projesinin yatırımcısı olacağını belli etti.
Rusya’nın doğal gazını Baltık denizi üzerinden Almanya’ya aktarmasına dahi engel olmak isteyen Amerika’nın böyle bir projeye ne denli karşı çıktığını tahmin etmek güç olmasa gerek.

İNGİLTERE YALNIZ MI?

Bu noktada İngiltere’nin yanlız olduğunu söyleyemeyiz.

Almanya’nın da Amerika’dan rahatsız olduğu bilinen bir gerçek. Ve bu konuda adımlar attığı fakat AB nedeni ile İngiltere kadar hızlı adımlar atamadığını söylemek mümkün.
Örneğin AB olarak kendi ordusunu kuracağını açıklaması.
Amerikan şirketlerine (Apple, Facebook, Google) karşı cezai uygulamalar. Tabii ki Amerika’nın buna misillemeleri (Deutsche Bank vb)
NSA dinleme skandalının basına sızdırılması gibi kendi kamuoyunu Amerika’ya karşı hazırlama çalışmaları.
Fakat bugüne kadar emekli Helmut Kohl da dahil olmak üzere farklı seviyelerde dile getirilen “Avrupa’nın Rusya’ya ihtiyacı vardır“ söylemine karşın AB Amerika’nın diretmesi ile Rusya’ya uygulanan yaptırımların süresini arttırma kararı almak zorunda kalmıştır.

İşte bu noktada “BREXIT“in İngiltere’ye daha bağımsız hareket etme yeteneği kazandırdığını söylemek yanlış olmaz sanırım.

24.12.2017