TRUMP, OBAMA’NIN DARBESİNE Mİ DİRENİYOR?

ABD Başkanı Donald Trump, 692.1 milyar dolarlık 2018 mali yılı Savunma Bakanlığı (Pentagon) bütçesini törenle onayladı. Yeni bütçenin, ABD’nin yeni bir savaşa hazırlanması olarak yorumlanıyor. Putin’e muhabbeti bilinen ve bölgede çatışmasızlık dönemi isteyen Trump’ın bu bütçeyi onaylaması, kendisi ile çelişki olarak değerlendiriliyor. Acaba çelişki mi, yoksa Trump bir darbeye mi direniyor?

Celal ÇETİN

Yasa, 626.4 milyar dolar taban bütçe, 65.7 milyar doları ise Muhtemel Dış Operasyonlar Fonu olmak üzere 2018 mali yılı için Pentagon'a toplam 692.1 milyar dolar fon sağlıyor.

Yasa, askeri personel maaşlarında yüzde 2.4, asker sayısında da 20 bin civarında artış öngörüyor.

Yasada, füze savunma ihtiyaçlarına yönelik harcamalar için 4.4 milyar dolar, nükleer silah faaliyetleri için 10.37 milyar dolar ayrıldı.

Afganistan'daki operasyonlara yönelik harcamalar ile uçak, gemi ve diğer ekipman alımında da ciddi bir artışa gidilmesi ön görülüyor.

Senato ile Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitelerinin ayrı ayrı hazırlayıp daha sonra farklılıkları Konferans Komitesi olarak adlandırılan ortak bir komisyonda giderilen yasa tasarısı, kasım ayında Temsilciler Meclisi Genel Kurulunda 70'e karşı 356 oyla, bu ayın başında ise Senato'da sesli oylamada oy çokluğuyla kabul edilmişti.

Söz konusu bütçenin, bir önceki yılın taban bütçesinden 74 milyar dolar, Beyaz Saray'ın 2018 mali yılı için talep ettiği taban bütçeden ise 23 milyar dolar fazla olduğu belirtildi.

Ayrıca bu bütçenin, 2011'de yürürlüğe giren Bütçe Kontrol Yasası'nın koyduğu üst sınır savunma bütçesi rakamlarından da 77 milyar dolar fazla olduğu kaydedildi.

Bütçe Kontrol Yasası'ndan muaf tutulması için tasarıyla ilgili Temsilciler Meclisi ve Senatonun ayrıca bir yasa çıkarması gerektiği ifade ediliyor.

ABD’NİN BÜTÇE AÇIĞI

Savunma bütçesinde rekor artış yapan ABD, diğer yandan savunma artışına yakın miktarda bütçe açığı verdi.

ABD Hazine Bakanlığı'nın raporuna göre, federal hükümet 1 Ekim 2016'dan 30 Eylül 2017'ye kadar 666 milyar dolar bütçe açığı verdi. Federal hükümetin gelir ve giderleri arasındaki fark, bu sonuçla 2016 mali yılında kıyasla yüzde 14 artmış oldu.

Bütçe açığı, bir önceki mali yılda 586 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmişti. Mali yılın ekim ayında başlayıp eylül sonunda sona erdiği ülkede, 2017 bütçe açığı gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 3,6'sına tekabül etti.

Bakanlığın raporuna göre, ABD federal hükümeti ekim ayında artan kamu harcamaları nedeniyle 63,2 milyar dolar bütçe açığı verdi.

Önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 37,9 artan bütçe açığına kamu giderlerinin 299 milyar dolara yükselmesine karşın gelirlerin 235 milyar dolarda sınırlı kalması yol açtı.

ABD Hazinesi, böylece 2018 mali yılına son 64 yıldır olduğu gibi bütçe açığıyla başlamış oldu.

TRUMP NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?

Trump, başkanlık döneminin ilk mülakatını verdiği CBS kanalında, ABD'nin Ortadoğu'da “terörle mücadele” adı altında harcadığı paranın 6 trilyon dolar olduğunu söylemiş, “Bu parayla ülkemizi baştan aşağı iki kere kurardık. Yollarımıza, köprülerimize, tünellerimize ve havaalanlarımıza bakın, hepsi çok eskimiş durumda” demişti.

Başkanlık seçimi kampanyası boyunca Obama’nın Suriye politikasını çelişkili açıklamalarla eleştiren Trump, ne yapılacağıyla ilgili somut bir şey söylemekten ise kaçınmıştı.

Başkan seçildikten birkaç gün sonra Wall Street Journal’a verdiği röportajda Obama’yı eleştirirken, aslında O’nun sürdürdüğü politikayı savunmuş ve;

“Siz Suriye’yle savaşıyorsunuz. Suriye IŞİD’le savaşıyor ve siz de IŞİD’den kurtulmak zorundasınız. ABD’nin Suriye’deki asıl amacı IŞİD’le mücadele olmalı. Esed’i hiç sevmesem de rejimini desteklemek radikalleri durdurmak için en iyi yol.

Rusya şu an tamamen Suriye’nin müttefiki. Bir de bizim yüzümüzden gittikçe güçlenen İran var Suriye’yle müttefik olan. Şu an biz Suriye’ye karşı müttefikleri destekliyoruz ve bu insanların kim olduğuna dair hiçbir fikrimiz yok. Eğer Esed’e saldırırsak, Rusya’yla da savaşa gireriz” şeklinde bir biri ile çelişen ifadeler kullanmıştı.

Yine iki ay önce Esad rejimini desteklemek gerektiğini ve ülkedeki radikallerle mücadele etmek için Rusya ile de işbirliğini yapılabileceğini söyleyen Trump, 20 Ocak’ta görevi Obama’dan devralmadan beş gün önce Alman Bild ve İngiliz The Times gazetelerine verdiği röportajda Rusya’nın Suriye’ye bu kadar müdahil olmasına izin verdiği gerekçesiyle Obama’yı eleştiriyordu.

24 Ocak’ta ise Beyaz Saray Sözcüsü Sean Spicer Trump'ın Suriye'de IŞİD'e karşı Rusya ile olası bir ortak askeri operasyona açık olduğunu söyledi. Washington’dan gelen bu açıklama, Esad rejimiyle birlikte Suriye’de operasyon yürüten Rusya ile birlikte hareket edilebileceği şeklinde yorumlandı.

Çelişkili açıklamalarıyla kafaları karıştıran ve “güvenilmez” olarak nitelendirilen Trump son olarak, 14 Aralık’ta yaptığı yıl sonu konuşması nedeniyle Rusya Devlet Başkanı Putin’i telefonla arayarak teşekkür etti.

Putin konuşmasında, ABD Başkanı olarak yakında bir yılını dolduracak Trump'ın kısa vadede önemli başarılar elde ettiği değerlendirmesinde bulunarak, "Özellikle ABD piyasasında yaşanan büyümenin sonucu olarak bunu görebiliyoruz. Yatırımcıların ABD ekonomisine artan güveni Trump'ın iyi çalıştığına işaret ediyor" ifadelerini kullanmıştı.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Trump'un, Putin’in dün gerçekleştirdiği basın toplantısında kullandığı “ABD borsalarındaki yükseliş, piyasaların Başkan'a olan güvenini gösteriyor” ifadeleri için teşekkür ettiği bildirildi.

OBAMA TRUMP’A DARBE Mİ YAPTI?

Birbiri ile çelişen açıklamaları ve politikaları, “Trump’ın tecrübesizliğinden mi, yoksa zekice kurgulanmış bir karşı stratejiden/plandan mı kaynaklanıyor?” sorusunu gündeme getiriyor. Bu sorunun cevabı, kimi çevrelerde “komplo teorisi olarak” değerlendirilen, “Obama Trump’a darbe yaptı” iddiasında gizli.

ABD’li bir radyo programcısı, Mark Levin, eski Başkan Barack Obama’nın son dönemlerinde Donald Trump’in kampanyasına ve yeni yönetmine darbe yaptığını iddia ediyor. Levin, Trump’ın izlediği ve yazılarına önem verdiği isimlerden biri olarak biliniyor.

Obama’nın “polis devleti” taktikleri uyguladığını ve Trump-Rusya ilişkileri yerine kongrenin Obama’nın yaptıklarını hedef alıp incelemesi gerektiğini belirten Levi, iddiasını şöyle delillendirmeye çalışıyor:

1-Ocak 2016-FISA isteği:  Obama yönetimi, Yabancı İstihbarat İzleme Mahkemesi’nden Donald Trump ve birkaç danışmanının kurduğu kontakların incelenmesini istedi. Fakat bu istek alışık olmadık bir şekilde reddedildi.

2-Temmuz: Rusya şakası: Wikileaks, Demokratik Ulusal Komite’nin Senatör Bernie Sanders’in başkanlık adaylığını kazanmasını önleme çabasını gösteren e-postaları yayınladı. Bir basın konferansında Trump, Hillary Clinton’ın kayıp e-maillerine atıf yaparak, “eğer dinliyorsanız, umarım kayıp 30 bin e-maili de bulmayı başarırsınız.” diyerek konuya espirili yaklaşmıştı. Clinton ve medya Trump’ı yeni bir hack çağrısı yapmakla suçlamıştı.

3-Ekim: Podesta e-mailleri: Ekim ayında, Wikileaks Clinton kampanyasının başkanı John Podesta’nın e-maillerini hemen hemen her gün yayınlayarak mini bir skandal oluşturdu. Clinton bu durumdan Trump ve Rusları sorumlu tuttu.

4-Ekim: FISA isteği: Obama yönetimi, FISA mahkemesine yeni ve dar kapsamlı bir istekte bulundu. Trump Tower’daki bir bilgisayar sunucusunun Rus bankaları ile şüpheli bağlantıları olduğu düşünülen bir inceleme talebiydi bu. Hiçbir kanıt bulunamadı – Ancak Andrew McCarthy National Review’de daha sonra ortaya çıkan notlarında dinlemelerin ulusal güvenlik nedeniyle, devam ettiği ortaya çıktı.Obama yönetimi federal istihbarat servislerinin yüksek teknoloji gözetim yetkilerini kullanarak karşıt bir cumhurbaşkanlığı kampanyasını izlediği görüldü.

5-Ocak 2017: Buzzfeed/CNN dosyası: Eski bir yabancı istihbarat elamanı tarafından hazırlanan ‘dosya’ Buzzfeed tarafından yayınlandı ve CNN de haber yaptı. Dosya içeriğinde Rusya ve Trump’ın Başkanlık kampanyası boyunca temas halinde olduğu ve Rusya ve Trump’ın uzlaştığı belirtiliyordu. Fakat dosyadaki iddialardan hiçbiri doğrulanamadı hatta bazılarının yanlış olduğu kanıtlandı. Bazı medya organları bu dosyanın aylarca farkında olduklarını ve Washington’da dolaştığını iddia etti.

Obama, NSA paylaşımını genişletiyor. Michael Walsh daha sonra not ettiğinde ve New York Times’ın raporladığı gibi, giden Obama yönetimi “gizlilik koruması uygulamadan önce Ulusal Güvenlik Ajansının gücünü genişleterek hükümetin diğer 16 istihbarat bürosuyla kişisel olarak iletişim kurmasını sağladı”. Yeni yetkiler, Ve korumaların azaltılması, özel vatandaşların istihbaratının uygunsuz bir şekilde dolaştırılmasını veya sızdırılmasını kolaylaştırabilir.

6-Ocak: Obama NSA’n yetkilerini genişletiyor: Michael Walsh’ın notlarında ortaya koyduğu ve New York Times’ın da haberleştirdiği gibi, giden Obama yönetimi “Kişisel mahremiyetin korunmasını uygulamaya koymadan önce, Ulusal Güvenlik Ajansının yetkilerini genişleterek hükümetin diğer 16 istihbarat bürosuyla kişisel bilgi paylaşımını sağladı”. NSA’nin yeni yetkilere kavuşması, kişisel güvenliğin korunmasını azaltacak ve vatandaşların alınan istihbaratının uygunsuz bir şekilde dolaştırılmasını veya sızdırılmasını kolaylaştırabilecek.

7-Ocak: Times haberi: New York Times haberinde, Açılış Günü arifesinde, Federal Soruşturma Bürosu (FBI), Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ve Hazine Departmanı gibi kurumların Trump kampanyası ile Ruslar arasındaki bağları incelediğini belirtti. Diğer medya kuruluşlarında da “hükümetin çok yönlü bir istihbari çalışma içinde olduğu” bildirildi ancak soruşturmaların gizlilik içerdiği için ne bulunduğunun belirsizliğini koruduğu ifade edildi.

8-Şubat: Mike Flynn Skandalı: FBI’ın gelecekteki Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn ve Rusya Büyükelçisi Sergey Kislyak arasında 2016’ya ait bir konuşma kaydını ele geçirdiğine dair haberler ortaya çıktı Kayıtların Rus büyükelçiye yönelik normal istihbari faaliyet esnasında ortaya çıktığı özellikle Trump kampanyasına yönelik olmadığı ifade edildi. Kayıtlarda Obama’nın Rusya’ya karşı uygulamaya koyduğu iki yeni yaptırımın da konuşulduğu iddia edildi. Flynn bu iddiaları öncelikle reddetti. Trump’ın daha sonra itaatsilik nedeni ile görevine son vereceği Sally Yates soruşturmada yer aldı. Sonunda da Flynn, Başkan Yardımcısı Mike Pence’i Ruslar ile gerçekleşen konuşmaların içeriği hakkında yanıltarak (belki de yanlışlıkla) istifa etmek zorunda kaldı.

9- Şubat:Times, Rusyalar ile yoğun temas olduğunu iddia etti: New York Times, Trump kampanyasında bulunan 4 ABD’li eski ve yeni görevlinin Ruslar ile tekrar tekrar temas kurduğunu aktardı. Trump’ın ekibi iddiaları reddetti ve Times da Ruslar ile Trump’ın koordineli hareket ettiğine dair ‘bir kanıt’olmadığını kabul etti. Beyaz Saray ve bazı kongre üyesi Cumhuriyetçiler sızan istihbarat bilgilerini sorgulmaya başladı.

10-Mart: Washington Post, Jeff Sessions’ı hedef aldı: Washington Post, Başsavcı Jeff Sessions’ın Rus büyükelçi ile bir kez Heritage Foundation (Miras Vakfı) etkinliğinde, bir kez de Sessions’ın Senato makamında yapılan bir toplantıda, olmak üzere iki kez temas kurduğunu bildirdi. Post, bu iki buluşmanın Sessions’ın Ruslar ile temas kurmadığı ifadelerini çürüttüğünü öne sürdü. Trump’ın kampanya vekili olarak ne kadar önemli biri olduğu düşünüldüğünde, halen devam eden soruşturma dosyasında da bulunan iddialara bir cevap olmuş oluyor. New York Times, Obama yönetimindeki Beyaz Saray’ın Trump ekibinin kampanya döneminde Ruslar ile bağlantı kurdukları ile ilgili istihbaratı “korumada” acele ettiğini belirtti. Fakat buradaki “Koruma” gerçekte “yaymak” anlamına geliyor. Hükümet yetkilileri diğer istihbarat kurumlarının hatta medyanın peşini süreceği bir iz bırakmış oldu.

Levi’nin iddiaları doğru ise, Trump’ın bu darbe girişimine karşı tedbir almaması düşünülemez.

Baba-oğul Bush’lar, Obama ve Trump’ın rakibi Hillary Clinton’ın Neoconlar olarak tanımlanan güç odağına dahil olması kuşkuları artırıyor.

Neoconlar’ın İsrail’in güvenliğini ön plana aldıkları ve petrol-silah şirketleri ile uluslararası Yahudi sermayesi tarafından fonlandıkları biliniyor.

Bu tespitler karşısında, “Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması zekice kurgulanmış karşı stratejinin bir parçası mı?” sorusunu gündeme getiriyor. Neoconlar’ın baskısı ile Kudüs’ü başkent olarak tanıyan Trump, bu hamlesi ile İsrail-Suudi Arabistan/Körfez ülkeleri/Arap ülkeleri ittifakına darbe indirmek istemiş olabilir mi? Ki, son gelişmeler Araplar arasında ayrışma olduğunu gösteriyor.

Barzani’nin bağımsızlık referandum ile Ortadoğu’da bağımsız Kürdistan için ilk adımı atması ve sonrasında İran destekli Irak hükümetinin karşı hamlesi sonucu elindekileri de kaybetmesi ile Kudüs süreci arasındaki benzerlik de dikkat çekiyor.

Öte yandan Neoconlar’ın Ortadoğu’da ve dünya genelinde uygulamaya çalıştığı planlar Rusya, Çin, İran, Türkiye gibi ülkelerin geleceklerini tehdit eder boyutlara ulaştı. Trump’ın Putin’e olan muhabbeti ve teşekkürü ile, Rusya/Türkiye/İran işbirliği birlikte düşünüldüğü zaman farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Buraya kadar olan tablo ile rekor savunma bütçesinin onaylanması arasında da bir çelişki varmış gibi gözleniyor.

Yine aynı soru gündeme geliyor. Trump, savunma bütçesini onaylayarak yeni bir savaşa mı hazırlanıyor, yoksa zekice kurgulanmış stratejiye devam mı ediyor?

Bundan bir sene önce yazdığım Trump Felaketin Temsilcisi mi? başlıklı yazımda Trump hakkında iki seçenek sunmuştum. Bugün o seçenekler hala geçerli. Trump şeytan mı, melek mi? Bu sorunun cevabı için bir süre daha bekleyeceğiz.

TRUMP FELAKETİN TEMSİLCİSİ Mİ?

http://tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=855

TRUMP ŞEYTAN MI MELEK Mİ?

http://tuhafsite.com/neler-oluyor-detay.php?yid=892

16.12.2017