KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURABİLMEK

Çocuk yetiştirmenin temeli sevgidir. Doğru bir tespit. Ancak sevgi kavramından önce saygı ve bilgiye dayalı sevgi gelir. Bilgisiz sevgi, sevgisizlikle eşdeğer sonuçlar doğurabilir. Sevgi adına izole bir hayat yaşayan, sorumluluk duygusu gelişmeyen çocukların geleceğe tutunabilecek dalları da kesilmiş demektir.

Gökhan BAYSAL

Beni en çok üzen şey; tanıdığım bir sürü pırıl pırıl insanın enerjisini, zamanını “Yanlışın yanlış olduğunu anlatmaya çalışmak” için harcaması.

Yapılması gerekli mi?

Kesinlikle gerekli

Fakat bu insanların başka konulara da zaman ayırmaları gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle hem ülke hem de kendileri için çok daha iyi şeyler yapabilir ve/veya üretebilirler

Örneğin çocuklar, çocuklarımız.

İşin doğrusu benim yaşımdaki birçok arkadaşım için doğru kelime “Torun.” 

“Çocuklar geleceğimiz, çocuklarımı çok seviyorum, onlar benim her şeyim” gibi lafları hep duyarız. Fakat yine farkında olmadan ve istemeden çocuklarımıza kötülük yaparız.

Nasıl mı?

Buna kendi çevremde gördüklerimi anlatmakla başlayayım.

ÖRNEK:1

Bir yakınımızın erkek çocuğu. Hali vakti oldukça iyi bir aileden geliyor. Babaannesi şeker gibi bir kadıncağızdı.
Oğlu ile aynı binada oturduklarından oğluna da torununa da çok yakındı.

Torununu çok severdi. Öylesine severdi ki, evde sevmediği bir yemek olduğunda torunu üzülmesin diye alıp dışarıda yemek yedirirdi.

Torununu bir nevi kendi koruması altına almıştı. Oğlu ve gelininin çocuk üzerinde çok fazla söz hakkı kalmamıştı.
Uzatmayalım.

Bu çocuk büyüdü, şimdi 40’li yaşların ortalarında olmalı.

İnanır mısınız, hayatı boyunca bir işe girip çalış(a)madı bu çocuk.

Bir ara çok kısa süreli bir işe girdi, ama yapamadı.

Bu nedenle özellikle “çalışmadı” değil “çalışamadı” dedim.

Ailesinden kalan evleri teker teker sattı. Şu anda elinde fazla bir şey kalmadı.

Babaannesi böyle olacağını bilseydi torununa bu kötülüğü yapar mıydı?

Asla…

ÖRNEK-2

Mahallemizde yaşayan bizden büyük bir abimizdi.

“Muhabbeti çok iyidir“ dediğimiz insanlar vardır ya, onlardan. Herkes sever onu.

Sabahları saat 10 gibi kahveye gelir bütün gün oyun oynar, muhabbet eder akşamları evine gider/di.

Nasıl geçinir/di?

Babadan kalan bir iki dükkanın kirası ile orta halli bir yaşamı vardı.

Babası cumhuriyet Türkiyesi’ndeki ilk araba lastiği üreten fabrikasının sahibi.

Bu abimizin de hayatının çok büyük bir bölümünde bir işi olmamış.

Annesini, babasını, büyük annesini, büyük babasını tanımadım ama çocuklarını nasıl yetiştirdiklerini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Ailesi, çocuklarına kötülük olsun diye mi böyle yetiştirmişlerdi onu?

Asla...

Hep olumsuz örnekler mi gördüm?

Hayır.

Lisede bir arkadaşımız vardı. Sınıftaki en efendi ve çalışkan kişiydi diyebilirim.

Onların da durumları gayet iyiydi. Babasının Gazlıçeşme’de deri fabrikası vardı.

Bizim sınıfımız sabahçıydı. Öğlen okuldan çıkıp evimize giderken o trene binip Gazliçeşme’ye gider akşama kadar fabrikada çalışırdı.

Şu anki durumunun oldukça iyi olduğunu tahmin etmeniz zor olmasa gerek.

“Tamam ama bunlar hep uç örnekler” diyebilirsiniz.

Devam edelim.

ÖRNEK-3

Mahalle bakkalımızdı. Lise mezunu, deyim yerindeyse hasbelkader bakkallık işine girmiş biriydi.

Hafta sonu bir şey almaya gittiğimde eğer müsait ise en az 10-15 dakika konuşurduk.

Benim kızım ile aynı yaşlarda, yani o zamanlar 3-4 yaşlarında bir kızı vardı ve ablasının (hala) kızını çok şımartmasından şikayetçiydi. Ablasının pisikolog olduğunu biliyordum.

“Peki ama ablan bu işleri bizden daha iyi biliyor olması gerekmez mi?” diye sordum.

“Amaaan boşver kitaplarda yazanı; o benim yeğenim istediğim gibi severim” diyormuş hala.

İlginç değil mi...

ÖRNEK-4

Bir akadaşım kızının 12 sene boyunca hemen hergün servise geç kaldığını. Hatta bazen servis gelip korna çaldığında yataktan bile kalkmamış olduğunu söylemişti.

Servisin geliş saati tabiki hep aynı.

Peki problem nerede?

Cevap: Annesi kızını sabahları kaldırmaya kıyamıyordu.

Bu kızımız üniversiteyi Almanya’da okudu ve bir sınavına saat 09:00 yerine 09:01 de geldiği için giremedi ve sınıfta kaldı.
Kızımın Alman arkadaşlarından bazıları lise eğitimini tamamladıktan sonra Avustralya’ya gittiler.

Bu “Backpack“ denilen sırt çantası ile yapılan, para kazanmak için tarlada çalışmayı da gerektiren türden bir seyahat.

Bu çocukların hepsinin ailesi çocuklarına Avustralya uçak biletini çok rahatlıkla alabilecek imkana sahipler.

Ama almadılar, çocuklar bu biletin parasını çıkarmak için bir sene öncesinden senelik toplam 10 hafta olan tatillerinin büyük bir bölümünde bilet parasını çıkarmak için çalıştı.

ÖRNEK-5

Almanya’da doğup büyümüş 18 yaşında bir genç kız. Türk.

Annesi ve babası her ikisi de üniversite eğitimi almış.

Bu kızımız ailesinden yaklaşık 100 km mesafede bir üniversiteye girdi ve bir evi bir kız arkadaşı ile paylaşmaya başladı.

Ailenin yetiştirme tarzına ilişkin en ufak bir bilgim yok. Fakat konuştuğunuzda karşınızdakinin 18 yasında bir genç kızdan çok, çocukluktan çıkamamış biri olduğunu hemen anlıyorsunuz.

Yalnız yaşamak adına hiç bir hazırlığı yok.

Annesi her gün yemek yapıp getirmeyi teklif ediyor.

Eşinizin hamile olduğunun farkına varması yaklaşık olarak 1-1,5 aylık bir süreç. Dolayısıyla yine yaklaşık olarak 7,5-8 ay öncesinden bir çocuğunuzun olacağını biliyorsunuz. Yani hazırlıksız yakalanmıyorsunuz.

Bu da çocuğunuzu nasıl yetiştireceğinizi düşünmeniz ve bu konu hakkında kitap okumanız için size yeterli bir süre sağlıyor.
Okuduklarım, yaşadıklarım ve çevremdeki gözlemlerden çıkarttığım sonuç şu oldu.

Bizim çocuğumuz öncelikle “kendi ayakları üzerinde durabilleyi” öğrenmeli.

Gerçekten, o zamana kadar ülkemizde ne denli özgüveni eksik çocuklar yetiştirildiğinin farkına varamamıştım.

Ve bu anlamda benim çocuğum yürümeye başladığında elbette düşecek, fakat ben ayağa kalkması için kesinlikle ona yardıma gitmeyeceğim demiştim.

Ona kendi kendine ayağa kalkması şansını verecektim.

Çocuğunuz söylediğinizi değil, gördüklerini yapar.

Siz istediğiniz kadar, “kızım/oğlum ….. yapmalısın” deyin.

Eğer yaptıklarınız dedikleriniz ile tutarlı değilse, çocuğunuz sizde gördüğünü yapacaktır.

Lütfen çocuğunuza, torununuza “ucuz sevgi” vermeyin.
Onun kendi ayakları üstünde durmasına müsade edin.

Durumunuz iyi olsa dahi ona rahat bir hayat sunmayın.

Ona, sürekli olarak yaşına uygun sorumluluklar verin. 

Ona, kendinizi rahatlatıcı ama onu yıkıcı ucuz sevgiyi değil.

Ona, zor olanını yani “gerçek sevgiyi” verin.

Çünkü sevgi; siz onun hayatından çıkıp gittiğiz zaman onun ayakta kalmasını sağlamaktır.

ÇOCUK SİZİ TEST EDER

Bir örnek de benden olsun. (CÇ)

Yıl 2000. Marmara depreminden bir yıl sonra. İş için trenle İstanbul’a gidiyorum. Yanımdaki koltukta kamuda çalışan bir mühendis oturuyor. Sohbet ediyoruz. 9-10 yaşlarındaki kendi erkek çocuğundan örnek vererek çocukların ebeveynlerini nasıl test ettiklerini anlattı:

Mühendisin eşinin ailesi Almanya’da yaşıyormuş. 1999 depremi sırasında mühendis Almanya’daymış. Deprem olunca göreve çağırmışlar. Çocuğu da tutturmuş, “ben de gideceğim” diye. Beraberinde getirmek zorunda kalmış, deprem bölgesini dolaşıyorlar.

Çocuk dikkatli bir şekilde çevresini süzerek bir şey arıyormuş. Baba sormuş;

- Oğlum ne arıyorsun?

- Baba sen haklıymışsın.

- Hangi konuda oğlum?

- Hep derdin ya, “Allah çok adildir” diye. Bak, Allah kullarının evini yıkmış ama kendi evlerini de yıkmış.

“O anda düşündüm” diyor baba. Depremde tüm camiler yıkılmıştı, oğlum kendi gözleriyle görerek benim söylediklerimi test etti.”

05.11.2017