YEMEN’DEN SONRA SIRA LÜBNAN’DA

Lübnan Başbakanı Refik Hariri, İran’ı suçlayarak istifa etti. Hariri’nin istifası İran ve Suudi Arabistan arasında karşılıklı suçlamalara yol açarken Yemen’in ardından Lübnan’ın İran ve Suudi Arabistan üzerinden uluslararası hesaplaşmanın yeni sahnesi olabileceği belirtiliyor.

Celal ÇETİN

Hariri, Suudi Arabistan'da televizyondan yayınlanan açıklamasında İran'ın ülkedeki etkisini de sert bir şekilde eleştirdi.

Hariri konuşmasında İran'ı Lübnan da dahil bir dizi ülkede "Korku ve yıkımın tohumlarını ekmekle" suçladı.

Hariri geçen yıl Kasım ayında başbakan ilan edilmişti. 2009-2011 yıllarında da bu görevi yürütmüştü. İki yıllık siyasi çıkmazdan sonra göreve geldiğinde "Lübnan için yeni bir dönem" sözü vermişti.

Hariri konuşmasında, "Şehit Refik Hariri'nin suikaste uğramasından öncekine benzer bir iklimde yaşıyoruz" dedi ve şöyle devam etti:

"Hayatımı hedef alacak bir planın gizlice hazırlandığını hissediyorum."

Hariri, Lübnan'daki İran destekli Hizbullah örgütünü de sözleriyle hedef aldı.

Lübnanlı Dürzi lider Canbolat ülkenin ''Lübnan'daki İranlılarla' savaşı göze alamayacağı' yorumunu yaptı. Suudi Arabistan televizyonu ise birkaç gün önce Hariri'ye yönelik bir suikast teşebbüsünün önlendiği iddiasında bulundu.

Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin İran'ı işaret ederek istifasının Suudi yetkililer tarafından hoşnutlukla karşılandığı yorumu Reuters tarafından yapılırken, İranlı yetkililer ise olayla ilgili olarak ülke dışındaki dinamikleri işaret etti.

Hamaney'in danışmanlarından Hüseyin Şeyh el İslam, İran devlet televizyonuna konuşarak "Hariri'nin istifası ABD Başkanı Donald Trump'ın ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed bin Selman'ın planı doğrultusunda gerçekleşti" şeklinde yorum yaptı.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Bahram Ghassemi ise yaptığı açıklamada, "İran'a yönelik gerçek olmayan ve temelsiz suçlamaların tekrarı, istifanın Lübnan'da ve bölgede gerilim yaratmak için tasarlandığını gösteriyor" dedi.

Hariri'nin istifasının, Lübnan'ı Suudi-İran çekişmesinin bir parçası olmaya ittiği ve Lübnan'daki Şii ve Sunniler arasındaki gerilimi artırabileceği yorumları yapılıyor.

Hariri'nin son günlerde birden fazla kez İran karşıtı Suudi Arabistan'ı ziyaret ettiği ve Cuma günü yine Suudi Arabistan'a gittiği belirtiliyor.

Geçen hafta Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da Hariri ile buluşan Arap Körfez İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Tamer el Sabhan ise Hariri'nin, istifasını açıklarken kullanmış olduğu, Lübnan'ın 'kendisine uzanan kötü niyetli elleri keseceği' şeklindeki sözlerine gönderme yaparak "İhanet ve saldırganlık (gösterenlerin elleri) kesilmeli" şeklinde tweet attı.

Lübnanlı Dürzi lider ve siyasetçi Velid Canbolat ise Hariri'nin istifasından endişe duyduğunu söyledi ve "'Lübnan'daki İranlılarla' savaşı göze alamayız" diye konuştu. Bölgede şartların Suudi Arabistan ve İran arasında bir diyaloğa elverişli hale gelmesini beklemek gerektiğini söyleyen Canbolat, Lübnan Hizbullahı ile uzlaşmacı bir tutum içinde olunması gerektiğini savundu.

HARİRİ'YE SUİKAST ÖNLENDİ

Öte yandan Suudi menşeli Arap televizyonu al Arabiya el Hadas, ismini vermediği bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Hariri'nin istifasından bir kaç gün önce, Beyrut'ta Hariri'ye yönelik bir suikast teşebbüsünün önlendiğini iddia etti. 

Hariri dün İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in baş danışmanı Ali Ekber Velayeti'yle görüşmüş daha sonra ise Suudi Arabistan'a gitmişti. Velayati, Hariri’nin kurmuş olduğu koalisyonu 'zafer' ve 'büyük başarı' sözcükleriyle tanımlamış, el Sabhan ise 'sürpriz gelişmelerin' yaşanabileceği vaadinde bulunmuştu.

NEDEN LÜBNAN?

Suudi Arabistan’ın Lübnan’a yönelik politikasının arkasında bu ülkenin İran’a açık tavır koymaması yatıyor. Arap Birliği üyesi olan Lübnan, diğer iki üye olan Irak ve Suriye’ye yakın politikalar izlemekle eleştiriliyor.

Aslında Lübnan ile Suudi Arabistan arasındaki krizin temel sebebi, Hizbullah’ın Lübnan siyasetini İran safına çekmesi. Ama Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun resmi açıklamasında, “Lübnan’ın, Suudi Arabistan’ın İran’daki diplomatik temsilciliklerine yapılan saldırıları kınamaması” neden olarak açıklandı. Buna ek olarak İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplantısında Lübnan’ın, “Suudi Arabistan’ın İran’daki diplomatik temsilciliklerine yönelik saldırılar sonrasında Tahran’a yönelik kınama kararında çekimser oy kullanması” da buna eklenince, Suudi Arabistan ve ‘yaver ülkeleri’ Lübnan’a bazı yaptırımlarda bulunmaya başladılar.

İran’ın Şii mezhepçi politikalarına Sünni mezhepçi politika ile cevap veren Suudi Arabistan kendisini, Sünni Müslümanların lideri konumuna getirmeye çalışıyor. Ortadoğu’da yıllardır yaşanan Şii-Sünni çekişmesi Suriye iç savaşıyla zirveye ulaştı. Suriye’deki vekalet savaşı ve mezhepsel gerilim Yemen’e kadar uzandı 

LÜBNAN, İKİNCİ YEMEN Mİ OLACAK?

Tahran-Riyad rekabetinin diğer bir alanı Yemen. Suudi Arabistan’ın ‘yumuşak karnı’ niteliğindeki bu ülkede Şii gruplara verdiği destekle Tahran, kelimenin tam anlamıyla Riyad’ın nasırına basıyor. Yemen’de Şiilerin başarı kazanması durumunda bunun hem petrol sevkiyatını tehlikeye düşüreceğini hem de kendi ülkesindeki Şii nüfusun kontrol altında tutulmasını zorlaştıracağını düşünen Suudiler, bazı Arap ülkelerini de yanlarına alarak başlattıkları Yemen’e yönelik çok uluslu müdahalenin dozunu zaman zaman artırıyorlar.

Yemen’de Şii gruplara destek veren İran, Suudi Arabistan’ı köşeye sıkıştırmak için çabalıyor. Suud Yönetimi, petrol geçiş güzergahında stratejik konumda olan Yemen’de, Şiilerin başarı kazanması durumunda petrol sevkiyatının tehlikeye düşeceğini ve kendi ülkesindeki Şii nüfusun kontrol altında tutulmasının zorlaşacağını düşünüyor. Suriye’de yaşanan gelişmelerinin gölgesinde kalan Yemen’de Suud Yönetimi çok sayıda sivilin de ölmesine sebep oluyor.

Irak’taki İran-Suudi rekabetinin ana eksenini de Sünni-Şii ayrımı oluşturuyor. Şii partilerle organik ilişki içinde olan İran yönetimi, Bağdat’tan Basra’ya uzanan çok geniş bir alanda işlerin kendi istediği gibi gitmesinden memnun. Bu durum ise Suudi Arabistan’ın ‘himayesi’ altındaki Kuveyt ve Bahreyn üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Her iki ülke de Suudi Arabistan’la çok sıkı ilişkiler geliştirmek zorunda kalıyorlar. Keza Birleşik Arap Emirlikleri de, Körfez girişindeki aidiyeti tartışmalı adalar yüzünden ihtilaf içinde olduğu İran’a karşı, Suudilerle askerî ilişkilerini sıkılaştırıyor.

Son olarak Lübnan’da Hariri suikastından bu yana İran’la Suudi Arabistan sadece birbirine muhalif siyasal partileri değil, aynı zamanda birbiriyle çatışan silahlı örgütleri de desteklemeye devam ediyorlar.

Dört ülkede yoğunlaşmış olsa da aslında İran’la Suudi Arabistan arasındaki güç mücadelesi tüm Orta Doğu’yu kapsıyor. Bu çıkar çatışması şimdilik vekaleten bir çatışma şeklinde yürüyor ve ‘İran-Suudi Arabistan Soğuk Savaşı’ olarak adlandırılıyor. ABD ile SSCB arasında yaklaşık yarım yüzyıl boyunca devam eden Soğuk Savaş’ta, taraflar birbirleriyle doğrudan silahlı çatışmaya hiçbir zaman girmemiş ama destekledikleri ülkeler ve gruplar üzerinden mücadele etmişlerdi. Kapitalizm ile komünizm arasında ideolojik bir çekişme görüntüsünde olsa da, ABD-SSCB arasındaki soğuk savaşın asıl sebebi her iki ülkenin de evrensel düzeyde çıkarlarını gerçekleştirme arzusuydu. İran-Suudi Arabistan soğuk savaşında da, öne çıkan unsur Sünni-Şii çekişmesi gibi gözükse de, mezhepsel farklılıklar sadece bölgede kendilerine hizmet edecek daha güçlü bir asabiyye oluşturmak için kullanılan araçtan ibaret.

SUUDİ ARABİSTAN-İRAN GERİLİMİ

Suudi Arabistan'da Şii din adamı Nimr El-Nimr'in idam edilmesi üzerine Riyad ile Tahran arasında başlayan gerilim bölge ülkelerinin de katılımıyla derinleşiyor. Suudi Arabistan ardından Bahreyn ve Sudan Tahran'la ilişkilerini dondururken Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ise diplomatik ilişki seviyesini düşürdü.

Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilim ve bölgesel rekabet yeni değil. Bunun uzun bir tarihçesi var.

Bu gerilimin önemli ayaklarından biri İslam'daki Sünni ve Şii ayrışması. Ancak bu son gerilim, kimi uzmanlara göre, içinde mezhepsel unsurların da olduğu siyasi bir kriz.

Yakın Orta Doğu tarihine bakıldığında, Suudi Arabistan ve İran arasındaki siyasi gerilimin 1979'daki İslam devriminden sonra derinleştiği görülüyor.

Devrimin ardından İran'ın bölgede Şii İslamcı hareketleri desteklemesinden endişe eden Suudi yönetimi, Körfez Arap Ülkelerinin İşbirliği Konseyi (KİK) kurulması gibi adımlar attı.

Riyad, 1980'lerde İran - Irak savaşında Suudi Arabistan Irak lideri Saddam Hüseyin'i destekledi. İki ülke arasındaki en önemli krizlerden birinde, 1987'de Mekke'de Hac sırasında Suudi güvenlik güçleriyle Şiiler arasında çıkan olaylarda yüzlerce Şii öldü.

Suudi Arabistan 1988 - 1991 arasında İran'la diplomatik ilişkilerini dondurdu. 1981'de Bahreyn'de Şii milislerin öncülüğünde bir darbe girişimi oldu.

Suudi Arabistan ve KİK ülkeleri İran - Irak savaşı döneminde İran tarafından saldırıya uğrarken 1984'de Riyad, hava sahasını ihlal ettiğini söylediği bir İran jetini vurdu.

Yine 1980'lerde kurulan Hicaz Hizbullah'ı ülke içinde çeşitli saldırılar gerçekleştirdi.

2003'teki ABD işgaliyle Saddam Hüseyin'in devrilmesi ardından Irak'ta kurulan ve ağırlıklı olarak Şii Iraklıların elindeki hükümetler İran'dan destek aldı.

Suriye krizinde Suudiler silahlı İslamcı grupları, İran ise Beşar Esad yönetimini destekledi.

Arap Baharı kapsamındaki isyanlar Şiilerin çoğunlukta olduğu Bahreyn'e ulaştığında, Suudi Arabistan, Bahreyn'deki isyanların bastırılması için askeri güç gönderdi.

2015'te Kral Selman Bin Abdulaziz iktidarın başına geçti ve İran'a karşı daha güçlü bir bölgesel politika izleyeceğinin işaretlerini verdi.

Yemen'de Şii Husilerin isyanı sonucu Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi Suudi Arabistan'a sığınırken Riyad öncülüğünde Yemen'e hava operasyonlar başladı.

Riyad Yemen krizinde Husileri İran'ın desteğiyle hareket etmekle suçladı.

Son yıllarda Batı ile İran arasındaki nükleer anlaşma yaşanan kısmi yakınlaşma, İran'ın Irak ve Suriye'deki artan etkisi Suudi Arabistan'ı rahatsız etti. Bu gelişmeler iki ülke arasındaki gerilimi artırdı.

Şİİ DİN ADAMININ İDAMI

Suudi Arabistan'ın trörizm suçlamasıyla aralarında Şii din adamı Nimr El-Nimr'in de olduğu bir grup mahkumu 2016’da idam etmesiyle kriz farklı bir boyut aldı. İdam sadece İran değil bölgedeki Şii toplumunda büyük bir infial yarattı.Şii din adamı Şeyh Nimr El-Nimr, Suudi Arabistan'daki Şii azınlığın önde gelen dini liderlerinden biriydi.

Nimr kamuoyu önünde Suudi Arabistan yönetimini eleştiren bir isimdi. Arap Baharını takip eden süreçte, Suudi Arabistan'da patlak veren protestoların ardından, 2012'te tutuklandı.

SUUDİ ARABİSTAN’IN PLANI

Lübnanlı Orta Doğu analist Renad Mansour, idamlarla Suudi Arabistan'ın; İran'ın, Suriye ve Irak'taki artan etkisini, Yemen krizinde elini güçlendirmeyi ve nükleer anlaşma üzerinden İran ve Batı'nın yakınlaşmasını engellemeyi hedeflemiş olabileceğini söylüyor.

Mansour, Riyad'ın hem İran'ın ABD ile ilişkilerinin normalleşmesinden hem de bunun kendisinin ABD'yle ilişkilerini etkileyebileceğinden kaygı duyduğunu söylüyor ve Yemen'deki ateşkes anlaşmasının bozulduğunu da hatırlatarak Riyad'ın idam adımıyla Yemen konusunda İran'ı provoke etmeye çalışmış olabileceğini kaydediyor.

Mansour, son krizin ardından bu ülkelerle ilgili siyasi meselelerin çok daha sorunlu bir hale geleceğini, iletişim kanallarının kapanacağını ve yer yer zıtlaşmaların daha artacağını söylüyor.

Mansour, "En büyük sorun Suriye'yle ilgili olur" diyor ve ekliyor: "ABD ve uluslararası toplumun büyük bölümü Suriye'deki tarafları bir araya gelmeleri için itiyordu. Bence bu son durum bu süreci tehlikeye atacak."

Mansour Suriye ve Irak'taki mezhepsel gerilimin artabileceğini siyasi meşruiyet amacıyla tetiklenen bir şey olduğunu vurgulamak istiyor:

"Şii- Sünni gerilimi siyasi meşruiyet kazanmak için yaratılan ve kullanılan bir araç. Mezhepçilik böyle işliyor. İran kendi destekçilerini kazanmak için için Sünni karşı duygular ve Sünni devletler kendi destekçilerini Şii karşıtı duygular yaratıyor. Ancak sokaklardaki insanlar şimdiye kadar sokaklardaki insanlar birbirileriyle sorun yaşamadılar."

İki ülke arasındaki krizin son yıllardaki en tehlikeli boyuta tırmanacağını belirten Orta Doğu analisti Bill Law ise, Riyad ve Tahran'ın kriz sırasında temel olarak neyi hedefleyecekleriyle ilgili şu görüşleri dile getiriyor:

"Riyad gerilimi besleyecek ve İran'la ABD'nin yakınlaşmasını batırmaya çalışacak. Bunun hangi seviyede yaşandığını görmek için İran devrimi zamanına dönmeniz gerecek."

04.11.2017