ABD’Lİ PETROL ŞİRKETİNİN TÜRKİYE RAPORU

Ortadoğu’yu kana bulayan BOP, Ilımlı İslam, Arap Baharı, Dinler Arası Diyalog gibi planların temelinde petrol yattığı sır değil. Uluslararası petrol şirketlerinin bölgeye ilişkin detaylı araştırma yaptıkları biliniyor. Bu araştırmaların neye hizmet ettiği, Ortadoğu’nun bugününe bakınca ortaya çıkıyor. Emperyalizmin raporlarında “Kemalizm’in ve milliyetçiliğin engel oluduğu” tespiti dikkate değer.

Celal ÇETİN

Ortadoğu’yu kan ve gözyaşı bataklığına sürükleyen petrol savaşlarının Türkiye bölümünü anlayabilmek için bir örnekten yola çıkalım.

ABD’nin petrol şirketi Retog, 1992’de Türkiye petrol/gaz dosyası hazırladı. “En Zengin Yataklar Türkiye Kürdistanı'nda” başlığı taşıyan bu raporda, Güneydoğu Anadolu, Bitlis, Van, Adıyaman, Tunceli’yi “Türkiye Kürdistanı” olarak adlandırıyor. Amerikalı petrol şirketi Retog, Türkiye, Suriye, Irak sınır bölgesinin petrol ve gaz rezervlerinin raporunu dosyaya dahil etti..

45 bin ABD Doları fiyatla satışa sunulan raporda, Türkiye'nin çok şaşırtıcı bir coğrafî konumu olduğu kaydedildi.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin, Ortadoğu petrol bölgelerinin kuzeydeki uzantısı olduğu belirtilen raporda, şu anki faal petrol sahalarının az miktarda petrol rezervlerine sahip olduğu vurgulandı. Raporda öne sürülen görüşlerin çok detaylı olması, şirketin uzun süre araştırma yaptığını gösteriyor.

Dört ciltten oluşan rapor, bölgedeki 517 petrol kuyusunun tüm kayıtlarını kapsıyor. Ayrıca bölgenin tüm jeokimya ve termal özellikleri ve tarımsal etkinliklerini gösteren haritalar da raporda bulunuyor.

Raporda yalnızca Ortadoğu'nun Güney bölgelerinin petrol bakımından zengin olduğu görüşünün aksine, içinde Türkiye'nin Güneydoğu bölgesi topraklarının da bulunduğu kuzey bölgelerinin petrol bakımından zengin olduğu belirtiliyor. Ayrıca bu bölgede daha önce ayrıntılı bir araştırma yapılmadığı vurgulanıyor.

Raporda, “Türkiye Kürdistanı” olarak adlandırılan bölgedeki işlenmeyen petrol sahalarının rezervlerinin büyüklüğüne atıf yapılıyor. “Bakir bölge” olarak adlandırılan işlenmeyen sahaların Irak ve Türkiye'de işlenen petrol sahalarından daha verimli olduğu iddia ediliyor.

Retog şirketinin yeraltı ve petrol araştırma fırsatları, Türkiye/Kürdistan adlı raporunda, 500 bin ölçekli harita, kuyular, büyük petrol ve gaz sahalan, 52 ayrıntılı kuyu jurnali, 517 kuyu bilgi kayıtlan, yerüstü coğrafî bilgiler, Bouger yerçekimi bilgileri, Türkiye-Suriye ve Irak'ın sismik derinlik haritaları ile bu ülkelerde çalışan petrol sahalarının ayrıntılı haritaları bulunuyor.

Raporda aynca Türkiye'nin siyasî yapısıyla bunun komşu ülkelerle kıyaslamalan da detaylanyla anlatılıyor.

DÜNÜN HARİTALARI BUGÜNÜ İŞARET EDİYOR

Bu tartışmalar devam ederken Time Dergisi’nde bir Kürdistan haritası yayımlandı. Bu haritanın Güneydoğu Anadolu'nun uzaydan çekilen petrol haritasıyla üst üste çakışması dikkat çekiyor. Yayımlanan Kürdistan haritasının sınırları Gaziantep'ten başlıyor. Kuzey Irak'tan Halepçe'ye kadar uzanıyor. Türkiye'nin zengin petrol yatakları Diyarbakır, Adıyaman, Nusaybin ve Batman arasında tüm Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni içine alan bir yay çiziyor.

Türkiye’yi direk ilgilendiren haritaların ve planların yanısıra, endirek etkileyen haritalar da bugünü işaret ediyor.

2006 yılında ABD Silâhlı Kuvvetler Dergisi’nde yayınlanan bir haritada Türkiye bölünmüş gösteriliyor. Haritaya göre Irak üçe bölünüyor ve büyük Kürt devleti öngörülüyor. Arap Şii Devleti, Sünni Irak Devleti, Büyük Ermenistan, Özgür Kürdistan, bölünmüş İran… Filistin’in adı yok.

ABD’de yayımlanan The Atlantic Monthly dergisi de 2008 yılında benzer bir harita ve makale yayınlanmıştı. Derginin kapağında “Kürdistan haritası” Türkiye’nin Doğu Karadeniz sınırına kadar uzanıyor.

Jeffrey Goldberg ise yazdığı bir makalede Kürtler’i kullanacaklarını itiraf ediyordu o günlerde. Wilson Beyannamesi’nin 12’nci maddesinde Kürtlere bağımsızlık sözü verildiğini hatırlatan Goldberg, “Türkiye, en fazla desteğin gerektiği dönemde ABD’ye yardım etmedi. ABD, Türkiye’ye pek çok kişinin söylediği kadar borçlu sayılmaz. Oysa Kürt liderler, sorumluluk içinde davranarak ülkelerini bir arada tutmaya çalışıyorlar” diyordu.

Yine 2008 yılında ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan “Saddam Sonrası Kürtler” raporunda Güneydoğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgeleri Kürdistan sınırları içerisinde gösteriliyordu. Raporda, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık isteyebileceği bilgisine yer verilirken, Türkiye, İran ve Suriye ile Irak’taki Şii ve Sünni grupların bu girişime karşı çıktığı belirtiliyor. Raporda, PKK’nın “terörist bir örgüt” olduğu vurgulanmasına karşın, bölücü örgüt mensuplarından “gerilla” diye söz edilmesi de ayrıca dikkat çekiyordu.

Raporun son sayfasında yer alan haritada, Kürdistan bölgesi Türkiye’nin Güney ve Doğu Anadolu bölgeleri, İran’ın batısı, Suriye’nin Kuzeydoğusu ile Ermenistan ve Azerbaycan’ın bir kısmını kapsayacak şekilde gösteriliyor. Haritanın kaynağı olarak, yine raporu hazırlayan Kongre Araştırmalar Merkezi gösterilirken, açıklama kısmında, “Kırmızı alanlar Kürt bölgesini göstermektedir” notuna yer alıyor. Raporda, bunun yanı sıra Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Iraklı Türkmenler, Türkiye ve PKK ile ilgili olarak dikkat çeken saptamalara da yer veriliyor.

ORTADOĞU VE KÜRESEL ENERJİ

Dünyanın kanıtlanmış doğalgaz rezervlerinin ise yüzde 34’ü de Ortadoğu’dadır.

Petrol tüketimi 2003’te günde 66 milyon varilken, 2020’de 119 milyon varil olacaktır.

Ortadoğu petrolünün kalitesi bir hayli yüksek ve maliyeti de ucuzdur.

Ortadoğu dünya petrol rezervlerinin yüzde 65.4’üne sahiptir. Bu rezerv 1.047 milyar varildir. Mısır, Cezayir, Libya ve Tunus rezervleri de eklenince toplam, rezerv dünya rezervlerinin yüzde 69.6’sına ulaşmaktadır. Ortadoğu’nun potansiyel rezervleri ise 252.5 milyar varildir.

2002 Yılında Ortadoğu küresel petrol ihtiyacının yüzde 41.4’ünü karşılamıştır.

Geleceğin küresel petrol ihtiyacını karşılayabilecek ve bu maksatla üretimi artırabilecek bölge Ortadoğu’dur.

2025’e kadar Avrupa’nın Ortadoğu’dan petrol alımı yüzde 57, Japonya’nın yüzde 50, Pasifik’teki gelişmekte olan ülkelerin yüzde 100 ve Çin’in ise yüzde 500 artacaktır.

TÜRKİYE’NİN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

Ortadoğu’da petrol savaşı yaşanırken, bölgenin en güçlü ve laik, demokratik devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dönüştürülmesi planları da eşzamanlı olarak yürütülüyordu.

ABD yönetimlerine ve CIA’ ya stratejik arge hizmeti veren “RAND Cooperation” adlı bir düşünce kuruluşu tarafından, “Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler” başlıklı 88 sayfalık kapsamlı bir rapor hazırlanarak Bush yönetimine sunuldu. “İslam ve Müslümanlar, Batı demokrasisi değerlerine ve küresel düzene uyumlu hale getirilemezse, medeniyetler çatışması olasılığının yüksek olduğu” tezinden yola çıkılan bu raporda, İslam coğrafyasının nasıl denetim altına alınacağına dair bir strateji öneriliyordu.

Raporun Türkiye bölümünde dikkat çekici analizler bulunuyor. Fethullah Gülen ılımlı İslam’ın en önde gelen liderlerinden biri olarak sunuluyor ve Gülen’in bilgecilikten kuvvetle etkilenmiş felsefesinin, farklılıklara hoşgörülü yaklaşmayı ve şiddeti dışlamayı esas aldığı ve özellikle gençleri çektiği ifade ediliyor.

Türkiye’nin İslam Dünyası’nın en başarılı ülkesi olduğu ve bu gelişmesini laiklik anlayışına borçlu olduğu; ancak “Kemalizm, milliyetçilik, vb. akımlar nedeniyle aslında laiklerin ABD’ye çok olumlu bakmadıkları” da raporda yer alıyor. Mevcut siyasi yönetim altında Türkiye’nin ılımlı İslam için iyi bir model oluşturduğu saptaması yapılarak, bu konuda Türkiye’deki iktidarın desteklenmesi gerektiğinin altı çiziliyor.

Bu noktada 1980’li yıllarda CIA’nin “Yakın ve Güney Asya Bölgesi Milli İstihbarat Şefi” görevini yürüten Graham Fuller’in “ılımlı İslam” görüşü önem kazanıyor. Fuller, RAND Raporu’nun ardından çıkardığı“Siyasal İslam’ın Geleceği” adlı kitapta; Amerikan dış politikasının en önemli hedeflerinden birinin özünde İslamcı fakat aynı zamanda liberal bir İslami reformu teşvik etmek, bu amaçla da Nurcuların özellikle Fethullah Gülen’in desteklenmesi gerektiğini ileri sürüyor.

Tüm bu planlar kapsamında değişim/dönüşüme tabii tutulacak 23 ülkenin (Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, Lübnan, Filistin, Ürdün, Suriye, Türkiye, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen, İran, Pakistan ve Afganistan) ABD’nin“stratejik enerji kaynaklarının ve ulaştırma hatlarının denetim altında tutulmasına yönelik” ulusal çıkarları ile örtüşen ülkeler olması dikkatlerden kaçmıyor.

SONUÇ: Bu yazıda çok yakın tarihteki gelişmelere yer verdik. Bu planların kökleri çok daha derinlere uzanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü, 1. Dünya Savaşı sonrası Sevr’i ve İstiklal Savaşı’nı kapsayan planlarla karşı karşıyayız. Ortadoğu’ya kan gölüne çeviren, Türkiye’yi ayrıştıran ve uçurumun kenarına getiren planların etnik, mezhep ayrımı yapmadığı acı biçimde yaşanarak görüldü. Bölge artık etnik, mezhep ayrışması ile emperyalizmin tuzağına düştüğünü anlamak zorunda. Ya anlayacak, ya kan kusmaya devam edecek.

03.11.2017