TRUMP’IN ÇIKMAZI

ABD Başkanı Donald Trump, seçimlerden önceki düşünceleri ve planları ile seçildikten sonraki realite ve güç dengesi arasında kaldı. Seçimlerden önce Ortadoğu’da ve küresel ölçekte çatışmasızlık dönemi planlayan Trump, savaş ve çatışma temeli üzerine kurulmuş realitenin direnci ile karşılaştı. Son 1 yıldır yaşananlar Trump-realite (savaş tanrıları) savaşının yansımalarıdır.

Celal ÇETİN

Trump, seçilmeden önce Aralık 2015'te yaptığı bir konuşmada "Orta Doğu tamamen istikrarsızlaştı, bütünüyle kargaşa var" demişti.

"Keşke bugüne kadar harcadığımız 4-5 trilyon dolar cebimizde olsaydı ve keşke bu parayı ABD içinde harcayabilseydik" sözleri, seçilmesindeki en güçlü etkenlerden biriydi.

Trump, Ortadoğu'nun gereksiz bir ilgi alanı, hiçbir fayda sağlamayacak bir yer olduğu görüşünü kampanyası boyunca ve seçildikten sonra da sürdürdü. Trump Ortadoğu’da IŞİD ile mücadele dışında bölgenin iç dengelerine karışmama taraftarıydı. O dönemde IŞİD’i tanımadığı, ABD’nin bir kanadı tarafından taşeron örgüt olarak kurulduğunu ve kullanıldığını bilmediği böylece ortaya çıktı.

ÖNCE YIK, SONRA YAP DÖNEMİ

Trump’ın seçim kampanyası sırasında dile getirdiği savaşlar için harcanmış 4-5 trilyon dolar, “müteahhit Trump” için geri kazanılması gereken bir paraydı. Bu rakam Suriye, Yemen, Libya, Irak gibi yakılıp yıkılmış ve yeniden imarı gereken ülkelerin ayağa kalkması için gerekli finansmanı da temsil ediyor.

Vekaletler savaşı, bombaların ne zaman ve nerede patlayacağının belli olmadığı, masum sivillerle masul sevil görünümlü teröristlerin ayırtedilemediği savaş yöntemidir.

Trump’ın geçiş yapmayı planladığı “yapım dönemi”, bir “yıkım döneminin” sonucudur. Bu yıkım döneminin kimin eseri olduğu sır değil. “Savaş tanrıları” olarak adlandırılan, Neo-Con olarak tanımlanan bir grubun/sermayenin yol açtığı bir dönemdir. En basit anlatım şekliyle, “enerji kaynaklarına hakim olmaktan silah ticaretine, kapitalizmden emperyalizme kadar geniş bir yelpazede kontrolü elinde tutan bir yapıdan/sistemdenden bahsediyoruz.

Bu yapı parti, ideoloji, din, etnik köken farkı gözetmeksizin her tür bağlantı kurabilen bir yeteneğe sahiptir. Bu anlamda Cumhuriyetçi Bush ailesi, Demokrat Clinton ailesibu yapının birer görevlisidir. Bu yapının finansörleri, küresel sermayeyi elinde tutan kişi, aile, şirketlerdir. Bu şirketlerin belkemiğini ise enerji, silah ve ilaç şirketleri oluşturur.

Trump, bu yapının sürdürmeye çalıştığı sisteme karşı olduğunu “biraz erken” açıkladı. Seçim kampanyası sırasında düşüncelerini dile getirse de, seçilebileceğine ihtimal verilmediği için dikkate alınmamıştı.

Seçilmesi ile girdikleri şoku çabuk atlatan savaş tanrıları, karşı saldırıya geçmekte gecikmedi.

ABD’nin ilginç diplomatlarından ve büyükelçilerinden Dennis Ross, Trump yönetiminin ısrarla Trump’ın Ortadoğu’ya sırt çeviremeyeceğini, "Trump yönetiminin daha önce hiçbir Amerikan başkanın karşı karşıya kalmadığı sorunlarla yüzleşeceğini” söylemesi, aslında bu savaşın sloganı niteliğinde.

DENNIS ROSS KİMDİR?

Ross, 2008’de, Barck Obama’nın başkan seçilmesinden önce Washington’da bulunan Bipartisan Policy Center bünyesinde İran üzerine bir rapor hazırlama amacıyla oluşturulan grupta yer almıştı. Grupta yer alan diğer isimler arasında Steve Rademaker (neo-con American Enterprise Institute’ta-AEI çalışan Danielle Pletka’nın eşi); AEI’dan Michael Rubin; neo-con Hudson Enstitüsü’nden Kenneth Weinstein; Paul Wolfowitz ile Douglas Feith için çalışmış olan iki eski Savunma Bakanlığı çalışanı ve İsrail yanlısı Washington Institute for Near East Policy’de (WINEP) çalışan David Makovsky’nin kardeşi Michael Makovsky bulunuyordu.

Grubun o dönemde yayınladığı rapor (“Meeting the Challenge: US Policy Towards Iranian Nuclear Development”), İran’a saldırılmadan önce, ona Amerika’nın tüm isteklerini kabul etmesi için bir fırsat sunulması gerektiği belirtiliyor. Rapordaki önerilerden bazıları, Amerikan başkanının görevi aldığı ilk günden itibaren olası bir saldırı için hazırlanması; İran bombalandıktan sonra da Amerikan güçlerinin bölgede kalması.

Son olarak ekleyelim: Dennis Ross merkezi Kudüs’te bulunan Yahudi Halkı Politikaları Planlama Enstitüsü’nün (Jewish People Policy Planning Institute) başkanlığını yaptı.

Başkan Trump, seçildiği günün ertesi günü Dennis Ross’un temsil ettiği güç odaklarını karşısında buldu.

İTTİFAKLAR SAVAŞI

Yerleşik sistemi korumaya çalışan savaş tanrılarının, hedef tahtasına oturttuğu Başkan Trump üzerinden Rusya’yı, İran’ı ve kendilerine karşı oluşan yeni ittifakları hedef aldığı biliniyor.

Donald Trump ve Vladimir Putin seçimlerden öncesinde ve sonrasında birbirleri hakkında olumlu ifadeler kullandı. Trump, defalarca Putin'in politik gücüne olan hayranlığını dile getirirken, Putin ise Trump'ın “parlak” ve “oldukça yetenekli” olduğunu söylemişti.

Barack Obama da başkanlığı döneminde NBC televizyonuna yaptığı açıklamalarda Rusya'nın hack'in arkasında olup olmadığını bilmediğini söyemiş ama ardından “bildiğim şey ise Donald Trump, Vladimir Putin'e olan hayranlığını defalarca ifade etti” demişti. 

“Rusya’nın Suriye özelinde Ortadoğu’da sağladığı başarının ve kurduğu dengenin, savaş tanrılarının planlarını bozduğu” artık kabul ediliyor. Bu başarı, İran’ın bölgedeki etkinliğinin önünü açtı. İran’ın etkinliği bölgedeki iki ülkeyi olumsuz etkiliyor; İsrail ve Suudi Arabistan.

Sözkonusu olumsuzluk iki ülkeyi müttefik haline getirirken, diğer Körfez ülkelerinin katılımıyla ititfaka dönüştü.

Bölgede böylece iki ititfak oluştu;

1-ABD’nin savaş tanrıları, İsrail, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, PYD/IŞİD ittifakı

2- Rusya, İran, Irak, Esad rejimi, İngiltere, Almanya, Fransa, Çin ittifakı.

Bu noktada İngiltere, Almanya, Fransa ve Çin’in ittifaka dahil olması Ortadoğu’dan ziyade güçler dağılımından kaynaklanıyor.

İngiltere, Ortadoğu’nun “eski sahibi” hasebiyle ve yeniden depreşen “üzerinden güneş batmayan imparatorluk” hayalleriyle bölgede liderliğe oynuyor.

Bu noktada İngiltere Başbakanı Theresa May'in, "nihayi bir anlaşma yapılmasından önce ABD'nin elçiliğini Kudüs'e taşıma ve Kudüs'ü İsrail'in başkenti tanıma kararına katılmıyoruz. Bunun bölgede barışa yardımcı olmayacağına inanıyoruz. İngiltere'nin büyükelçiliği Tel Aviv'dedir ve taşıma gibi bir planımız yok" açıklaması önemlidir.

Almanya ve Fransa, ABD’nin NATO, BM gibi uluslararası kuruluşlar eliyle Avrupa üzerinde kurduğu baskıya tepki olarak ittifakta yer alıyor.

Çin ise, bir süre sonra ABD’nin kendisini “yok edilmesi gereken düşman” kategorisine alacağının fakında ve “düşmanımın düşmanı dostumdur” felsefesi gereği ittifakta yer alıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, yeni ittifakların arasında kalmanın yanısıra kendi ülkesinde de zor bir sınav veriyor. Bu sınavındaki en büyük handikabı, Yahudi damat ve danışman Jared Kushner olarak ortaya çıkıyor. Kushner, Suudi Arabistan’la anlaşmanın, Riyad’daki prensler operasyonunun, İran’a karşı değişen politikanın ve Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak kabul edilmesinin mimarı olarak kabul ediliyor.

Bu politikalar ise, Trump’ın seçimlerden önceki plan ve projeleri ile uyuşmuyor.

Farklı bir strateji/taktik yoksa Trump, savaş tanrılarına teslim olmuş gibi görünüyor. Trump’ın teslim olması, savaşların, kan ve gözyaşının devam edeceği anlamına geliyor.

NOT: Savaş tanrısı Neo-Con’ların Türkiye ve Ortadoğu’da kimleri yerli işbirlikçi olarak kullandıklarını hatırlamakta fayda var. Rıza Sarraf ve Flaynn davaları basit birer rüşvet davası değil. Türkiye’de kurulduğu bilinen rüşvet çarkı, yeni ittifakta yer alan Türkiye’yi yeniden “kendi çizgilerine” çekmek için kullandıkları kozlarından biridir.

07.12.2017