RİYAD, DİPLOMATİK LİDERLİĞE SOYUNDU

Suudi Arabistan’da gerçekleyen saray darbesi, veliaht prensin “Vahabilikten Ilımlı İslam’a geçiyoruz” açıklaması, İsrail, Mısır ve BAE ile bir eksen oluşturulması ile birlikte Riyad Ortadoğu’da diplomasinin merkezi haline dönüşüyor. Bölgede krize yol açan sorunların çözümü için başlatılan diplomatik görüşmelere evsahipliği yapan Riyad, ABD/israil ikilisinin tehdit/vaat teşvikiyle etkinliğini artırmaya çalışıyor.

Celal ÇETİN

Suudi Arabistan’ın önemli diplomatik atakları, Suriyeli muhaliflerin 21 Kasım’daki Riyad toplantısı ile başladı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr ve BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura'nın himayesinde yapılan görüşmelerin sonunda Suriyeli muhalifler bir sonuç bildirgesi kabul etti. Bildirgede Kürt sorununun taşıdığı öneme vurgu yapıldı, Suriye'nin toprak bütünlüğünün desteklendiği vurgulandı.

Belgede, "Delegeler, çok uluslu ve çok kültürlü, anayasanın tüm ulusal bileşenlerin haklarını garanti altına aldığı Suriye'ye bağlılıklarını teyit etti. Kürt sorunu ülkenin en önemli konularından biri ve ayrımcı politikaya son verilmeli" ifadeleri kullanıldı.

ESAD, GEÇİŞ SÜRECİNDE AYRILMALI

Bu arada muhalifler, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın siyasi geçiş sürecinin başında görevi bırakması ve baskıların sona ermesi gerektiğini savunmaya devam ediyor. Devlet kurumlarının korunması konusunda da mutabakat sağlayan muhalifler, silahlı kuvvetlerinse yeniden yapılanması gerektiğinin altını çizdi.

YABANCI MİLİTANLAR ÜLKEDEN AYRILSIN

Diğer taraftan her türlü terörle ve başta İran'ın olmak üzere dış müdahaleyle mücadele etme çağrısı da yapan muhalifler, yabancı militanlara ülkeden ayrılma çağrısı yaptı.

Riyad'da düzenlenen toplantının, başta Yüksek Müzakere Komitesi Başkanı Riyad Hicab ve diğer bazı muhalif liderlerin istifa etmesi nedeniyle ertelendiği iddia edilmişti.

Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) Başkanı Riyad Seyf, daha önce yaptığı açıklamada, Riyad'da düzenlenecek Suriye muhalefeti toplantısının, Cenevre'de yapılacak müzakerelerde muhaliflerin elini güçlendireceğini ve muhaliflerin vizyonunun net bir şekilde ortaya koyulacağını kaydetmişti

RİAD, TERÖRLE MÜCADELENİN DE MERKEZİ OLUYOR

Suudi Arabistan bir diğer önemli hamlesini, İslam Ülkeleri Terörle Mücadele Koalisyonu Savunma Bakanları toplantısının Riyad’da yapılmasını sağlayarak attı. Toplantıda, terör örgütlerini zayıflatma ve yok etme hedefiyle üye her ülkeye imkanlar ve isteği doğrultusunda askeri kabiliyet için gerekenleri sağlamanın önemine vurgu yapıldı.

Toplantısı sonuç bildirgesi, koalisyonun Genel Sekreteri Abdulilah bin Osman es-Salih tarafından okundu.

Açıklamaya göre, koalisyon ülkelerinin savunma bakanları, terör tehdidini savuşturmak ve terörün karşısında yer almak için çabaları koordine etme ve birleştirme konusunda kararlı olduklarını ifade etti.

Terör tehlikesine karşı organize ekip çalışmasının, kapsamlı stratejik planlamanın ve ortak çabanın önemine vurgu yapan bakanlar, kendi ülkelerinde çatışmaları ve mezhepçiliği kızıştırmak, kaos ve huzursuzluğu artırmak isteyenleri engellemenin gerekliliğine dikkati çekti.

HER ALANDA MÜCADELE

Bakanlar, askeri, ideolojik alanlarda, medyada ve finans kaynaklarının kurutulması şeklinde dört yolla terörle mücadele konusunda anlaştı.

Askeri açıdan, terör örgütlerini zayıflatmak, yok etmek, yeniden toparlanmasına imkan vermemek için koalisyon ülkelerine askeri kabiliyet konusunda gerekenlerin sağlanması, koalisyonun çalışmaları çerçevesinde herhangi bir askeri operasyona, üye ülkelerin, isteği ve kendisine verilen imkan doğrultusunda katılmasının önemine vurgu yapıldı.

Bu çerçevede koalisyon merkezinin, askeri çabaları koordine etme, tamamlama, istihbarat paylaşımı sağlama, gerekli ortak tatbikatları düzenlemedeki rolünün önemine değinildi.

İdeolojik açıdan, terörün medya üzerinden verdiği mesajların yanlışlığını ortaya çıkarmak için çaba sarf etme konusunda taahhütte bulunuldu.

Teröre bilimsel araçlarla ve İslami değerleri doğru ifade ederek karşı koyulması konusunda anlaşıldığı kaydedildi. Ayrıca birlik, barış, adalet ve güven içinde yaşama olgusunu sağlayan ılımlı İslamın doğru yansıtılması gerektiği konusunda uzlaşıldığı aktarıldı.

TEHDİT VE VAATLE KANDIRILAN RİYAD

Suudi Arabistan’daki değişim beklenmekle birlikte şaşırtıcı bir hızla gerçekleşiyor. Sözkonusu değişimin, Trump’ın Suudileri ''dünyanın en büyük terör finansörü'' olarak tanımlamasının hemen ardından başlaması, üzerinde durulması gereken bir konu. Ayrıca 2016’da ABD’de “11 Eylül” tasarısı olarak bilinen Terörizmin Sponsorlarına Karşı Adalet Yasası’nın onaylanmasıyla Suudi Arabistan’ın ABD’deki 750 milyar dolar yatırımının tehlikeye girmsi, açılacak davalarda, tazminat teminatı olması nedeniyle bu varlıklara el koyma ve dondurma ihtimali de Riyad’ın ılımlı İslam’a yönelmesinde önemli bir etken oldu.

Suudi yetkililer yasanın onaylanmasından önce yasalaşması halinde ABD’de bulunan yatırımlarını geri çekeceklerini açıklamışlardı. Ancak Ruyad yatırımlarını çekmediği gibi, ABD ile önemli askeri/ekonomik anlaşmalar yaptı.

Suudi Arabistan’ın ABD’de toplam 750 milyar dolarlık yatırımı bulunuyor. Bunun 170 milyar dolarlık bölümünün ABD tahvil, geri kalan kısmının ise şirket hisseleri ve diğer varlıklar olarak belirtiliyor.

ABD’nin ülkede bulunan Suudi varlıklarına el koyma veya dondurma tehdidine konu olan yatırımların büyük çoğunluğu, saray darbesi ile gözaltına alınan prenslere ve üst düzey kraliyet üyelerine ait. Bunların başında, 17.2 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin insanlarından biri olan Prens El Velid Bin Talal El Saud geliyor. ABD’de başta Citigroup, 21st Century Fox, Apple, Twitter, Coca-Cola, AOL Time Warner, Euro Disney, Ebay ve Lyft olmak üzere pek çok dev şirkette yatırımı bulunan El Velid dahil tutuklanan 11 prens, 4 bakan ve çok sayıda üst düzey görevlinin banka hesapları donduruldu ve tüm varlıklarına el kondu.

Suudi Arabistan, bir yandan ekonomik silahla tehdit edilirken diğer yandan “bölgenin Sünni liderliği” vaadiyle ABD/İsrail ikilisinin bölgedeki emir eri haline dönüştürüldü. Riyad’ın Sünni liderliği vaadine inanmasının ve İsrail’le ittifakın temelinde İran’la olan rekabeti/düşmanlığı etkili oldu.

TARİHİ TERSİNE ÇEVİRMEK

Suudi Arabistan, Sünni Arap dünyasını İsrail’in ulusal çıkarları doğrultusunda İran’ın karşısına çıkarma planları başarıya ulaşır mı, bilinmez. Ancak 1948 Arap-İsrail savaşını yaşamış Arap coğrafyasının şimdi İsrail’in yanında İran’a karşı ittifak oluşturmasını İsrail’in başarısı olarak kabul etmek gerekiyor.

Öte yandan 1948’de İsrail’e karşı savaşan ve kaybeden Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak’ın bu hezimeti unutup İsrail’in koruma kalkanı görevini kabul edip etmeyeceği de henüz bilinmiyor. Mısırın da Araplar’ın liderliği hedeflerinden vazgeçmediği düşünülürse Riyad’ın Sünni liderlik hayalinin gerçekleşmesi zor gibi görünüyor.

DEĞİŞİM KURTARABİLİR Mİ?

Suudi Arabistan’ın ABD ve İsrail’in tehditlerine boyun eğerek verilen görevleri kabul etmesi Riyad’ı kaçınılmaz sondan kurtarmaya yeter mi? Suudi Arabistan’ın mozaik nüfus yapısı ve Şii varlığı, Rİyad’ın kabusu oluyor.

Suudi Arabistan’a (bölgesel anlamda) belirli bir mezhebi çoğunluk hakim değil. Vahhabi-Selefi akımın kendi içinde yaşadığı kadar Sünni ve Şiiler arasında bir ikilem yaşanmış değil. Yani Vahabilik içindeki ayrışma, Şii-Sünni ayrışmasından daha büyük tehdit. öte yandan, Selefi-Vehhabilerin dışında kalan mezheplere karşı bir baskı süregeldi. İstisnasız (resmi mezhebin dışındaki) tüm mezhepler kendilerine dayatılan dini ve siyasi bir baskıyla karşı karşıya bulunuyor.

Suudi Arabistan’daki Şiilerin yaşadığı coğrafya Doğu bölgesiyle sınırlı değil. Bugün Şiiler, başkent dahil olmak üzere Suudi Arabistan’ın her bölgesinde bulunuyor.

Demografik yapının bir diğer ilginç boyutu, Yahudi Araplar gerçeği. Yahudi Arap azınlıklar, İsrail kurulana kadar Suudi Arabistan’ın güneyinde yaşıyordu.

Sonuç olarak Suudi Arabistan’ın nüfus yapısı homojen ve birbiri ile uyumlu enik/mezhep temeline dayanmıyor. Olası bir karşı hamlede içten karışmaya müsait bir yapıya sahip bulunuyor.

Bu gerçeklere, ABD içinde İsrail’e karşı yükselen tepkileri, “İsrail’i daha ne kadar sırtımızda taşıyacağız” sorgusunu da eklemekte fayda var.

Riyad, üstlendiği ABD’nin jandarmalığının bedelini iç karışıklığı ile ağır biçimde ödeme riski taşıyor.

27.11.2017