ABD, AB’YE MAVİ BONCUK DAĞITIYOR

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Türkiye’ye İran ve Rusya’yla yakınlaşması konusunda uyarıda bulundu. Tillerson, Avrupa ile ilişkilerin çok sağlam olduğu vurgusu yaptı. Avrupa, bir yandan Brexit çalışmalarını yürütürken diğer yandan kendi içindeki sorunlarla boğuşuyor.

Celal ÇETİN

Washington merkezli düşünce kuruluşu Wilson Center’de “ABD ve Avrupa: Batı İttifaklarını Güçlendirmek” başlıklı konuşmasında Tillerson, Türkiye’yi NATO müttefiklerinin ortak savunmasına öncelik vermeye çağırdı.

Tillerson, “NATO müttefiki olarak Türkiye’den, NATO müttefiklerinin ortak savunmasına öncelik vermesini istiyoruz. İran ve Rusya, Türk halkına, Batı ülkeleri camiasına üye olmanın sağladığı ekonomik ve siyasi faydaları sunamaz” diye konuştu.

Konuşmasında Tillerson, Avrupa’ya, Amerika’nın, başta Rusya’dan gelen tehditlerle mücadele olmak üzere Avrupa’nın güvenliğine tam bağlılık gösterdiği yönünde güvence verdi.

Gelecek hafta bazı Avrupa başkentlerini kapsayan ziyareti öncesinde konuşan Tillerson, Avrupalı bir müttefikinin herhangi bir saldırıya uğraması durumunda NATO’nun 5’inci maddesi uyarınca Amerika’nın buna ilk yanıt verecek ülke olacağını belirtti.

Tillerson, “Avrupa’ya güvenlik ilişkilerimiz demir gibi sağlam” ifadesini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanı, “müttefikliklerin, mensupları yükümlülüklerini yerine getiremediği ya da bu konuda isteksiz olduğu takdirde bir anlam taşımadığını” kaydetti.

Konuşmasında Rusya’yı da ağır ifadelerle eleştiren Tillerson, bu ülkenin özellikle Gürcistan ve Ukrayna’daki askeri adımlarını ve Avrupa’nın seçimleri ve siyasetine müdahalelerini hedef aldı. Tillerson, bu tür davranışların kabul edilemez olduğunu ve uluslararası toplumun sorumlu bir üyesinin bu şekilde davranamayacağını söyledi.

TUSK’TAN RUSYA MESAJI

Öte yandan Brüksel'de yapılan Doğu Ortaklık Zirvesi'nin Rusya’ya karşı yapılmadığı mesajı geldi. Avrupa Birliği Konseyi başkanı Donald Tusk, zirvenin Rusya’ya karşı yapılmadığını belirterek, “zirve jeopolitik anlamda Rusya ile Avrupa Birliği arasında güzellik yarışması değil. Egemen ülkeler arasında gerçek bir ortaklık söz konusu” dedi.

Doğu Ortaklık Zirvesi'nde Avrupalı liderler aralarında Azerbaycan ve Ukrayna’nın da bulunduğu 6 eski sovyet ülkesi liderleri ile siyasi ve ekonomik ilişkileri geliştirmek amacıyla biraraya geldi. Zirvede siber saldırı konusu da masaya yatırıldı. İngiltere Başbakanı Theresa May geçtiğimiz günlerde Moskova yönetimini Brexit referandumuna müdahale etmek ve siber casusluk faaliyetleri yürütmekle suçlamıştı.

İNGİLTERE İLE AB ANLAŞTI MI?

İngiltere ile AB’nin Brexit kapsamında ayrılık faturası konusunda anlaşmaya vardığı iddia edildi. İngiliz basını AB’ye yapılacak ödemenin 45 ila 55 milyar Euro arasında olabileceğini öne sürdü. Berlin Güvenlik Konferansı’nda konuyu değerlendiren AB adına Brexit müzakerelerini yürüten Michel Barnier iddiaları doğrulamayarak müzakerelerin devam ettiğini belirterek, “28 ülkenin aldığı kararlar var. Fatura 27 ülkeye çıkarılmamalı. Birkaç gün içinde Avrupa Birliği Konseyi’ne yeterince ilerleme sağlandığını söylemek için çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Böylece Avrupa Birliği Konseyi müzakerelerin ikinci aşamasına geçilip geçilmeyeceğine karar verebilecek” dedi.

Daha önce İngiliz hükümeti Avrupa Birliği’ne 20 milyar Euro öneride bulunmuştu. Avrupa Parlamentosu Başkanı Antonio Tajani teklifi reddetmişti.

Geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Donald Tusk müzakerelerde ilerleme sağlanması için İngiltere’ye 10 gün süre tanımıştı. Tusk ve May 4 Aralık’ta Brexit müzakerelerini yeniden değerlendirecek.

Avrupa Birliği liderleri 14-15 Aralık’ta Brexit konusunu Brüksel’de masaya yatıracak. Brexit müzakerelerinin ikinci aşamasını oluşturan serbest ticaret görüşmelerinin başlatılıp başlatılmayacağı kararlaştırılacak.

Financial Times gazetesi, AB'nin Brexit müzakerecilerinin ilk hesaplarını gözden geçirdiklerini, 2019-2020 yıllarındaki tarım ve AB idari ücretlerinin İngiltere'nin ayrılık faturasının içine eklenmesi yönünde bazı üye ülkelerden talep aldıklarını belirterek faturanın 60 milyar Euro’dan 100 milyar Euro’ya çıktığını yazmıştı.

AB İngiltere'nin AB bütçesine katkıları da dahil olmak üzere üyelikten kaynaklanan borçlarını ödemesi gerektiğini söylüyor. AB İngiltere'yle ticaret anlaşmasının ön koşulu olarak yapılacak ödeme konusunda bir anlaşma hazırladı.

Önceki hesaplara göre AB'nin İngiltere'den istediği mali tutar 50 ya da 60 milyar euro civarındaydı.

Brexit kararıyla ekonomik büyümesi hız kesen İngiltere, bir yandan İngiliz sterlinindeki değer kaybı ile baş etmeye çalışırken diğer yandan ithal ürünlerin fiyatındaki artış, enflasyondaki yükseliş gibi makroekonomik dengeleri zora sokacak unsurları kontrol etme çabası içinde.

Muhafazakar Parti lideri ve Başbakan Theresa May'in, iktidarını güçlendirmek için haziran ayında gittiği erken seçimden büyük hasarla çıkması, Brexit müzakereleri olmak üzere, uluslararası alanda elini zayıflatmış durumda.

Ülkede çözüm bekleyen bir sorunu da terör saldırıları oluşturuyor. Mart ayından bu yana 5 terör saldırısına uğrayan ülke, teyakkuz seviyesini artırmakla birlikte soruna kalıcı çözüm bulmakta zorlanıyor.

Ülkeyi zora sokan diğer bir unsur da ayrılıkçı hareketler olarak ön plana çıkıyor. İskoçya ve Kuzey İrlanda'daki bu hareketlerin, Brexit'le beraber yeni bir ivme kazanacağı öngörülüyor.

ALMANYA

Brexitle meşgulken Almanya’daki hükümet krizi de Avrupa’yı etkiliyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in lideri olduğu Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisi ve hükümet ortağı Sosyal Demokrat Partinin (SPD) oy kaybetmesi, koalisyonu da zora soktu. SPD, hükümette yer almayacağını açıklarken, koalisyonun bu kez daha zorlu kurulacağı değerlendiriliyor.

24 Eylül’de seçim akşamı muhalefete çekileceğini açıklayan SPD ise, oluşan kamuoyu baskısı sonucu ayak sürüyerek koalisyon görüşmelerine evet demeye hazırlanıyor. Sosyal Demokratların bir bölümü, erken seçime gitmenin veya muhalefette kalmanın partiye zarar vereceğini düşünüyor. Ancak büyük koalisyonun yenilenmesinin, son seçimde tarihinin en kötü sonucunu alan partinin toparlanmasına imkan tanımayacağını ve bu nedenle Birlik Partileri’nin kuracağı azınlık hükümetini dışardan desteklemenin daha iyi olacağını dile getirenler de var.

Almanya’nın aşırı sağa kayması diğer üye ülkelerde endişeyle izleniyor. Almanya'da 24 Eylül’de yapılan genel seçimlerde ortaya çıkan tablo, hem ülke hem de AB için ciddi bir sorun teşkil ediyor. Seçimde yüzde 12,6 oranında oy alan Almanya için Alternatif (AfD) partisinin üçüncü parti olması ve bir önceki seçimlere göre oy oranını neredeyse ikiye katlaması alarma yol açtı. Böylelikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da ilk kez ırkçı bir parti meclise girmiş oldu.

Almanya’dan terör örgütü IŞİD’e katılmak için Suriye veya Irak’a giden ve burada radikalleşen kişilerin ülkeye döndüklerinde saldırılar yapmasından endişe ediliyor. Güvenlik birimleri ve hükümet bu konuda yasaları sertleştirerek önlem almaya çalışıyor.

Aşırı sağcı ve ırkçı söylemlerin artması ülkede yaşayan Müslümanlarda ve göçmen kökenlilerde korkuya sebep oluyor. Müslümanlar camilere ve kurdukları derneklere saldırıların artmasından endişe duyuyorlar.

FRANSA

Büyük umutlarla ve genç seçmenin oylarıyla seçilen ve parlamentoda yeterli desteği bulunmayan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, kararnameler yoluyla reformları hayata geçirmeye çalışması, ülke genelinde protesto ve grevlere yol açıyor. Olayların büyümesi durumunda, şiddete varan gösterilerin yaşanmasından endişe ediliyor.

Ocak 2015'te başlayan ve Kasım 2015'te 130 kişinin ölümüne yol açan terör saldırıları, halen güvenlik güçlerini hedef alan girişimlerle devam ediyor. Terör saldırısının ardından Kasım 2015'te yürürlüğe giren OHAL, altıncı kez uzatıldı. OHAL'in kalkmasının ardından yürürlüğe girecek terörle mücadele kanununun ise yetersiz ve etkisiz olacağı düşünülüyor.

Sığınmacı meselesi de çözüm bekleyen diğer bir sorun. Başka ülkelerden Fransa'ya gelen sığınmacıların içinde bulunduğu kötü koşullar, uzun bir süredir sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucuları tarafından eleştiriliyor. Fransa'da sığınmacıların kamplarda karşı karşıya olduğu olumsuz koşullar, uğradıkları kötü muamele, sistematik hale gelen polis şiddeti ve yetkililerin yardımlara yasak getirmesi dikkat çekiyor.

Terör ve sığınmacı sorunu, ülkede aşırı sağın güçlenmesine yol açıyor. Sorunların devam etmesi durumunda, Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağcıların daha da büyüyeceği, bunun da uzun vadede diğer ülkelerdeki AB karşıtı hareketleri cesaretlendireceği değerlendiriliyor. Le Pen'in haziran ayında ilk kez meclise girmesi ve babası Jean-Marie Le Pen'in 2002'de aldığı oy oranı olan yüzde 17,8'i yüzde 33,9'a çıkarması da bu gidişatı teyit ediyor.

İSPANYA

İspanya, ekonomik kriz ve işsizlik sorunlarının yanı sıra son dönemlerde özellikle Katalonya'daki ayrılıkçı girişimlerden dolayı Avrupa'nın "hasta adamı" olarak gösteriliyor.

Katalonya'da bağımsızlık girişimlerinin başarılı olması halinde bunun diğer ayrılıkçı bölgelerden Bask ve Galisya'ya da sıçrama olasılığı yüksek gösteriliyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, mevcut durumda dünyanın 13. büyük ekonomisi olan İspanya, buna rağmen 2016 yılı sonu itibariyle Gayrisafi Yurtiçi Hasılasının (GSYH) yüzde 99,40'ının kamu borcu olması ve işsizlik oranının yüzde 18,2 seviyesini bulmasıyla alarm veriyor.

AB ülkeleri arasında Yunanistan'dan sonra istihdam oranının en düşük olduğu İspanya'da, genç nüfustaki işsizlik yüzde 41 ile dikkati çekiyor.

İTALYA

İtalya'da siyasi istikrarsızlık temel sorun olarak öne çıkıyor. Beşinci yılına giren yasama döneminde merkez sol liderliğinde 3 ayrı koalisyon hükümetinin işbaşı yaptığı İtalya'da, ekonomik sorunlar ve göç dalgalarının buna neden olduğu düşünülüyor.

Mayıs 2018'de yapılacak genel seçimlere böyle bir ortamda gidecek olan ülkede, sağ partilere yönelik oy eğilimleri yükselişe geçmiş durumda. Seçimde, AB, NATO ve serbest ticaret karşıtı Beş Yıldız Hareketinin iktidara gelmesi durumunda Brüksel'le ilişkilerin gerilmesi bekleniyor.

Sağ partiler, merkez solun öncülük ettiği koalisyon iktidarını, uzun süre İtalya'da yasal şekilde bulunan göçmenlerin çocuklarına vatandaşlık verilmesi gibi konuları gündeme getirmesinden ve göçmenlere yönelik politikalarından ötürü eleştiriyor.

Dünyanın sekizinci, Avro Bölgesi'nin üçüncü büyük ekonomisi olan İtalya, bu güçlü konumuna karşın yüksek mali borç ve işsizlik oranıyla dikkati çekiyor.

Sığınmacı sorununda ön saflarda olan İtalya, Libya üzerinden yoğun sığınmacı akınıyla boğuşuyor.

AB'nin yeterli katkı sağlamamasından yakınan yetkililer, AB'yi sığınmacıların giriş yaptığı limanları kapatmakla tehdit ediyor. 2016 yılında 181 binin üzerinde sığınmacının Akdeniz üzerinden giriş yaptığı İtalya'dan AB'nin kota sistemiyle diğer üye ülkelere yerleştirilen sığınmacı sayısı 8 bin 500 civarında kalıyor.

29.11.2017