STRATEJİK KOMUTAN DA TRUMP’A KARŞI

Nükleer bomba düğmesine basma yetkisine sahip olan en üst düzeydeki isim Amerika Stratejik Kuvvetler STRATCOM’un Komutanı General John Hyten, Başkan Donald Trump’tan ya da herhangi bir halefinden gelebilecek nükleer saldırı emrinin kanunsuz olması durumunda buna karşı çıkacağını belirtti. Trump’ın çevresindeki yargı çemberi de giderek daralıyor.

Celal ÇETİN

STRATCOM’un eski komutanı general Robert Kehler’den sonra şimdiki komutanı da, ABD askerlerinin başkanın nükleer saldırı yönündeki “yasa dışı emrine karşı çıkacaklarını” belirtti.

Kehler, ABD askerlerinin, başkanın nükleer saldırı yönündeki ‘yasa dışı emrini’ yerine getirmeme hakkına sahip olduklarını söylemişti.

Aynı zamanda hava kuvvetleri Generali olan John Hyten, Halifax’ta düzenlenen Uluslararası Güvenlik Forumu’nda bu açıklamayı yaptı. Hyten, “Eğer kanunsuzsa ne olacak? Ben Sayın Başkan bu kanunsuz diyeceğim ve o ne yapacak? O da yasal olan nedir diyecek?” şeklinde konuştu. “Her çeşit duruma karşılık vermek için seçenekleri gündeme getireceğiz, işler böyle yürür, çok karışık değil” diyen Hyten, Trump’ın nükleer saldırı düzenlenmesine karar vermesi durumunda kendisine yasal olan saldırı seçeneklerini sunacağını kaydetti.

BİZ APTAL DEĞİLİZ

Hyten, konuyla ilgili Trump’la görüştüğünü de belirtti ve “Bazıları aptal olduğumuzu düşünebilir. Aptal insanlar değiliz. Bu konularla ilgili çok düşünüyoruz. Böyle bir soumluluğunuz olduğunda nasıl düşünmessiniz, Yasal olmayan emirlere uymayacağım. Bunun için hayatınızın geri kalanını cezaevinde geçirebilirsiniz" dedi.

Savaş durumundaki yasalarla ilgili yıllardır çalıştığını ve Başkan’ın herhangi bir saldırı başlatmadan önce değerlendirmesi gereken kriterler olduğunu söyleyen Hyten, bu kriterleri; gereklilik, ayırım, orantılılık ve gereksiz acı olarak niteledi.

Hyten’ın sözleri Amerikalı senatörlerin Başkan’ın nükleer saldırı başlatma yetkisini tartışmasından birkaç gün sonra geldi. Bazı senatörler Başkan Donald Trump’ın sorumsuzca nükleer saldırı emrini verebileceği endişesi taşıdıklarını belirtti. Bazı senatörlere göre ise bir başkan avukatlara danışmadan böyle bir yetkiye sahip olmalı. Bu, konuyla ilgili olarak 40 yıldan fazla bir süredir yapılan ilk Senato oturumu oldu.

Geçen ay Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun Cumhuriyetçi Başkanı Senatör Bob Corker Trump’ı ülkeyi Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru götürmekle suçlamıştı.

Trump, Ağustos ayında Kuzey Kore’nin Amerika’yı tehdit etmesi durumunda bu ülkeye yönelik olarak dünyanın daha önce hiç görmediği ateş ve öfkenin başlayacağını belirtmişti.

HÜKÜMET KARMAŞA İÇİNDE

ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas da, Şubat ayında Amerikan hükümetinin “kaçınılmaz bir karmaşa içinde” olduğunu ve bu durumun IŞİD’le mücadeleyi olumsuz etkileyeceğini söylemişti.

Thomas, “Bir komutan olarak hükümetimizin mümkün olduğunca istikrarlı olması konusunda endişelerim var. Politik istikrarsızlığın devam eden askeri operasyonlara yönelik sonuçları olabilir” demişti.

Thomas, PKK’ya ismini değiştirmesini teklif ettiklerini açıklayan general olarak tanınıyor. ABD Özel Kuvvetler Komutanı Thomas, “2015'te doğrudan PKK'nın lider kadrosuyla görüştüm. Onlara ‘Arkadaşlar, şirket (örgüt) adınızı değiştirmeniz gerekiyor’ dedim. Bir gün sonra geldiler. ‘Bizim adımız artık SDG-Suriye Demokratik Güçleri’ dediler. Demokrasi kavramını bir şekilde yeni isme sokmak bana dahiyane bir fikir gibi geldi” şeklinde konuşmuştu.

ABD’NİN İKİYÜZLÜLÜĞÜ, PYD-IŞİD ORTAKLIĞI

ABD’li generalin ve Başkan Trump’ın, “IŞİD’le mücadeleye” atıfta bulunurken, PKK/PYD ile IŞİD arasında “gizli bir anlaşma” yapıldığı ortaya çıkmıştı. İngiliz haber kanalı BBC'nin, ABD destekli PKK/PYD ile IŞİD arasındaki anlaşmayı "gizli anlaşma" olarak duyurması üzerine, ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyonun sözcüsü Albay Ryan Dillon, Twitter hesabından konuyla ilgili bir açıklama yaptı.

Dillon mesajında, “Bu bir sır değil. Koalisyon 10 ve 14 Ekim'de basın açıklamaları yaptı, BBC Radyo dahil birçok haber kuruluşu ile konuştu. Bu yerel bir soruna yerel bir çözümdü. Koalisyon tamamen katılmasa da ortaklarımızın kararına saygı duyduk” diyerek anlaşmayı onayladıklarını itiraf etmişti.

YARGI KISKACI DARALIYOR

Askeri cenahtan peş peşe gelen uyarıların yanısıra Trump’ın yargı kıskacı da daralıyor.

ABD’de Rusya’nın geçen yılki başkanlık seçimlerine Donald Trump lehine müdahale edip etmediği yönündeki soruşturma ilerliyor. Soruşturmayı yürüten Özel Savcı Robert Mueller’in hazırladığı iddianamenin, geçen cuma Büyük Jüri tarafından kabul edilmesinin ardından,  hafta başında ilk gözaltılar gelmişti. ABD Başkanı Trump’ın eski kampanya yöneticisi Paul Manafort ile iş ortağı Rick Gates’in yanısıra eski danışmanı George Papadopoulos, bu kapsamda ilk ifadesi alınan isimler olmuştu. Mahkemenin davaya ilişkin açıkladığı bazı belgeler, Trump’ın Rus meselesiyle ilgili yalan söylediğini gösterdi. Trump, daha önce seçim ekibinden herhangi bir kişinin Rusya ile bağlantısı olup olmadığını bilmediğini belirtmişti. Adalet Bakanı Jeff Sessions da Senato’da verdği ifadede aynı şeyi söylemişti. Ancak mahkemenin yayımladığı belgeler, bunun aksini ortaya koydu.

Belgelere göre 31 Mart 2016 tarihinde, Trump’la dış politika ekibi arasına bir toplantı yapıldı. Toplantıda yer alan George Papadopoulos, Rusya’nın İngiltere Büyükelçisi’nin arkadaşı olduğunu ve onun yardımıyla Trump ile Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin arasında bir görüşme ayarlayabileceğini söyledi. Trump’ın ekibinin eski bir üyesi, New York Times’a yaptığı açıklamada “Öneriyi ilgiyle dinlediğini, ancak ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ demediğini” söyledi. O dönem ekipte yer alan J. D. Gordon, Trump’ın başkanlığından sonra Adalet Bakanlığı’na getirilen Jeff Sessions’ın ise öneriye karşı çıktığını söyledi. Bu belgeler, Trump’ın Rus bağlantısından bizzat haberdar olduğuna dair ilk somut kanıtı teşkil ediyor.

İkinci bir gelişme de Kushner cephesinde yaşandı. Trump’ın kızı Ivanka’nın eşi ve başdanışmanı olan Jared Kushner’ın, Özel Savcı Mueller’in talebi üzerine mahkemeye bazı belgeler sunduğu belirtildi. CNN televizyonunun ‘konuya hakim kaynaklara’ dayandırdığı habere göre, Mueller’in ilgisi son dönemde Kushner’a yöneldi. Sorgulanan kişilere, Trump’ın FBI Direktörü James Comey’i görevde almasında Kushner’ın etkisinin olup olmadığı soruldu. Beyaz Saray’a yakın kaynaklar, Kushner’ın seçim sürecine ve Rusya bağlantılarına dair kendisinden talep edilen belgeleri mahkemeye sunduğu belirtildi. Belgelerin içeriği açıklanmazken, soruşturmanın Trump’ın en yakın çevresine ulaşmadı dikkat çekti.

19.11.2017