İSRAİL’LE KRİZ BAHANE, TİCARET ŞAHANE

İsrail İstihbarat Bakanı Yisrael Katz, krize rağmen Türkiye-İsrail ticaretinin geliştiğini söyledi. İran’ın Lübnan’da silah fabrikası ve füze tesisleri kurduğunu kaydeden Katz, bunları vurmakla tehdit etti. Katz “2006’daki Lübnan saldırısı, bugün yapabileceklerimizin yanında piknik gibi kalır. Lübnan’ı taş devrine geri döndüreceğiz” dedi. İsrail’le yaşanan kriz dönemlerinde ekonomik ilişkilerin zarar görmemesi ve ticaret hacminin artması dikkat çekiyor.

Celal ÇETİN

İsrail İstihbarat Başkanı Katz, Türkiye ile İsrail arasındaki gerilime, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sert eleştirilerine karşın iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin sürekli geliştiğini söyledi.

Katz, Türkiye’nin ihracatında yüzde 25’lik bölümü Hayfa Limanı üzerinden Körfez ülkelerine gönderildiğini belirterek, “iki ülke arasında kriz olsa da, ticaret etkilenmedi. Tam tersine hava yolu ve Hayfa limanı üzerinden ticaret hacmi artıyor” dedi. Katz, Mavi Marmara krizinden sonra ticaret hacmin hızla arttığını sözlerine ekledi.

HEDEF İRAN VE LÜBNAN

İsrail İstihbarat Bakanı Katz, Suudi gazetesi Elaf'a verdiği demeçte, Suudi Veliahtı'nı ülkesine davet ederken İran, Suriye, Lübnan'a tehditler savurdu. Katz, İran'ın Lübnan'da silah fabrikaları inşa ettiği, gelişmiş füze tesisleri kurduğuna dair istihbaratları olduğunu öne sürdü.

''Vurgulamak isterim ki, bu konuda yeni bir kırmızı çizgi çektik, ne pahasına olursa olsun onların bunu yapmasına izin vermeyeceğiz'' diye konuşan Katz ''Suriye'de olduğu gibi askeri operasyonlarla onları engelleyeceğiz. Hizbullah'ın silahları ne kadar isabetli hale gelirse İsrail'in saldırıları da o kadar güçlü ve geniş çaplı hale gelecek. Bu kez Lübnan'ın tamamı hedef alınacak'' diye devam etti. İsrail İstihbarat Bakanı ''2006 Lübnan saldırısında olanlar bugün yapabileceklerimizin yanında piknik gibi kalır. Bir Suudi bakanın Hizbullah'ı Güney Lübnan'daki mağaralarına geri yollayacaklarını söylediğini hatırlıyorum. Ben de size diyorum ki, Lübnan'ı taş devrine geri döndüreceğiz'' diye konuştu.

Gelecekte Hizbullah'a karşı atabilecekleri adımlar sorulduğunda, Katz, Başbakan Benyamin Netanyahu'ya 2006 saldırısından sonra BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı 1701 sayılı kararın uygulanması için hem askeri hem ekonomik açıdan harekete geçmeyi önerdiğini belirtti. ABD'nin liderliğinde Hizbullah ve İran'a yaptırım uygulanırken Rusya ve Çin'in onayını alarak İsrail'in askeri müdahalede bulunmasından söz eden Katz ''Netanyahu bu konuyu Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve AB ile görüştü. Arap Birliği de Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün gibi Hizbullah'ı terör örgütü olarak görüyor. Tüm dünya öyle görüyor'' dedi.

Katz, Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin Suudi Arabistan'dan yaptığı istifa açıklamasıyla Hizbullah ve İran'ın ayaklarının altından halıyı çektiği ve İsrail'in planı için mükemmel fırsat doğurduğunu öne sürdü. Ama Riyad'da esir alınıp istifaya zorlandığı iddiaları ayyuka çıkan Hariri'nin Macron'un arabulucuğuyla Beyrut'a döndükten sonra istifasını geri çekmesi, Suudi nüfuzu açısından yeni bir başarısızlık oldu. 2006'da Lübnan'a vargücüyle saldıran İsrail'e karşı tüm dünyayı şaşırtan bir direniş sergileyen Hizbullah da o zamandan beri Ortadoğu'nun sadece askeri değil, siyasi açıdan da en güçlü örgütlerinden biri haline geldi.

“TETÖRİST DEVLETLE” EKONOMİK İLİŞKİ

İsrail ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişkiler, kriz dönemlerinde bile gelişmeye devam etti.

Davos’ta yaşanan “one minute” krizinin ardından 2010’da Mavi Marmara gemisi olayı yaşandı. Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine İsrail’i askerler baskın yaptı, 10 sivil hayatını kaybetti. Bu olayın ardından Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Merkez’e çağrıldı. 6 yıllık aradan sonra 2016’da yeniden büyükelçi atandı.

Türkiye-İsrail ilişkilerinin yeniden normale döndürülmesine yönelik müzakereler neticesinde 26 Haziran 2016’da mutabakata varıldı. Bu çerçevede iki taraf arasında yapılan “Tazminata İlişkin Usul Anlaşması” 28 Haziran 2016 tarihinde imzalandı.

Anlaşma gereği gemide öldürülenlerin ailelerine toplam 20 milyon dolar tazminat karşılığı İsrail’i askerler hakkında açılmış davalar düşürüldü.

Ancak tüm bu süreç içinde ekonomik ilişkiler hiç bozulmadı, üstelik istikrarlı biçimde büyüdü.

Diplomatik krizler ticari ilişkileri 1997 sonrasında özellikle AKP iktidarı sürecince ise hiç etkilemedi aksine ticaret hacmi gittikçe arttı.

Türkiye ile İsrail arasında imzalanan ve 1 Mayıs 1997 tarihinde yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması’nı takiben, İsrail ile 2000 yılında 1 1ilyar dolar olan ticaret hacmi 2014 yılı itibarıyla 5,8 milyar dolar ile maksimum değerine ulaştı. 2016 yılında ise 4.342 milyon dolar olarak gerçekleşti.

2017 yılı Ocak-Ağustos döneminde ise ticaret hacmi 3.249 milyon dolar oldu.

Bir ülkeyi “teröris devlet” sıfatıyla suçlamak, uluslararası ilişkilerde karşılığı olmayan bir tepki çeşididir. ABD’nin Türkiye’ye yönelik baskı ve şantajına karşın böyle bir sıfat kullanmaması örnektir.

“Terörist devlet” çok ciddi bir suçlamadır, izlenecek diplomatik, ekonomik ve askeri kuralları farklıdır. Böyle bir suçlamayı yöneltilen devletin, muhatabını “kendi ulusal güvenliğine tehdit olarak algılıyor” anlamı çıkar ki, aşamalı olarak diplomatik, ekonomik ve askeri tedbirler devreye sokulur.

Öncelikli olarak diplomatik ilişkiler kesilir. Yeterli gelmezse ekonomik ilişkiler kesilir. O da yeterli gelmezse son aşamada askeri tedbirler uygulamaya konur.

Bunlar yapılmıyorsa “terörist devlet” suçlaması iç politikaya yönelik bir söylem olarak kalır.

14.12.2017